Dekor :Sahnenin arka plânı karanlıktır. Üç ağaç, karanlığın az önünde üç ağaç. Yangından mı kurumuşlar nedir? Yoksa yaşından önce mi eskimişler? Birbirlerine uzak, üçgen olmuşlar. Kolsuz, elsiz, karanlığın içinde üç kuru ağaç. Kuru toprağın üstünde, üç kuru ağaç. Kuşlar konmaz, kargalar bakmaz üç kuru ağaç. Ağaçların çevresinde, tarlalara dizilen, dizi dizi korkuluklar.
Kişiler: Ortadaki ağaçta, Korku’yu temsil eden kişi. Soldaki ağaçta, korkuvereni temsil eden biri. Sağdaki ağaçta, mutlu azgını (mutlu azınlık) temsil eden biri. Üzerlerinde pelerinler vardır, gülen maskeleri boyanmıştır yüzlerinde.
Üç kişi. Üç kadın mı? Üç erkek mi? Üç insan diyelim. Korku, Korkuveren, Mutlu azgın; maske değiştirerek rolleri paylaştırılabilir. Ağaç yanındaki bu figürler oyunu sahneleyecek kişinin tercihi goğrultusunda bir çok kişi de olabilir.
Korku - (Sahneye girer, ortadaki ağacın yanında yerini alır.) Durup dururken, insanlar beni başlarına taç ettiler. Ben de ne iş yapacağımı şaşırıp duruyordum. “Korku“ dediler, “korku" koydular adımı. İyi de oldu; ama sonraları başımı kaşıyacak vaktim kalmadı. Beni; işlerine geldiğim zaman çok seviyorlar, titiriyorlar da andıkça, akıllarına geldikçe, akıllarına getirildikçe. Öğretilerle kısıtladığım, kurallarını koyduğum, günah ve sevaplarla dolu bir hayat dayattım onlara.
Korkuveren - (Soldaki ağacın yanına yaklaşır.) İşi başından aşınca, (Korkuyu gösterir) beni yanına aldı. Çıraklık devresini başarıyla tamamlayınca, usta ve uzman sınavlarını da verdim. Korkuveren olarak kadrolarımı kurdum. Bize saygıları olduğu, korkulara boyun eğdikleri sürece, işler herzamanki gibi tıkırında gidecek. İnce sazdan, cenaze marşını dinletmeye devam edeceğiz.
Mutluazgın - (Sağdaki ağaca yaklaşır)Beni öyle mutlu ettiler ki, hiç sormayın. Sağolsunlar, karşıma genelde suskun bir çoğunlık çıkardılar. Ben de yanıma, az da olsa birkaç mutlu daha aldım ve mutlu azınlıklar olduk. Mutlu azgınlar diyorlar, aldırdığımız yok, mühür bizde. Tanrımız bize yürü ya kulum demiş, biz arada koşuyoruz da!
Korku - (Öne çıkar)Diğerleri yetişemediği zaman, ben de onlara katılarak bir çok kılığa giriyoruz. Yönetiyoruz, yönlendiriyoruz. Bizi hep alkışlıyorlar, durmadan dinlenmeden alkışlıyorlar, şükrediyorlar. Bu durum bize güç veriyor.
(Üçü yanyana gelir, kolkola girerler.)
Korkuveren - İşler tıkırında gidecek.
Korku - Arada bir söveriz, döveriz.
Mutluazgın - Severiz de arada.
Korkuveren - İşler tıkırında gidecek.
(Ayrılırlar, geldikleri yere giderler. Üstlerindeki pelerinleri çıkarırlar ağaçların yanına bırakırlar. Sırtlarını döndüklerinde, kendilerinin gerçek yüzlü maskelerini takarlar başların, yani: Korku, Korkuveren, Mutluazgın olurlar…)
Anlatıcı - (Sahneye girer)İnsanlar korkuyla ilk kez nerede, ne zaman ve nasıl tanışır diye bir soru takıldı aklıma. Ardından da yine bir sürü soru birbirini kovaladı. Ana karnında dokuz ay on gün kadar beklerken neler yaşandı acaba? Kimimizin dayancı yetmedi, bir an evvel fırlayıp özgürlüğe kavuşmak istedik! O karanlık odada dışardan gelen sesler insanı ne kadar etkiledi? Bilinçaltına yerleşen birşeyler kaldı mı? Doğum korkusu olmayan insan “merhaba dünya“ dediği an, korkuyada mı merhaba diyordu? O ilk anlarda, korkulu sesler duyulacağını zannetmiyorum, dışarda silâh bomba sesleri yoksa, ya da istemeyerek ziyaretine gelinen bir işkence odası değilse.
1. Kişi - (Anlatıcıya yaklaşır,) Belki ana dokuz doğuruyordur ama, korku doğurmuyordur. O karanlık odada, korku tohumları ekilir mi? Hangi ana ister bunu?
Korku - (Bulunduğu yerden yüzünü döner,) Bizim işimiz orada başlamıyor.
(Effek; bebek ağlaması )
Anlatıcı - İnsan ilk soluk alıp vermeyi denerken, etraftan belki de ilk ve son kez güzel sözler duymuş olabilir!
(Perdede; eller arasında yeni doğmuş bir bebek resmi.)
1. kişi - Aaaa bak, oğlan oğlan, tıpkı babasına benziyor.
2. Kişi - Yavrııııımmm, halt etmişsin, babasına benzeyen tek bir tarafı var, balta sapı gibi maşallah! Dedesine benziyor dedesine, ağız burun tıpkı dedesi. Tu tu tu kırkbir kere maşallah, yavrııııımmmmm. Nazarlığını getirin takalım.
1. Kişi - Neresine?
Anlatıcı - Veya,
1. Kişi - Gelin gibi maşallah, şu güzelliğe bak.
Anlatıcı - Erkek adamın erkek oğlu olurmuş!
2. Kişi - Babasına sonra haber verin!
Anlatıcı - Gibilerden…
Bazı soruların yanıtlarını uzmanlara bırakarak aklımın yettiği kadar yorumlamaya çalışacağım; korku denilen o, gözle görünür görünmez, elle tutulur tutulmaz, insanın kendisi için yarattığı bu teori ve pratiği.
Korku - (Diğer iki yandaşını yanına alır)Öğretilerimi, kurallarımı iyi algıladıklarını umarım. Sizlerin işi başlıyor.
1. Kişi - Korku ve korkudan üretilen sözcükler bilgiliklerde geniş bir şekilde tanımlanıyor. Biz onları aktarmak istemiyoruz, bilmediğimiz şeyler değil, zaten onları da üreten ve tüketen biz insanlar değilmiyiz?
Korkuveren - (İkisinin arasına girer) Evet üreten ve tüketen! Biz sadece aracıyız, denetleyen?
Anlatıcı - Korku; insanların sürüleştirilmesi için, mutlu azgınlar tarafından yüksek dozda verilen bir uyuşturucu mu? Bu verileni almayan, almak istemeyenleri neler bekliyor? Mutlu azgınların, korku verenlerin tavrı ne oluyor? Sürüye katılmayanları, sürüden ayrılanları kurtlar mı kapar mış? Nasıl kapar mış? O kurtlar kimler?
Mutluazgın - (Yerinden ayrılır, Diğerlerinin yanına yaklaşır) Tarihte neler yaşandıysa, tekrarlanıp durur.
2. Kişi - Mutsuz çoğunluğun dünyasında; açlığa, yoksulluğa, ilâçsızlığa geldiğinin farkında olmadan, ilk anlarda sevinç mi, üzüntü mü, ne olduğu anlaşılamayan araştırılmayan veya fiziksel yanıtlar verilen o çığlıkları atan insancık, sevgi sesiyle korku sesini ayırdedebilirse, ilk adımlarını da atabilirse ve yürüyebilirse ve koşabilirse, o çirkinliğe karşı zamanla, kimliğini kazanıp mücadele mi edecek, yoksa korkuluk olup içinde yerini mi alacak?
(Perdede; Gözleri şişkin güzel bir çocuk resmi.)
Korkuveren - Sakın ola ki, yanlış seçim yapılmaya!
1. Kişi - Kararını o ilk anlarda verecek durumda olmadığından, günler sayılacak, “ah başıma gelenler“ diyerek çekip gitmek yok, o şans kalmadı artık “son pişmanlık fayda vermez“ demişler, öğrenecek.
Anlatıcı - Gökgürültüsünün ne olduğunu bilmeden ilk korku bölük bölük anlatılmaya çalışılabilir; temel güvenini kazandıracak olan, güzel sesli annesinin ilk ulusal marşı belletir gibi.
Korku - (Eski yerindedir)Dersini iyi çalışmış olmalı, öğretiler alınmalı ve satılmalı!
2. Kişi - Uyusunda büyüsün niiinni.
Anlatıcı - Bebek bunu dinlerken, onun yerine çözemediği yeni tonlamalar,
2. Kişi - Ayyy gürgürbaba, sus sen, bebek uyuyor. Nereden çıktın sen böyle durup dururken, gügürbabaaa!
Anlatıcı - Karşısında, bir ürpertiyle derin uykusundan uyanabilir,
(Effekt ; gökgürültüleri, bebek ağlama sesleri)
Korkuveren - Ve yeni seslere işte böyle direnebilir. Fakat bu henüz bir korku değildir, çünkü korku nedir bilmez, daha öğrenmemiştir, öğretilememiştir; ama güven sarsıntıları da başlamıştır!...
1. Kişi - Beşikte eğitim mi, korku mu başlar, yoksa her ikisi de mi? Yani korku eğitimi mi? Bunlar verilmeye başlanıyor belki, fakat alınıyor mu? Altına yapmama, karnını doyuramama, uyuyupta büyüme gibi? Uyutularak, uyuyarak korku ve eğitim tamam da, diğer ikisi? Yoruma açık kalsın!
Mutluazgın - Yorum da yapabiliriz; kurallara uyulduğu takdirde, taltif edilir aç kalmaz, altına da hakim olabilir.
Anlatıcı - Emekleme çağı korkuların da başlangıcı oluyor. Beşikle ergenlik aradaki süreç içinde, dil sorunundan dolayı çözemediği, anne ve babasının ses frekanslarının çeşitliliği, yıllar sonra bilinç altından çıkıp karşısına dikiliverecektir, kesinlikle.
2.Kişi - Aslan yavrum, aferim sana!
(Effekt; bir süre alkış sesleri)
Anlatıcı - Sana ne be kadın.
1.Kişi - Gibi, aynı ellerin biryerlere çarpmasının yankıları yürek, beyin duvarlarına yerleşmiş olabilir.
(Effekt; Bir süre tokat ve hıçkırık sesleri)
Anlatıcı - Emeklemeden önce, etrafta merakla incelenen birçok şeye ulaşmak, onların n’olduğunu anlamak için, gözle değil elle dokunmak zamanı geldiğinde, gürgürbabalar, gürgüranacıkların da ardısıra koşacağı, coşacağı günler gelmiş olacaktır.
2.Kişi - Dokunma ona cız cız, elleme cız, yapma cız…
(Effekt: Kızgın yağa düşen soğuk et parçası, ardından kırılan bir cam eşyanın sesleri.)
1.Kişi - Ben sana yapma demedim mi, bak kırıldı işte.
Anlatıcı - Hayır, sen bana cııızz dedin, şangır demedin ki,
diyemez, henüz dil sorununu çözemememiştir.
Korku - Al sana, al sana kerata…
(Effekt ; Ufacık ellere vurulan tokat sesleri, ve bebek ağlaması)
(Perde; Ağlayan bir bebek resmi.)
2. Kişi - Niye vuruyorsun ufacık çocuğa?
Anlatıcı - Sorularına verilecek yanıt hazırdır ve genel disiplin kurallarının başını çekmektedir.
Korkuveren - Korksun kerata, korksun da bir daha yapmasın.
1. Kişi - Dalları çatırdayan ağaçların doldurduğu, bir orman gibi büyümeye başlar korku. Etekleri tutuşan, korku dağlarının dumanları sarar herbir yanı, çıkmak zorlaşmaya başlar. Kör etmesin, gözleri, yürekleri…
2. Kişi - Parmak kadar çocuk ne anlar korkudan?
Korku - Anlıyor ki, ağlıyor kerata!
Anlatıcı - Gerçekten de korkuyu anlayarak mı ağlıyor, yoksa bu ağlama sesleri de karşı tarafı anlayamamanın cevapları mı? Güvendiği dağlara kar yağması mı?
1. Kişi - Oysa kırılacak eşyaları birsüre ortadan kaldırmak veya ulaşılamayacak yerlere koymak, daha akıllıca bir yöntem olamaz mı? Kırılanların tokatla geri gelmesi mümkünse, önce kendimizde uygulamamız daha isabetli olmaz mı?
Korkuveren - Merak, korkuyla atbaşı yarışacak ve daha çook tokat, ağlama sesleri gelecektir…
2. Kişi - “Ananın vurduğu yerde gül biter” miş! “Kızını dövmeyen dizini döver”miş! Vurmasak da, anagül ve babakaktüsler asıl yerlerinde kalsa. Daha, yanacıklar ve kabacıklar güllerle donanmadan önce, dikenli korkular kulaklara küpe edilmeye başlanır.
Korkuveren - Çabuk yemeğini ye, öcü gelir yoksa yer seni hııııı!
Korku - Allahbaba günah yazar…
Korkuveren - Uyu, uyu yoksa öcübabaya veririm seni hııııı!
Anlatıcı - Bu da nedir ki durup dururken, cız, caz, şangır, gürgürbaba, gürgürana, Allahbaba, şimdi de öcübaba, amma da çok baba varmış!
(Perde; Şaşkın bakan bir çocuk resmi.)
1.Kişi - Sorularına yanıt aramak daha erkendir, tüm bunları algılayamazken bile, bilinçsiz ilk protesto sesleri yükselebilir.
(Effekt : çocuk ağlaması )
2. Kişi - Daha ne babalar görecek, duyacak, beklerse. Korkuverenlerin üzerine sürdüğü, mutlu azgınları “kurtar beni baba” diyerek, karşılayacak olursa, kimliğini bulamamanın sancısına, yan gelip yatarsa.
Anlatıcı - Korkuverenler aynı zamanda korkaklardır diyebilirmiyim? Korkmak ve korku vermek, bilerek veya bilmeyerek öğrendiklerini satmak, pratikte öğrendiklerini pratiğe geçirmek? Kimi kez korku vermekten zevk alma sadistliği. Tedavisi mümkün mü acaba? Yoksa korkularının içine gömülüp gidecekler mi?
Korkuveren - Konuş rospu çocuğu.
Korku - Kimsin, nesin, anlat lan.
Korku - O nerede, şu nerede, bu nerede?
Korkuveren - Konuş lan rospu çocuğu.
Mutluazgın - Sen kimin malını kimden alıyorsun lan?
Korku - Sen mi verdin onları?
Üçü - Bize katıl! Bizden ol! Teslim ol!
Mutluazgın - Rahat et!
Korku - Konuş lan….
Korkuveren - Ver ceryanı!
Korku - Sok copu.
Mutluazgın - Kır kafasını. As çarmıha. En üst kattan atın aşağıya.
Korkuveren - Kanunun bana vermiş olduğu…
Korku - Kır kalemi!
(Perde; İnsanlar…)
(Effekt; Sadist kahkahalar, gülmeler, alkışlar, sürü sesleri…)
Anlatıcı - Gelişmiş ve modern eğitimle de bu korku verme işkenceciliğini meslek haline getirmiş olanları anımsamakta, anımsatmakta yarar var kanısındayım, aramızda dolaşmaktan korkmasınlar, korkmayanları görsünler diye düşünüyorum.
Korku - Neyse, gelelim sadede.
Korkuveren - Emekleme çağında emekleyen korkular, yürüme çağındaki ilk adımlara da önde giden bir gölge gibi katılacaktır. İlk adımı atamamanın korkusu, belki de yaşam boyu adımlarını tutuklayacaktır.
(Perde; Ayakta tay tay duran bebek.)
Anlatıcı - Ah bir atsam şu ilk adımı, gerisi gelir! Poponun üzerine kendini bırakması, ardından bir gürgürbaba,
1. Kişi - Korkak bu çocuk, tembel, korkak…
Anlatıcı - dönüp, sen yürüyerek mi cıkıp geldin bu dünyaya? Diyemez, dil sorunu çözülmemiştir.
(Perde; Poposunun üstünde duran ve ağlayan bir çocuk resmi.)
(Effekt: Hırçın bir bebek ağlaması.)
2. Kişi - Düşe kalka, adım atmasını öğrenebildik nihayet. Adımları çoğaltmak ve yürüme sevdası, etraftaki gülücüklerin, arada alkışların artmasıyla heyecan verici oluyor. Durmak nedir, nasıldır öğrenmeden böylesi özendirmelere kapılmak güzel de, sonuçlarına da katlanmak gerek. Pahalıya da patlıyor böylesi acelecilik, ne kafa kalıyor ne göz.
1. Kişi - Sarısı olmayan yumurtalar, alnın görünen yerlerinde ve gürgürananın çiğnediği bayat ekmeklerle örtülü şişlikler, öğrenme bedelinin göstergeleri oluyor.
Anlatıcı - Yürüdükte ne oldu? Kimimizin elinde tahta bir tüfek, kimimizin ayağının önünde lâstik bir top, sırtında birtakım üniformalar.
2. Kişi - Topa bir vuruyor amcası hiç görme…
1. Kişi - Görmesin görmesin, ne cam kalldı ne çerçeve.
2. Kişi - Bir siper alışı var amcası, karşıdaki küt aşşada...
1. Kişi - Televizyonların camı kör olsun inşallah!
Anlatıcı - Geleceğimizi; kimlik ve kişiliğimizi de gürgüranamızla, gürgürbabamız gecikmeden belirlemekte, kararlılıklarını ise danışmaya bile gerek görmeden açıkça belirtmekteler.
2. Kişi - Oğlum büyüyünce doktor olacak. Değil mi, oğlum?
1. Kişi - Kızımın öğretmen olmasında kararlı olduğumuzu açıklamamda bir sakınca görmüyorum, öyle değil mi kızım?
Anlatıcı - Oysa, çocukları bir dinlesek mi?
2. Kişi - Ben büyüyünce topçu olcam topçu, İspanya hedefim!
1. Kişi - Ben özel tim olacağım, temizliyeceğim nekadar ne varsa!
2. Kişi - Ben şarkıcı olacağım, Yuroviziyonu alacağım.
1. Kişi - Ben de artiz, Holivuta kadar yolum açık olacak.
Anlatıcı - Derlerse ve Amcaları da, ozaman okula, okumaya ne gerek var, derse. Neyse…
Korku - Merhaba dünya dedikten sonra, süregelen korkular, yaşamın ilk basamaklarında geçici veya yeredici olmayabilir, ya da izlerin kalabilirliği, insanın yerini bulamamasıyla tartışmaya açık bırakılabilir; yanlış kimlik arayışları da başlatılabilir.
Mutluazgın - Meselâ kolları bel hizasında dirsekten kıvırıp veya havaya kaldırarak ellerin açılmaya zorlanması, korkuyla harmanlandırılabilir.
Anlatıcı - İşte bu hal ve durum kalıcı olursa, vay haline dünyamızın.
2. Kişi - Emekledik, tay tay durduk, ilk adımlar da geldi ardından. Eksik kalan bir şey var.
1. Kişi - Konuşsana…
2. Kişi - Dur acele etme, her şey sırayla, korkutuyorsun.
1. Kişi - Konuşsun, konuşan insan olsun!
2. Kişi - Böyle korkutursan… zor…
Korkuveren - Korksun da konuşsun, konuştur onu, yoksa ben konuşturmasını bilirim!
1. Kişi - Gür…gür… annnnn.
2. Kişi - Aaaaaa, ne dedi?
1. Kişi - Öööööc babbbb.
2. Kişi - Bana mı dedi?
Anlatıcı - Eti senin, kemiği benim, korkma sönmezlere geldik mi? Türküm, doğruyum, çalışkanım ezberine girdi mi? Keşki bu otobüse binmeseydim, o durakta beklemeseydim demek zorunda kalınabilir ve akıl yeterliyse gelecek günlerin yalellisi, dillere takılabilir.
1. Kişi - Çok geç mi? Terli at yokuş yukarı sürülmek istenebilir. Bulabilirsen düzlüğü, buldurturlarsa ve gözün yiyorsa bulduğun zaman o düzlüğü, yılma. Ayağa kalk, terini sil, düzlüğün sonunu bulmak için doğruya koş…
2. Kişi - Korku almış başını gidiyor, girmiş çıkmaz içinden. O düzlükte bel büküp yürüyenler, tepe taklak yuvarlananlar, efendimciler, toprağa, çanağa başlarını gömenler, korktuğu tanrısına sığınanlar.
1. Kişi - Dur, hiç olmazsa dur, durmasını bil, bir gelen olur, elinden tutan olur.
Anlatıcı - Mutlu azgınları, korkuverenleri çeşitli kılıklarda görebiliyoruz. Birinin başında silindir şapka “halkın vekiliyim“ diyor. Kendini; onu vekil tayin eden toplumun üstünde görüyor. Başını sarıklamışlar, tanrı korkusu dağıtıyor, tanrı adına zulüm saçıyor, harami oluyor. Bunlar, insanları sürüye katıyorlar.
Korku - Birdenbire karşımıza çıkarılan ve bir ömür boyu sürebilecek olan Tanrı korkusunu tamamlayan günah, cehennem, şeytan karşılığında, sevap, cennet, melek gibi ayrıntılar, geleceğimizi aydınlatan veya karartan ögeler olarak omuzlarınıza yüklenilecektir.
Mutluazgın - Zamanla bunu aşmak, korku mu, saygı mı kararını vermek bir yaşamı nasıl etkiler? Ana sorunları birtarafa bırakarak, korku adına insan eliyle Tanrı evleri mi yapmak veya yakmak yıkmak mı?
(Perdede ; Madımak otelinden görüntüler.)
1. Lişi - Saygı adına insanları severek, korkuları atmak mı?
2. Kişi - Bir kez daha pişman olmadan, geldiğin gibi gitmek mi?
1. Kişi - Yürekli gülmeler mi, gülmelere yoksunluk mu?
Korku - Okul korkusu, ders, öğretmen bir de hoca korkusu, daha öncekilerle beraber sıralandı karşınıza. Daha neler neler sıralanmayı bekliyor, sen davetiye gönderdikçe, açık ve net olmadıkça, kimler gelip kimler gitmeyecek.
Korkuveren - Dayak korkunun bir parçası oluyor. Dayak cennetten çıktığına göre, korkuyla beraber gelmişlerdir.Korku, dayak ve cennet!
Anlatıcı - Bunların cehennemden gelmediklerini varsayarsak, neyi seveceğimize karar vermeliyiz. Bilmesek de, görmesek de o yer bizim yerimiz midir?
2. Kişi - Sokaklar bizi yutmadan önce, oraların zevkini çıkarma çağındaki mahalle arkadaşlarımızla ilk çatışmalar da başlayabilir. Karşılıklı suçlamalar;
1. Kişi - Korkak!
2. Kişi - Sensin korkak.
1. Kişi - Hayır sensin.
2. Kişi - Ben değil, sen korkaksın.
İkisi - Korkak, korkak, korkak.
Anlatıcı - Belki de, ömür boyu beraber olacağımız bu insanlarla, korku yollarında mı yürüyeceğiz, yoksa yüzyıllar sonra da altında oturulup anılarına, anılar katılacak, gövdelerinde silinmesi mümkün olmayan isimler yazılı, çınarlar mı dikeceğiz?
1. Kişi - Oku oku yoktur sonu mu, boktur sonu mu?
2. Kişi - Sen hangi okulda okuyorsun?
1. Kişi - Özel Bombok Koleji’nde. Ya sen?
2. Kişi - Özel Bokoğlu Lisesi’nde.
1. Kişi - Bundan sonra nereye devam edeceksin?
2. Kişi - Özel Babalar Üniversitesi’ne.
Mutluazgın - Benim kızlarım özgürlükler ülkesinde okuyorlar.
Korkuveren - Doğru, senin yönettiğin ülkede özgürlük olmayınca, senin özel özgürlüğün gelinceye dek buna katlanacaksın.
1. Kişi - Benim babam özel değil, özel okullara gönderecek özel parası da yok. Biz özel olmayanlar sınıfındanız.
2. Kişi - Geleceğin n’olacak peki?
1. Kişi - İşsizler ordusunda bir çavuş. Ya sen?
2. Kişi - Korkaklar ordusunda bir nefer.
Anlatıcı - Gelecek korkusu, elle tutulur, gözle görülür korkuların başlangıcı da oluyor. Yüzyıllardır insanoğlunun eline tutuşturulan korku küreğiyle, cesaret tüneli açılamıyor. Cesaret küreğiyle, korku çukurları kapatılabilir, ardımızdan gelecekler bu geleneği devam ettirebilir, unutmayalım.
1. Kişi - İnsanların dünyayı boşu boşuna işgal eden bir palyaço, kukla, hokkabaz, soytarılar kalabalığı olduğunu düşünüyorum. Birbirlerinin yüzlerini boyayarak, kendilerine göre sembolleştiren, ağlarken gülen maskesini, gülerken ağlayan maskelerini yüzlerine, yüreklerine, beyinlerine geçiren bir sürü olarak görüyorum.
2. Kişi - Suratlarında yapma gülücükler şekillendirerek, kendilerini ve karşılarındakini aldatmayı uman, korkunun gölgesindeki sığıntılar.
1. Kişi - O yüzlerle dünya sahnesinde dolaşan, oyunlar oynayan, korkuyu yenmeğe değil; ama korkuları güçlendiren, gerçek yüzünü göstermemeyi, dayatılanı doğru olarak kabul eden, güçsüzler ordusu.
Anlatıcı - Birgün geliyor boyalar dökülüyor, maskeler düşüyor. Yeni maskeler takılır, yeni boyalar sürülürken, gerçek yüzler, bir an için bile olsa açığa çıkıyor. Sürüye katılanlar birbirini izliyor. Mutlu azgınların, korkuverenlerin koyunları olmak, kolayına gelenler de bulunuyor.
2. Kişi - Korku, ani bir kar yağışı gibi bastırabilir, buz tutmadan, güneş gibi ısınarak onu eritmek pakalâ mümkündür. Bir kıyılara gizlenerek korkunun erimesini beklemek, eritmeyen güneşin bulunduğu korku kutbunda yaşamanın ta kendisidir.
Üçü - (Şarkılarına başlarla )
sürüye katılanlara
varacakları yerlere vardılar
daha sonra
korku doldu yüreklerine,
ve durdular yürüyemediler
ve
yürüyenlere taktılar karanlıklarını,
küfrettiler
küfrediyorlar
sıcaktan kaçtılar,
soğuk yataklarında yatıyorlar
ıslak ve kaygan,
sevgisiz
duyarsız ve de duasız,
olur mu
bayrak ellerindey di,
ufku solucan gibi dolanan
koca bıyıklı dostum benim
yaşadığına kuşkuluyum,
karanlık ve küfredensin,
kaçak kavgasız ve duyarsızsın
bir taş gibi,
hiç kızma
gelecek benim elimde
güzelim çocuklar geliyor
geride
ne güzel de gülüyorlar,
korkmayacaklar
küfretmeyecekler
biliyorum
inanıyorum,
duaları
kaleleri olacak
sevgileri de ellerinde,
ve sen iki büklüm olacaksın
soğuk yatağında koca bıyığını burarak
durağan ellerinle tesbih çevireceksin
ve
teslim olduğuna
sürüye katıldığına
yanacak-mı-sın?
Mutluazgın - Yeni bir insanın gelişine sevinenler, düğün bayram edenler, bir diğerinin gidişine neden gözyaşı dökerler, ağıtlar yakarlar, hüzünle yolcu ederler birtürlü anlayamıyorum.
1. Kişi - Ölüm korkusunun; doğumdan sonra varılacak olan en doğal sonucun olduğunu, kabul etmek zorunda değiliz. Ölümün bir korku haline dönüşmesinde, insanlar elbirliğiyle kendilerine eziyet verecek teoriler üretmişler. Korkuyu da yenecek güç yeterliğini tanrı korkusuyla alaşağı ederek, korkuverenlerin ellerine bir koz vermişlerdir.
Anlatıcı - Ölüme birçok değerlendirmeler yapılıyor, değerler biçiliyor; “başağrısı bahane”, “vade”, “Allah verdi Allah aldı”, “vatan yolunda”, “Allah yolunda”, “Niyazi” gibi, herkesin kendine göre kabul edeceği bir takım kaftanlar geçiriliyor.
1. Kişi - Korku teorisiyle pratiğe geçirilen ölümler için de yapılan yorumlar, aşağı yukarı doğal olanla, doğal olmayanları aynı kapta eriterek uyusun da büyüsün edebiyatına getiriliyor.
2. Kişi - Mutlu azgınlar, korkuverenler için ölüme gitmek, ölmek, onlar için diğer insanları korkutmak, öldürmek yani savaş, asıl korkunun ta kendisi değilmidir? Korkanlar, korkuverenlerden hesap soramıyor, sormuyor; “beni, niçin, neden tanımadığım insanları öldürmeye gönderiyorsun?”, “ben o insanları tanımıyorum, o insanlarla hiçbir alışverişim yok, neden öldüreyim?” deme cesaretini gösteremiyor. Karşısına kokuluklar dikilmiş o tarlaya giremiyor. Çünkü kutsal kitapta da yüz on dört kez savaş, onyedi kez barış sözcüğü korkakları, korkuverenlere boyun eğdirtiyor. Tanrının ordusuna asker yazılıyor.
1. Kişi - Ölen şehit, kalan gazi korkunun madalyası oluyor.. Korkuverenler tanrıseverliği, korkuseverlikle eşleştiriyor, kutsal kitapta 26 kez yinelenen Allah korkusu beyinleri uyuşturuyor.
Anlatıcı - Barış; korkuverenlerin en büyük korkusu oluyor, yalan da en güçlü silâhları.
Korkuveren - “Asker oldum piyade, bugün aşkım ziyade”gibi, kahramanlık türküleriyle uğurlanıyorsun.
Anlatıcı - “Yumurtanın sarısı, gitti çükümün yarısı” dedikten yıllar sonra, erkek olmanın ikinci basamağı. Dayak, küfür yemeden erkek mi olunurmuş? Korku burada, geçici olarak biraz daha büyüyor.
Koruveren - Üst’lerin, dayak atma yöntemlerine yıkılmadan dayanacaksın. Yoksa, erkek olma süren uzayabilir.
Mutluazgın - Veya kısalabilir de.
Eli Yemendir, gülü çimendir
Giden gelmiyor, acep nedendir?
Korkuveren - Burası Busch’tur (Pardon) Huştur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir?
1. Kişi - Meçhul asker abidesinde, ismi bile okunmuyor. Yazılsa ne olur?
2. Kişi - Dünyada iki büyük topluluk olduğu bir gerçek. Askerler ve işçiler. Bunu yadsımamız mümkün değil. Askerlik bir meslek olarak yapılmıyorsa, ikisinin içinde de yer alınıp, daha sonra asıl yerine dönülüyor, eninde sonunda işçi olunuyor. Değişik adlarda da olsa; meselâ kol emekçisi, kafa emekçisi gibi ama netice değişmiyor.
1. Kişi - Her ikisini de kullanan, mutluazgınlar, korkuverenler; birilerinin eline silâhları veriyor, diğerleri emeğini, alın terlerini gösteriyor, insanlar birbirlerine kırdırılıyor. Sınırlar ötesi korkular yaşanıyor, emeğini satarak kutuplara kadar dağılan insanlar, her yerde öte sınırlardan gelen korkuverenlerin korkuluklarıyla karşılaşıyor.
2. Kişi - Korkuverenlerin böl ve yönet yöntemleriyle parçalanmış, herbiri bir tarafa çekilmiş, birlik ve beraberlikten uzaklaştırılmış sarılı, yeşilli, kahverengili korku elbiseleri giydirilmiş, arada korku hırıltıları çıkarmalarına izin verilen bir sınıf görünümünde.
Emekçilere birşey vermeden, çok şey isteyenler oluyor. Kimileri tutup kolundan yürü diyor, bazıları zorlayarak durduruyor.
1. Kişi - Sorunlarına eğilemeyen, gücünü kullanamayan, sorunları ve sorumlulukları paylaşamayan, yüklenemeyen, nasıl eğileceğini bilemeyen emekçiler iki cami arasında beynamaz kalıyorlar. Kendi içinde barışık olmayan, sınıfının bilincine varamamış kimliğini koyamayan bu insanlar, birileri tarafından istenildiği gibi kullanılıyorlar. Dargınlık, kırgınlık, dedikodu, çekememezlik, sığlık birilerinin işine geliyor, bu durum onları çağdaş köleler durumuna düşürüyor. Saldıkları korkularla birlikte işsizlik, yoksulluk, en büyük karabasan.
2. Kişi - Korku korkuyu doğuruyor, rahata eririz diye;
Üçü - Bizler makinalar icat ettik
Kendi ellerimizle,
Okşayarak doğurduk
Hain çıktılar,
Yarattığımız o makinalara
Yenildik,
Hain çıktılar
Ve
Simdi makinalar çalışıyor
Biz işsizliğe itildik
1. Kişi - Sen yoksun yine, öteki vardiyadasın. Senden önce yatacağız, senden önce kalkacağız. Ben işe, çocuklar okula dağılacağız. Korkuverenler bir türlü bizi bizden koparamıyorlar, inadımıza korkuyorlar. Senin yattığın yere uzanıyoruz üçümüz de, yastığını kokluyoruz, orada sen varsın, rahatlıyoruz ve herkes kendi yerine uyumaya ayrılıyor, içimizde sen, gözlerimizde sen dolu. Hafta sonunu iple çekiyoruz, özlediğimiz tek şey var ortak, sabah kahvaltısını bir arada yapabilmek. Bir tarafta müzik. Rorigo’da olabilir... Masa altında ayakların birbirine karışması... Sınırsız gülücükler ve doyuyoruz.
2. Kişi - Yaşamak bir sabır işi midir? Sabrın sonu selâmet midir, felâket midir? Korkarak yaşamak ve sabır birbiriyle uyum sağlıyor. Sabır, korkunun bir başka adı. Mutlu azgınların, durmadan yinelediği bir öğüt, terbiye etme, eğitim sistemi oluyor.
1. Kişi - Tanrı, sevdiği kuluna çile çektirirmiş, diyorlar. Çile mi, korku mu? Tanrı “yürü ya kulum“ dediği, sevmediği mutlu azgınları, sevdiği kullarına çile çektirmek için göndermiş olmuyor mu? Bir ömür boyu sınavdan geçirmek ve neticede ötekilerle beraber aynı yere gitmek!
Üçü - Acelemiz yokken
Göznuru dökerek
ve
Ellerimizle yoğurarak
Korkular doğurduk,
Bağlandık
Kullanamadık,
Ve
Simdi korku karşımızda
Doğruluyor
Tanrıya açılan ellerimizi
Doğruyor
Gözlerimizi
O korku dağlıyor…
1. Kişi - Hüngür hüngür ağlıyor. Karşı yatakta yatan ve dün kalp damarlarının kontrolu yapılan genç adam da hıçkırıklarını gizlememişti. Deneyimlerine dayanarak “boşalırsın devam et„ diyordu, diğerine. Yarım saat öncesine kadar ameliyat masasında iş uzayıp göğsündeki ağrılar arttıkça, sessiz sessiz gözyaşı dökmüştü çekinerek. Bu, göğsüne çakılan ağrıdanmıydı yoksa, ölüm korkusumuydu?
2. Kişi - Yarı açık pencereden doğanın şenlik sesleri duyuluyor. Araba gürültüleri, egzoz dumanları yer küresinin başka köşelerini kirletiyordur şimdi. Aşağıdaki ilave inşatta çalışan emekçilerin iş öncesi sağlıklı şakaları tırmanıyor içeriye. O'nlarla beraber beton dökme, demir bükme özlemi sarıyor benliğini birdenbire.
1. Kişi - O'nlarla beraber molalarda termostaki sıcak kahvesini yudumlayarak, hepimizin ayrı ayrı ama özde aynı olan gayelerini paylaşmak, öğlen saatlerindeki uzun dinlenmede soğuk biralarına terleyerek, şarkılarla türkülerle yorulmayı dayanılmaz istekler olarak, yattığı yerden, karşıdaki duvara tek tek asıyordu.
Anlatıcı - Korku; insanları birbirlerinden korumak için yasalar çıkarttırmaya kadar götürüyor. Korku yasaları birilerine işlemiyor, o birileri korkanlardan korkan ve aynı zamanda korkuverenler oluyor. Kendi korkularını korumak için, tanrının korku yasaları yetmiyor. Dünya, mutlu azgınların, korkuverenlerin babalarının çiftliği oluyor, bu çiftlikte hizmetlerin aksamaması için korkutulan insanları koruma yasaları çıkarılıyor, korkuverenlerin hepsi altını imzalıyor ve korku verecekleri yerlere dağılıyorlar.
1. Kişi - Korkuverenler ; değneklere geçirdikleri çaputları havada “istemezük” derken, korkularının boğazını keserken, bombalı paketlerle ve savunmasız insanları kapılarının önünde “katli vaciptir”diyerek, tanrılarına, haramilerine yaranmak için korkularını öldürmeye çalışırken, şimdi “sessiz devrim” leri tercih ediyorlar.
2. Kişi - ikircim
ıpıslaktı
tenini en çok
sakladığı
bez parçası,
hiç yoktan
yağmur da
yağmış
üstüne başına
biryerlerden
zanneder,
ayakları da
terlemişti
susıklam,
yüreği kuraktı
bir korku çölü gibi
dudakları da
dili de ,
Hagia Sofia’nın
yanında dikili
ince
minareyi
biraz evvel avuçladığı
uzaktan,
vermediği
sakladığı
elleri de,
Beyoğlunun arka
sokaklarında
dolaşırken
saçlarını
şöyle bir
top toplayarak
arkada
tepetaklak
erkekten kaçarak
örtünerek
giydi
üniformasını
ve
Eyüp eteklerinde
gözleriyle
yıkanarak
buldu mevlâsını.
1. Kişi - Din, dil, ırk ayırımı yapılmaksızın yaşanacağını tüm dünya ülkeleri anayasalarında vurguluyorlar. İnsan Hakları Bildirgesine imza atmayan ülke kaldı mı?
2. Kişi - Kâğıt üzerindeki bu tür şartlandırılmanın, şimdiye kadar nasıl ve nerelerde uygulandığını insanlar sorguluyorlar mı?
1. Kişi - İnsanların rengine, diline, ırkına karşı önyargılarla, düşmanlıklarla kendimi besliyorsam, başkalarının da benim için aynı şeyleri düşünmelerine hazır olmalıyım.
2. Kişi - Doğa bizi ısıtmada, bizi üşütmede, bizi ıslatmada ve bizi beslemede ayırım yapmıyor. Doğa bize düşman değil, bizden hiçbir şeyini esirgemiyor yoksulluğun ve açlığın karşıtını da koymuş.
Anlatıcı - Tanrının kitaplarında insanları sevmeyeceksin, senin gibi düşünmeyenleri katledeceksin, yokedeceksin diye bir öğretinin olmadığı söyleniyor. Doğru hangisi? Yaşadıklarımız mı, söylentiler mi?
1. Kişi - Bu dünyada paylaşamadığımız bir şey kalmıyor, öyleyse korku değil, insan sevgisi ve B a r ı ş tek seçeneğimiz…
2. Kişi - Korku sorgulanmadığı sürece, korkuverenler işlerine devam edeceklerdir. Kişileri sorgulamak; fakat onlardan boşalan yerlere bir başkalarını oturtmak, düzenlerinin sorgulanması olmuyor.
1. Kişi - Korku; güleryüzlü maskesini takarak aramızda dolaşır ve bir müddet sonra hesabını da sormaya başlar.
Anlatıcı - Kıskanmak da bir korku olabilir mi? Aşkından kibrit olduğun; bir başkasına bakarsa, bir başkasına kapılırsa, bir başkasına aşık olursa korkusu, kıskanmanın bir başka adı mıdır?
2. Kişi - Beşik kertmesi mi? Aşkından kül oldum mu? Samanlık seyran mı? Görücü usulü mü? Gerçi şu modern çağda, internet’ten görerek turşu seçimi de yapılabiliyor, karı-koca da olunabiliyor. Kalite, özellikler, renkler ve zevkler ne ararsan var, seç seç al, beğen beğen al.
1. Kişi - İthal damat, ithal gelin olmak da bir başka olanak.
Anlatıcı - “Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır mış,“ demişler. İş yok, güç yok, “şu kızı evlendirelim de, rahat edelim,“, “şu oğlanın başını bağlayalım da“ diyerek, sorumluluklar mı, korkular mı başkalarına yükleniyor?
2. Kişi - Fakat, bir şeyi de alıp almadığını da düşünebiliyormusun? Elle tutulur tutulmaz, gözle görülür görülmez, gelecek korkusu?
1. Kişi - Olsun “nikâhta keramet var“ mış, derler. Şans oyunu gibi birşey mi bu? Korkulara kaptırmış kendini gidiyorsan, “varsın bir tane daha eklensin“ diyerek, nereye varılır?
Anlatıcı - “Kazak erkek korkaktır“ demeye çekinmiyorum çünkü korku veriyor; gücü aklına ve yüreğine yetmiyor. Erkekliğinin gücü eline ve beline yükleniyor, her ikisinde de sevgi vermiyor, her ikisinde de korku var. İyiyi, güzeli, doğruyu paylaşamıyor, çaresizlik korku oluyor.
2. Kişi - Kılıbık erkek, yılanı deliğinden çıkarıyor. Kazak erkek onu korkaklıkla suçluyor, kendi hal ve gidişini doğru kabul ederek. “Karısından korkan erkek, erkek değildir“ derken, erkekliğin ölçüsünü neye dayandırıyor?
1. Kişi - Kazak kadın var mıdır?
2. Kişi - Vardır elbette; fakat her iki cinsteki bu durumun temelinde, korkaklık yatıyor. Korkaklık da saldırganlık ve kaba kuvveti getiriyor.
1. Kişi - İmzayı attık ve ok yaydan çıktı. Hedefe varana kadar, hiç düşmeyecek mi? Hedef ne? Zamanla görürüz. Geldik bir başka başlangıca.
Anlatıcı - Sterilize edilmiş doğum odasına girmeden önce, hemşirenin verdiği ve ayağıma geçirmem gereken naylonu, başıma yerleştirmeye kalkınca, etrafta karnı burnunda anne olacakların kahkahaları duyulmaya değerdi diye düşünüyorum. Seni burada da görmek istedim, yiğitliğini, sevdanı, acını, getirdiğin sevgiyi. Anne olmanın onurunu, mutluluğunu paylaşmak da yanında. Ne güzel de oldu... Bir ses geldi, dakikada milyonlarca dolar silahlanmak için harcanan bu güzelim dünyaya, bir ses geldi... Öptüm seni, içim gitti sesinize, omuzuna yatırdılar kızımızı... Ve rahatladın… Ağlıyordunuz ikinizde... Bilerek… İsteyerek... İçeriye gittik, parmaklarını saydılar dört kez, bir iki üç dört ve beş hepsi yerli yerindeydi. Karnı acıkmış kızımızın hemşire anladı, çok hoşuna gitti... Ve ben ağlayamıyorum, bir boşalsam, sana varabilsem…Ve çocuklar, çocuklar, çocuklar yetebilse, yetebilsek çocuklara… Kan ter içinde değildim senin gibi, şaşkın bir coşku var sadece… İnşallah, olmadık zamanda, sormadık yerde yoketmezler çocukları.
1. Kişi - Küçükken küçük dert de.
2. Kişi - Baba bana top al.
1. Kişi - Baba bana para ver, sıfırları bol olsun.
Anlatıcı - Büyüdükçe dertler de büyüyor.
2. Kişi - Uyusun da büyüsünler gün gelir, bitebiliyor.
1. Kişi - Daha dün annemizin kollarındayken.
Bugün mahpusluk olduk, hücreleri doldurduk.
2. Kişi - Korkmadan sönenler oluyor.
Anlatıcı - Mutlu azgınlar, korkuverenler tüm dünyada birleşiyor. Korkmayanların adlarını koyuyor ve ortak korunma tedbirleri alıyorlar. Biryerlerine birşeyler girmiş gibi, yürekleri hopluyor.
1. Kişi - Korkuverenler, çıkarlarını korumak için heryere dağılıyor, onlar için sınırlar kaldırılıyor; ama yine de alnı açık, ayakları çıplak, ufacık elleriyle koca dünyayı fırlatan çocukları korkutamıyorlar.
Korku - Korkunun dilbilgisindeki ilk çekimini yapmakta yarar olduğunu düşünüyorum;
Ben korkağım / Sen korkaksın / O Korkak / Biz korkağız / Siz korkaksınız / Onlar Korkaklar….
Korkuveren - Ve ardından, hiç de yanlış olmayan teşhisi koyabilirim…
Ben korkuluğum / Sen korkuluksun / O korkuluk / Biz korkuluğuz / Siz korkuluksunuz / Onlar korkuluklar…
Korku - Bunların hiçbirini, hiçkimse kabul etmeyebilir, korkak olduğunu bilmekten korkuluyor mu? Birilerine göre orta şiddette korkaklık da varmış. Yani, dokuz nokta dokuz değil de, üçbuçuk ölçeğinde veya şiddetinde k o r k a k ç ı k… Sonuç, kanlı basurun bir öncesi!...
Korkuveren - K o r k a k ç a iki nokta üst üste veya noktalı virgül, gözüne çöp girmesini sakınırken, biryerine başka birşeyin girmesi virgül, cesaret edememek, çekinmek, ürkmek, kaygı duymak, yanlış yapmak korkusu, kötülük gelme ihtimali, korku dağları bekler miş falan gibi, korkunun temel ilkeleri olmuyor mu?
Mutluazgın - Bir adam sokakta yürüyor; önüne, arkasına, sağına, soluna bakıyor ve yürüyor, önüne, arkasına, sağına, soluna bakıyor ve yürüyor, önüne, arkasına, sağına, soluna bakıyor ve yürüyor, önüne, arkasına, sağına, soluna bakıyor ve yürüyor, tecrübeli adam, kendini korkudan kolluyor. Havadan bir şans boku kafasına konuyor, adam korkusuna kavuşuyor. “Korkunun ecele faydası yoktur“ deniliyor ve başucuna bir korkuluk dikiliyor…
Korku - “Adam dötünden korkuyor“ deniliyor. Adama gidiyorsun “ya canını, ya dötünü“ diyorsun. Adam dönüyor korktuğunu veriyor. Ama adam hep korkuyor, çünkü döt onun, iş bittikten sonra da döt onda kalıyor…
Anlatıcı - Korkunun; dünyamızda ençok tartışılması, kafa yorulması gereken, canalıcı bir konu olduğunu düşünüyorum. Bence; korkunun varolan ilâcı korkmadan kullanılmaya başlandığı an, tüm sorunlar, hastalıklar tedavi altına alınacak ve sonuçta sağlıklı bir gezegende yaşamanın mutluluğuna varılacaktır…
Üçü - ey insanoğlu
ellerini değil alnını kaldır
yeni yüzyılın başında
yine ölüm oynanıyor
ve adamlar ve kadınlar
yani insanlar
sessiz kalmaya
kendilerini zorluyor
ve eşkiya dünyaya egemen oluyor....
1. Kişi - Mutlu azgınlar, korkuverenler fırtınadan çok korkuyor. “Biz ne fırtınalar atlattık,” derken bile, korku sığınaklarına kaçıyorlar. Hiç çıkmayanlar da oluyor oralardan; “korkulu rüya görmektense – ne olur ne olmaz” diyerek, akıllarınca fırtınaları atlatmaya çalışıyorlar.
2. Kişi - Kalıcı fırtınalar olmuyor; ama iz bırakanları ebedileşiyor, korkuverenler bu izlerden korkuyor.
Anlatıcı - Fırtınalar da nedense gücünü dağıtarak hedeflerine ulaşamıyor ve rüzgâr olup, esintiye de dönüşüyor. Esintiler birleşemiyor, rüzgâr olamıyor, fırtına olamıyor.
1. Kişi - Korkuverenler, korkularına ara vermezken, fırtınalara karşı önlemler alıyor. Muhakkak birgün, biryerlerde başlayacak ve buralara kadar gelecek diye, korktuklarının başa gelmemesi veya korktuklarına uğramamak için; işaret parmaklarını ağızlarına sokup ıslatarak ve güneşe tutarak esintilerden haber bekliyorlar. O güneş onları donduruyor.
2. Kişi - Korkuverenler uyanık yatmayı yeğliyor, korkuları varlığını duyursun diye, her yanlarına korku dağları dikiyorlar. Oysa korkuvekenler, korku biçmeli diyorum.
Üçü - Dağlar vardır
yolu dardır
sonu yardır,
dağlar vardır üstü fidandır
yürürsün korkuna varırsın
karşında dikilmiş
eğilmez yolvermez
çınarlardır...
Anlatıcı - O dağlardan çınarlar sökülemiyor, hangi birini sökecekler?
İşte Üç Mustafa;
(Perdede; üç Resim.Mustafa Kemal, Mustafa Suphi, Mustafa Kubilay)
Üçü - Karadeniz’de
Takalar
korkmuş korkaklarla dolmuş
Karadeniz’de
Korkak eller
Onbeşler’e yorulmuş
Karadeniz suskun
Karadeniz boğuluyor
Karadeniz
Korkmayanları içine gömüyor...
Anlatıcı - Bu insanlar neler yaratmadı? Asırlıkların yanında yatan gencecikleri, köklerini saldıkça toprağa; mutlu azgınlar, korkuverenler başlıyorlar zırıldamaya.
Mutluazgın - Benim korkum seninkinden büyük.
Korkuveren - Hayır seninki benimkinden küçük.
Anlatıcı - Korku, korkudur. Diyerek, bir harami başı ve haramiler birleşiyor. Son çareleri bu.
Üçü - kötühuylu kanser gibi
girmişsin bu dünyaya
nereden atıldıysan
bir başka yerden çıktın
Nagazaki Hiroşima,
süttozundan tanıdım ilk seni
içim almadı o gündür süt içemem,
zayıf hücrelerini almışsın ülkemin
kemirip duruyorsun bitiremedin
bir de soktun ay em ef denilen
her derde deva
dozu sende
başa belâ
ama birilerine yediremedin,
Kore, Vietman nereden atıldıysan
bir başka yerden çıktın,
farkındasın muhakkak
hiç sevilmedin
Asya Afrika Güney Amerika
Avrupa
Ortadoğu’ya
kötühuylu kanser gibi girmişsin,
kime sordun
başat
sana mı kalmış götürmek
o az bilinmeyenli demokrasiyi
barıştan yana nasibini almamış
savaşın terörün
“ namussuzluğun son sığınağında ”
ki zavallı patriyot
küçük mariyonettelerini
de
yanına alarak ?
her huyun çaresi vardır
o da insanlardır,
sana savaşa hayır
sadece hayır değil,
terör senin işinse
barış ta bizim,
işine gelirse...
Anlatıcı - Geride kalan yüzyıllara baktığımızda, insan kanlarıyla yazılmamış olan bir tek günü göremiyoruz. İnsanlığın, yazılı tarihiyle beraber savaşların da başladığını okuyoruz. Yayılmacılık; yeni yurtlar, bereketli topraklar edinme, diğer insanların, taşınır taşınmaz varlıklarını ele geçirme, ganimetleri paylaşma ve sağ kalan düşmanları köle yaparak, kendileri için üretime vahşice zorlama, sadece kanlı savaşlarla, katliamlarla gerçekleştirilmiştir.
1. Kişi - Tanrının temsilcileri ve kutsal kitaplarla beraber, savaşlara bir başka maske de takılarak, insan katliamlarına bugüne dek devam edilmiştir. Öldürenler aynı zamanda ölenler de oluyor. Bir gün geliyor, diğerleri de biriken kinleri ve güçleriyle öç almaya çalışıyorlar. Kutsal kitaplarda, barıştan daha çok savaşlardan bahsediliyor. Bunları buyruk kabul eden imanlılar, kendilerinden olmayan insanları da, tanrılarına yaranmak için, alabildiğine öldürmeye devam ediyorlar. Neticede; tüm savaşların çıkar uğruna yapıldığı bir gerçek.
2. Kişi Dünya nimetlerinin zenginlikleri keşfedildikçe, katliamlar için yeni gerekçeler üretilmiş, ortak çıkarcılar, ortak savaşlara katılarak ganimetlerden, cüsseleri kadar paylarını almışlardır.
Anlatıcı - Çıkarcıların, mutlu azgınların gerekçeleri ne olursa olsun, eşkiyalıkları, onların demokrasileri için, insan öldürmenin savunulur, affedilir tarafı yok. Avuç kadar çocukların, sıcacık avuçlarında dünyalarını fırlatırken öldürülmelerine, yürekler dayanmaz derken, sadece ağıtlar yakılıyor. Sessizlik; olanca gücüyle küreselleşen savaşların karşısında da, küreselleşiyor.
İnsanlar nerede?
1. Kişi - Birinci ve ikinci İrak ve tüm diğer savaşlarda, çıkarcıların, mutlu azgınların katlettikleri insan sayısını tam olarak bilemiyoruz. Bilsek ne olur, 1 kişi ile 2 milyon arasında ne farkeder? Her gün, onlarca insanın öldürülmesini, sıcak odalarındaki renkli camdan seyrederken, “kanıksadık” veya, “alıştık artık” diyen insanlara sıra ne zaman gelecek? İşte o zaman, kim kalmış olacak, kim elini uzatacak?
Üçü - Nerede insanlar?
2. Kişi - 1990 Millenium’undan sonra, başka gezegenlere mi taşındılar? Barış için kim ne yapıyor? İlâçtan, ekmekten daha çok katliam silâhları üretilirken, insanlar barış için neler üretiyor? İnsanlar Kendini ve Kentini niçin sorgulamıyor? Gelecek yüzyıllarda insanlar bizi nasıl anacaklar? Bizlere, Barış bırakan atalarımız mı, yoksa mechul asker anıtlarına bakarak, mutlu azgınların yolunda şehit olmuş “Niyazi” mi diyecekler?
Anlatıcı - Savaşın galipleri kim?
1. Kişi - Savaş tanrısı mı?
2. Kişi - Savaş tanrısı kim?
Anlatıcı - Mutlu azgınlar tarafından, kahramanlıkları göğüslerine takılanlar, kalan yaşamlarını, normal bir insan gibi devam ettirebiliyorlar mı?
1. Kişi - Öldürdükleri insanların, anne, baba ve çocuklarının karşılarına geçip, gülebiliyorlar mı?
2. Kişi - Zafer, Mechul Asker anıtları nerede?
1. Kişi - Hiroşima, Nagazaki, Kore, Viyetnam, İrak’taki savaş kurbanları mezarlıklarında mı? Yeşil yüzlü Özgürlük anıtı, New York’un göklerine elini uzatmış.
Üçü - Barış nerede?
Anlatıcı - İşte burada duruyoruz; yüzlerce yıllık çınarlara, gencecik fidanlara bakıyoruz ve korkmayanları da görüyoruz.
(Perde; Deniz Gezmiş-Yusuf Aslan-Hüseyin İnan)
2. Kişi - Bu insanlar neler yaratmadı? Çınarlar, genç çınarlar. Dünkü yıkılmayan çınarlar.
(Perde; Mahir Çayan-İbrahim Kaypakkaya-Erdal Eren)
1. Kişi - Ne yangınlar çıktı onları yokedemedi. Dikiliyor o çınarlar her yerde.
(Perde; Turan Dursun-Uğur Mumcu-Bahriye Üçok-Muammer Aksoy-Çetin Emeç)
Anlatan - Korku onlara vız geldi.
Üçü - Korku onlardan korktu. Korkmayanlar meydanları doldurdu...
Anlatıcı - Mutlu azgınlar, korkuverenler, kendilerinden bile korkuyorlar artık... Korkularıyla dans ediyorlar...
P E R D E
 Gönderen : Nurettin KURTULUŞ - 11.11.2005 - 00:35
|