TEK PERDELİK OYUN
Bir fabrika atölyesi, solda sağda iki iş masası, otomobillere kablo işleri yapılmaktadır. Arkada, ortadaki masa ise mola verildiği zamanlar içindir.
Dursun Dayı-Yeni İşçi- Kazanova Selim-Göçmen Enver
(Masanın birinde Dursun ve Yeni aralarında konuşurlar)
Dursun - Emekçilere birşey vermeden, çok şey isteyenler var.
Yeni - Kimileri tutup kolundan yürü diyor, bazıları zorlayarak durduruyor.
Dursun - Sorunlarına eğilemeyen, nasıl eğileceğini bilemeyen emekçiler iki cami arasında beynamaz kalıyorlar. Kendi içinde barışık olmayan, sınıfının bilincine varamamış kimliğini koyamayan bu insanlar, birileri tarafından istenildiği gibi kullanılıyorlar… Dargınlık, kırgınlık, dedikodu, çekememezlik, sığlık birilerinin işine geliyor.
Yeni - O’nları çağdaş köleler durumuna düşürüyor, karşılarına korkuyu dikiveriyorlar… Birbirlerinden bile çekiniyorlar.
Dursun - İşsizlik, büyük karabasan, birilerinin, düzenin de en güçlü silâhı… Sen daha yenisin, mürekkep yalamışın ama yaşam birkaç ciltlik kitaplardaki gibi değil, grev yüzü bile görmemiş bazı kişilerin, işçilerin karşısında ahkâm kesmeleri birşey getirmiyor.
(Diğer masada Kazanova ve Enver işlerini yapmaktadırlar)
Kazanova - Kafası da almıyor veledin, kursa gönderiyorum nezamandır tek kelime Almanca öğrenemedi daha. Anası da evde parçalanıyor, karıyı taktığı yok, dalga geçiyor… Hesap desen şinanay, ulan İmam Hatip'te okudun bu kadar sene, iki sınıf aşağı düşürdüler buraya gelince, neymiş efendim “bizim okullarımızIa muadil değil" dediler... Kansız gavurlar... Ah ulan ah... suç bunlar da değil, domalmışız illede Avrupalı olacağız... Ulan hiç mi bilmiyorlar be, karşımızda titriyorlardı, şimdi bu heriflerin kölesi mi olacağız?... Olmuşuk bile desene... Kahveye gidiyom, viskimi yudumlarken bir bakıyom etrafıma, na şu kadar atalarına benziyen yok anam arvadım olsun...
Enver - Saçlarını bu hafta boyamayı unutmuşsun Selim.Hafif dalgalı top ensen ve model kesilmiş saçlarının şakak yanları kırlaşmış, favorilerin kulak memelerinin altına düşmüş, kara kaşlı, kırçıl katibim bıyıklı, orta boyunla, Erzincan düzlüklerinden namın diğer "Kazanova Selim" sen bunları anlatırken kurulmuş bir saat gibisin, zamanında sadece ötüyorsun... Sesinde ne bir ton ne de his var… Yanında çalıştığımız bu insanlara gâvur diyorsun, atıp tutuyorsun sonra da kadeh tokuşturuyorsun. Konuşurken karşındakinle göz göze gelmemek için de azami gayret sarfediyor çeneni boşluğa açıp kapıyorsun…
Kazanova - Nah sana yemin ediyorum anam arvadım olsun, elime verecekler hepsini, kıtır kıtır keserim acımadan. Türkmüsün, gavurmusun müslümanmısın lan?.. Atalarımızın kemikleri sızlayacak kabrinde… Ne istiyorlar? Avrupalıya özeniyorlar... Bunlarda tutturmuşlar, insan hakları, yok demokrasi... Geç onu bi kalem abim, bahane bunlar hep, kulağımızın arkası kaldı tek, herifler sittin sene bize düşman be.. Duydun mu Haçlı seferlerini?.. Bu; bütün gâvurların birleşip Türklüğe, müslümanlığa saldırısıdır ama ne oldu, götlerine vurmadı mı topukları kaçarken? Ya şimdi? Fatih kim, Yavuz Selim ne etmiş, Alpaslanı tanıyan bile yok bizimkilerden...
Dursun - Şuna bak, tezgâhında çalışırken kabloları değil, sanki yıkılası bir duvar örüyor.. Selimin günahı yok, O’nu bu hale getirenlerden hesap sorulmadıkça… Selim’ler okadar çok ki. İşini sevdiği için değil, mecbur olduğundan burada, en çok hatalı malı da bu yapar, sonra ’benim değil’ diye inkâr eder, iş parmaklarına uzak kalıyor, çirkin yakışmıyor, yapmacık saygısız bu adam emeğe, tıpkı hazımsız Osmanoğlu…
Kazanova - Türk arvatlarını görmüyormusunuz şehir içinde gezerken. Başı kıçı açık, kimi sarıya boyatmış kimi kızıl kırmızı saçları. Aah ulan ah Osmanlı!
(Karşılıklı masalardan takılırlar)
Dursun - Osmanlı türk’müydü?
Kazanova - Ya neydi?
Dursun - Osmanlı!
Kazanova - Neyse, iyi di ya!
Enver - Üç yıl gittim mektebe, diploma ne gezer. Yol yok, ışık yok, su eriyen kardı gaz tenekelerinde...
(Yeni’ye bakarak)
Dursun - Sırtı dönük çalışır Selim çifte göçmen Enver'e, cümleler karşı duvara vurur, yankısı koca kara çerçeveli gözlüklerinde buğulanır, yaşı ve saçı çoktan dökülmüş Kandıra’lının...
(Karşı masaya lâf yetiştirir)
Kazanova - Aha şuna bak Dursun abi, sende dinle genç, Enver ilk gelenlerden… Ne yapmış? Geldiğinde erkeksizmiş Alman arvatlar... Bu gördüğün elinde dolaşmış, boyundan posundan utanmadan...
Enver - Be kardeşim, derdimizmiydi o...Üç sene sıcak suya ekmek haşladım, birazcık param olsunda, ev bark kurup döneyim dedim... Döneni seveyim... Dişimden tırnağımdan artırdığım üçbin Markla, başkalarının aklına uyup, buradan bir kızla evlenmeye kalktım... gözümün nuru, alnımın teri hepsi gitti, takılar, başlık paraları.. hepsi... hepsi. O günlerde, o paralarla en azından lüks bir daire alınabiliyordu…
Yeni - Niye, niye evlenemediniz?
Kazanova - Niyesi varmı abi, baktı karı o bollukta bula bula beni buldu bu herif... anladı yani, daha bu yaşta dişi bitmiş, iyi bitmiş...
Enver - Sonra.. köyden bulduk.. birdim beş olduk, yaş ta elliüçe çıktı... kalamadım da, gidemedim de...
Kazanova - Bundan sonra nah dönersin...
Enver - Geçti artık o sevda.. Bakarsın çocuklar evlenmek ister, hepsi boyumu geçtiler... Memleketi de bilmezler ki, tanımazlar oraları... Sanki orası turistik seyahat edeceğimiz bir başka ülke. Adam da olamadılar ne meslek ne de iş… Barim bir fabrikaya girseler, benim gibi işçi olsalardı. Diplomasız adamı işe almıyorlar ki artık...
Yeni - Kaç çocuğun var Enver usta?
Enver - İkiydi yanlışlıkla üç oldu soradan, dedim ya birdim beş olduk… Büyüğüne tuttum bir de araba aldım, sorma... benzin parası, tamir parası... yetmezmiş gibi bir masraf kapısı daha.. bununla bitse, gece yok gündüz yok, ne yapar ne eder bilmeyiz…
Kazanova - Karı aklına uyarsan böyle olur…
Enver - Ne yapacaksın be kardeşim, hadi evimizin dirliği bozulmasın dedik. Şimdi O’da bana hak veriyor ama… Geçen hafta tutturmuş beşyüz mark ver, tamir parası.. Anahtarı aldım atacam çöpe, bereket bacanak kaptı elimden, anlar arabadan biraz, sağını solunu düzene çekti, pazara götürdük zararına çıkardık elden… Askere gidecek bedel kimden bilmem, evlenecek yuva benden, çalışan bir, yiyen beş.
Dursun - Enver Usta, işten mi yoksa konuşmaktan mı terledin?.. Belki de her ikisi birarada olduğu için. Gevrek gevrek te gülüyorsun bütün bunları aktarırken, uzaktan bakanlar muhakkak bir fıkra anlattığını zannedebilirler. Boyun ile aynı orantıda olmayan sesini duyabilmek ise ikinci bir güç harcamayı gerektiriyor Enver Usta…
Kazanova - Benim oğlan, varsa yoksa karate tekvando. Okulda küçük büyük demeden sıradan geçiriyor. Yapma etme desen de dinlemiyor, Türkün ne olduğunu anlasınlar diyor, işte bu huyunu beyeniyom vallah billah... Anası bile Türkçe öğrendi keratanın yüzünden, helâl olsun diyorum şu karıya anam arvadım olsun. Memlekettekinin de veledi neden başından savdığını yeni anladım şimdi ...
Yeni - Türkçe bilmiyormu senin Hanım?
Kazanova - Alman olanı mı dedin?
Yeni - Başkası da mı var, kaç tane?
Kazanova - Benim oğlanın anasını köyde bıraktım geldim, oniki senedir ayrıyız boşanmadık, dayı kızı zaten.. Burdakiyle imam nikahlıyız!
Yeni - Almanla mı?
Kazanova - He.. müslüman gibi ettim.. Valla elini sıkamazsın, vermez. Bir beş vakit namazı eksik, bir de arapçayı indiremedi... çantasında terlik taşır, misafirliğe gittiğinde çıkarır giyer. Aynı bizim davranışlarımızı benimsedi, erkeklerin yanında oturmaz, ayrı odada yer, oynar…
Enver - Beleş viski buldunuzmu hiç kaçırmazsınız ama…
Kazanova - Ulan Enver çok açık aazlısın ha… Biz bize olduk mu… sana da bişey anlatılmaz vallah billah ha…
Enver - Ne anlatması kardeşim, kayınbiraderine geldin mi çilingir sofrasını kurmuyormusunuz?.. Size misafirliğe vardığımızda viskilerden sonra bir de alafranga danslar yapmıyormusunuz?.. Biz bilmeyiz oğlum, köylü çocuğuyuz...
Dursun - Selim, bir türlü tutturamıyorsun kimliğini, öyle bir dağıtmışın ki toparlaması imkansız, en iyisi konuyu değiştirelim yoksa altından epey çapanoğlu çıkacak bu gidişIe…
Kazanova - Valla senin anlıyacaan yaşayıp gidiyoruz abi. İstanbuldan iki de daire aldım, Üsküdar Ümraniyeden, hani şu bizim kurtarılmış bölge, altında dükkanlar da yaptılar, birini de ben tapuladım..
Yeni - Erzincan nire, İstanbul nire kazanova şaşırdın mı sen? Nereden çıktı bu?..
Kazanova - Bak anlatayım, orada bizim abi kardeş iki hemşerimiz vardı. İkiside yüksek bilmem ne mühendisi, mütahidliğe başlamışlar…Allahına kadar milliyetçiler abi, beş vakit namazlarında, sakal da bırakmışlar, beş senede köşeyi döndüler ama helâlinden haaa... Hep Almancılara yapıyorlar, mark milyoneri oldular şimdi… İçerdekileri de gözetiyorlarmış, yani senin anlayacağın sevapIarı çok büyük...
Enver - Desene, senin bu dünyada sırtın yere gelmez gayri? Ötekiye çok soru var ama haaa…
Kazanova - Benim otum kuru oğlum, iki dünyalığım da tamam.. Biz az mı komunist doğradık Maraş'ta, Çorum'da... yerimiz hazır orada, Allahsızları yok ettik, katımız belli... Ulan, sen ne diyon be, benim altın bileziğim var, fabrika bugün paralı çıkış versin, dakka durursam anam arvadım olsun...
Yeni - Ne mesleğin var senin Selim?
Kazanova - Abi, araba benden sorulur, A'dan Z'ye kadar.. Kaportayı bi yapayım yeni mi dersin anam arvadım olsun... Motoru söküp bütün parçalarını ayırır tekrar monte ederim... Benim bu fabrikada çalışmam haybeye vallah billah, maksat boş görünmeyelim. Ben paydostan sonra iki, bilemedin üç saat çalışırım, burdaki sekiz saate bedel, hafta sonları da cabası... Keyfime kalmış, ne kadar istersem çalışırım...
Yeni - Sanat Okulu veya Tekniker mezunusun herhalde, negüzel…
Enver - Atma be kardeşim Selim, köyde okul ışık yoktu dersin, araba ne gezer, candarma komutanı gelirse görürdük mereti dersin, rüyanda mı öğrendin bu işi?
Dursun - Dişlerini bir sıkışın var ki Selim, yanak etlerinde beliren çıkıntılar bir yukarı bir aşağı gidip geliyor sinirinden.. Hani eline bir geçse bütün motorlarını sökebilirsin Enver'in, hem de bir daha takmamak üzere...
Enver - Hem sen buradan çıktınmı doğru Alman kocakarılarının birbiriyle dans ettikleri lokale gidersin, kazanovalığın da burdan gelmiyor mu?... Üçyirmilikleri götürürsün eve, sabah bize bir yirmilik dersin… Oradan iş çıkaramadın mı, sizin cemiyete gider kurt resminin önünde ıstavroz çıkarırsın… ikisinde de kafayı bulamadın mı yer çoook, uykun geldimi de eve...
(Enver mola için hazırlanır, orta masaya gider)
Dursun - Her molada da aynıdır bu Enver. Ayağa kalkar boynundan askılı önlüğünü çıkarır göçmen oğlu göçmen Enver. Anadan doğma gurbetçi, yirmibeş yıllık emekçi, ağır ağır, özene bezene katladığı önlüğünü her zamanki yerine, döner ve tekerlekli sandalyesinin etli sırtını dayadığı kara tablasına yavaşça yerleştirir… Adımlarını temkinli ve boyuna uygun uzun atarak beriye döner, yüzünün yarısından eksilmeyen sarı gülücüğüyle kocaman ellerindeki kablo yapışkanlarını silerek, gömleğinin sol hücresinden çıkardığı marlboroyu okşayarak, yandaki sigara içilen yere yollanır kafasını sallayarak, sessizce...
Yeni - Parmak arasında değil, tırnak uçlarında cıgarası, avucu yüzüne dönük vede dirsekten kıvrık kolu omuzundaki ağır yükü duman duman boşluğa itiyor. Öyle dümdüz bir vücudu var ki Dursun Usta, ilk bakışta, silindirden fırlamış iki kol ve bacakları, üstünde de sevimli bir baş takılı duruyor görünümünde, güzellik yarışmalarında vücud ölçüleri, mesela 100-58-96 filan olanlara gözler faltaşı gibi açılırsa, Enver ustanın diyelim 160-160-160 'lık görünümüne ıslık çalınmadan da geçilemez yani...
Dursun - Sen de amma güzel benzettin be kardeşim, valla aşkolsun. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez Enver’in tarifi… Gel bizde gidelim molaya, sigara burada içilmiyor, yasak.
(Dursun ve Yeni masaya yaklaşırlar)
Enver - Geç otur kardeşim sen yenisin, bize baka baka karar. Dursun amcanın termosunda fazla çayı da vardır… Sen mürekkep yalamış birine benziyorsun, ne işin var buralarda, bizim gibi adamlar yer bitirir seni dikkat et. Hele kurt’lardan uzak dur. Kayınbiraderini de getirdi, nasıl ettiler bilmem ilticacı oldu. Münih'te bunlarınkini hemen kabul ediyorlarmış. Kaç yıldır daha bir gün çalışmışlığı yok, ama senden benden rahat, az kullanılmış Alman kızla yaşıyor şimdi, gıcır gıcır araba da çekti altına, ooooh nealâ dünya... sen durma çalış, O'nun bu kısa sürede yaptıklarını, ben yirmibeş senede yeni yeni görmeye başladım...
(Selim’de işini bırakmıştır, masaya yaklaşır)
Dursun - Bak Selim kaçamak yapmış, önlüğünü ve yanına bağlı peştemalı bile çıkarmadan bu tarafa geliyor. Yavaş çalışıyor bugün akordu nasıl çıkarır bilmem. Atar bir rakam olur biter, veya dün fazla mal yapmıştır, bugüne katar ! Henüz tütmeyen sigarası ağzında, merak dolu gözlerle masaya yaklaşıyor bak.. Molaya da zaten az bir zaman kaldı, arada yanımıza takılan, aynı durumdaki Alman emekçi arkadaşlar da bizim gibi. Biraz hızlı çalışıp daha uzun dinlenilmesine, kahvelerimizi sakince yudumlamaya göz yumuyorlar ustabaşılar sağolsunlar…
Kazanova - Ben Osmanlı delikanlısıyım oğlum dedikodu, entrika bize çalışmaz.. Ne çekiştiriyorsun gene?
Enver - Emekliliğine sadece bir gün kaldı Dursun Dayı, son günlerinde doğru dürüst çalıştırılmıyorsun, bizde teskeresine az kalanlara nöbet yazılmadığı gibi… Yarın, acısıyla tatlısıyla aktif emekçiliğin son buluyor… Her zaman özel olarak demlediğin çayını önüne bir çek bakalım, inşallah bize de kısmet olur bugünler.
Dursun -Ne o, bugünde Osmanlı mı oldun Selim? Bir karar ver artık canım, nesin Allah aşkına... Bir bakıyorum Türksün, arkadan müslümanlığı kimseye bırakmazsın, Kürtsün inkar edip Araplığı takıp takıştırırsın, Alman kadınla dost hayatı yaşarsın ama Almanlara düşmansın, her kadını bilmem ne sanıp sarkıntılık yaparsın, etek düşkünlüğün dillere destan, camiye bayramdan bayrama gidersin fakat Wiski eksperti olduğunu iddia edersin, bir de üstüne üstlük kafatası milliyetçisisin… Bu ne perhiz bu ne lâhana turşusu?.. Bu ne çelişkidir kardeşim.. Bu dünyayı okuduğun pehlivan tefrikaları, kurt masalları gibi görmekten vaz geç artık... Kitap gazete okumazsın,
Kazanova - Gözlerim ağrıy, aha az önce biraz baktım kafam çakmak çakmak olıy...
Dursun - Okuduğun gazete sadece başını gözünü ağrıtmaz… Bu bir sürü yalan dolanı asıp kesmeyi, patates kahramanlıklarını allayıp pullayıp önüne süren O gazete değilmi zaten? O gözlüğü değiştir artık, iyi güzel şeyleri görmeye çalış… Kötülük, kimseye bir şey kazandırmadı, yerini bul yoksa Kurt kapar sonra haaa...
Enver - Dursun Dayı gözlerinin akına son zamanlarda kırmızı kırmızı damarlar doluşmuş, dokunsan ağlayacakmış gibisin nerdeyse… Emeklilik mi, yaşlandığını hissetmek mi, yoksa daha küçük yaşından beri sürdürdüğün ırgatlıktan kopmak mı koyuyor sana, ne dersin Dursun Dayı? Anlat ta yeni gelen delikanlı da öğrensin, öğrendikleriyle yaşasın!
Dursun - Dökümde Osman Amca diye biri vardı, Zonguldaklı, madende çürümüş yarısı, burada da tamamı… işi bitirip duşumuzu da aldık mı, yanyana oturur tellendirirdik tütünü, yorgunluk kahvesi niyetine bir yandan da teneke birasını yudumlardı..." ilaç gibi geliyor, rahatlatıyor, banyonun da üstüne tüm yorgunluğumu alıyor sanki ", derdi, ben ise ömrümün neresinde olduğumu bilmezdim o zamanlar, her gün inadına cigaranın ilk dumanında " eh bugün de ömürden bir gün kaybımız oldu" derdim, " evlât, bu dünyada direk kalmaycan belli, sensiz de dönecek devran, ama ne zaman gideceğinin senedi varmı?", " yok ", " Öyleyse kazançlısın, kayıpta değil, ayağın toprağa bastıkça, gözün gördükçe batan güneşin doğuşunu ömre ömür katılır, kârdasın yani hergün "...
Yeni - Derin derin iç geçirme Dursun Dayı yaşamaya daha yeni başlıyorsun. Doğruymuş dedikleri, can bedenden bir defa çıkar, Osman Amca gibi son ana kadar kazanılır... Emekliliğine bir karış kalmış, inşallan bundan sonra hep kâr hanesine...
Dursun - Oysa normal nüfus kayıtlarına göre daha yedi yılı vardı tekaütlüğüme, ‘keşki öyle kalsaydı yaşım’ dediğim oluyor arada sırada.Varto’dan, Kayseri'ye göç ettiğimizde imam nikahlı Babam resmen evlenirken Anamla, sekiz çocuğunun da yaşlarını rastgele kaydettirmiş nüfusa, onbeş yaşındaki Dursun'un şansına yedi yaş küçük yazılmak düşmüş.
Askere gittiğimde, kendimi dede gibi hissettim diğerlerinin yanında… Yokluktan geçte evlenmiştim, biri iki diğeri üç yaşındaydılar henüz oğullarım. Benim akranlarımın, boylarınca yetişmişti çocukları.Vatan hizmeti bitmişti ama, nöbet ve talime yeni başlıyacaktm... Ne meslek var, ne tahsil. İnşaatlarda tuğla taşımak, harç karmakla hayat kazanılmıyor, torpil de yok bir yere kapılanalım... Sigorta yok, emeklilik yok. Çocuklar büyüyecek, onlar da benim gibi mi sürünsün?
Yeni - İlk göç dalgasından sen de nasibini aldın yani.
Dursun - Şansa bak, gelir gelmez savaşta yıkılanların yerine yenilerini yapmak yine bize düşmüştü, ama hiç olmazsa garantim vardı. Doktor, hastahane, kaza, emeklilik, kısacası sigortalıydım. Eh, vücutta şimdiki gibi değil, tam on yıl kum, çimento tuğla tanışlığı sürdü gitti… Daha bir senem dolmadan çocukları getirdim. O yıllarda turistleri bile işçi yapıyorlardı, çok beklemeden hanıma da iş bulduk bir fabrikada…
Enver - Dursun Dayının daha kırkına varmadan beyazlamıştı gür saçları. İkiyken beş olmuştu çocukları, şimdi üçüyle onüç yıl önce girdiği bu fabrikada beraber çalışıyorlar, fakat O'nlar vasıflı işçiler… Okuttu çocukları Dursun Dayı, helâl olsun.
Dursun - Sekiz kardeşten, beşimiz burada Almanyada çalışıyoruz. Üç kız kaldı memlekette, O'nlar da yuva kurdular, hepimiz torun sahibi bile olduk… Biz kendimizi toparlayana kadar, Anamız Babamız bir rahat yüzü görmediler…
Yeni - Uzun boyunun üzerindeki geniş omuzların, kaldırdığın yükün farkında, yüzündeki, her kırışıkta bir anı yatıyor sanki, değilmi Dursun Usta.
Enver - Gülmeyi hiç eksik etmedi herşeye rağmen, insanın en güzel yanı da buydu galiba… Arada bize kızarken bile hep gülerdin Dursun Dayı… Çalışır Dursun soyismi gibi çalışkandı da.
Dursun - Çalışmaktan bıkmadım, boşta dolaşmak işsiz kalmak en büyük
karabasandı, o acıyı uzun yıllar çekmiştim, sonra yirmiüç yıl aralıksız didindim durdum. Fakat yaşım geçmişti, farkındaydım, tekliyor artık motor. Memelekete gittiğimde gerçek yaşımı mahkeme kanalıyla onaylattım... Geldiğimde hemen iş yerime bildirdim, yedi ay gecikmişsin bile dediler, bir haftada önlüğümü çözdüler belimden...
Kazanova - Yarın son günü ya, ziyafet verecek bizim kısımda çalışan iş arkadaşlarına, bu bir gelenek haline getirilmişti tüm işçiler arasında… Unutma sen yenisin alış bunlara. İçki, yiyecek dolu uzun beyaz örtülü, çiçeklerle donatılmış güzel bir masa olur hep. Arvatlar da gelir, yani işte iş arkadaşları…yani…
Enver - Bir köşede, aramızda toplanan paralarla alınmış ve ömür boyu unutulmayacak hediyeler olur. Öğlencilikte de olduğu için, kimse doğru dürüst çalışmaz. Büyük şefler de saat dörde doğru paydos edip evlerine giderlerken şöyle bir uğrayıp Dursun dayıyı kutlarlar, bu arada bir kaç lokma atıştırır belki de bir bardak içki veya kahve de içerler…
Dursun - Türk arkadaşları da davet ettim. Herkes birbirinden korkuyor ziyafeti ben değil, parasını verdiğim Alman arkadaşlar hazırlıyorlar.
Enver - Biz anlamayız böyle işlerden, allahaısmarladık gülegüle der çeker gideriz. Masada her şey olacak, yumurta kesik peynir bile. Ama, gel de bizimkilere anlat, müslümanlığı kimselere bırakmazlar fakat gavurluktan da geri kalmazlar…
Kazanova - Orada domuz eti vardır.
Enver - İçki de bulunur Kazanova, söylersek senin için Viski bile getirirler, hem viskinin içine domuz yağı da girmez.
Kazanova - Arvatlarla da beraber oturulup yenecek. Açık açık ta olmaz ama bukadar da yani be Usta! Sen en iyisi Alman kardaşlarınla bu işi bitir...
Dursun - Dışarda, fabrika dışında bir görsen bunları, her türlü pisliğin, edepsizliğin içinde olmaktan çekinmezler.
Enver - Bir de sanırlar ki, beni kimse görmüyor, en azından birbirlerini çekiştirirlerken foyaları meydana çıkıyor, kimin ne yaptığını öğreniyoruz…
Dursun - Hani ne demişler, her şeyi yarım bilenden korkacaksın, işte bunlar böyleleri…
Enver - Selim gözlerin çakmak çakmak yine Dayı'ya bakarken, bir kör bıçağın eksik, aaah ıssız bir dağ başında yalnız denk getirsen...
Kazanova - Ulan göçmen Enver ayakta dikilmiş üçüncü sigarasını uçluyorsun, devamlı oturarak çalıştığından sandalyelere pek yüz vermezsin, Dayı'nın konuşmalarını başını sallayarak ta onaylayıp durrusun.
Enver - Mangalda kül komazlar be bunlar Dursun Dayı, varsan baksan senden benden fazla domuz yemişlerdir.
Dursun - Domuzun ta kendileri, yemelerine gerek yok Enver Usta. Harama uçkur çözerler, şarabın alâsını içerIer, sonra camiye gidip günah çıkarırlar...
Enver - Yalanla dolanla kendilerini bile kandırırlar. Ağızları içki kokmasın diye, nane şekeri, karanfili ceplerinden eksik etmezler hiç…
Yeni - Uzun boyuna takım elbiseler de yakışmış Dursun dayı.
Kazanova - Herr Dursun kravatın eksik değil mi? Kravatını takmayı unutmuşsun Usta.
( Herkez kendi yerine gitmektedir)
Dursun - İşe başlarken takmadığımı elveda ederken neyliyeyim, benim kravatım bileklerim, yine onlar kalmalı... Mola bitiyor, şu arkadaşların ellerini sıkayım da, belki görürüm göremem, hatırları kalmasın!
Kazanova - Sen git Alaman kandaşlarınla vedalaş…
Enver - Niye elini vermiyorsun Kazanova, ama gâvur dediklerin karşına geldimi kıçını bile yalarsın değil mi?
Dursun - Yaşlı çocuklar, siz bu kelleyle daha çoook sürünürsünüz el kapılarında. Sizler neyse de, ya tohumlarınız? Ya kurunun yanındaki yaşlar? Haydi... hacılık sizin olsun, acılık ta benim...
Enver - Delikanlı, çivi mi çekice vurulur, çekiç mi çiviye?
Dursun - Bir dur bakalaım Enver Usta, hele eline bir alsında. Doğrusu neyse onu yapar.
Enver - Solakmısın, sağ mı?
Kazanova - Sol lan sol, Dursun Dayı gibi! Görmüyon mu kayanaşıverdiler hemen.
Enver - Ulan Selim, senin gibi insan düşmanı olmasın da, bu bize yeter. Hem ustabaşı verdi Dursun Dayı’nın yanına, O’nun işini devam ettirecek.
Kazanova - Niye benim yanıma vermedi?
Enver - Sen mi emekli olacaksın, kim çalışacak orada. Muhakkak birisi o işi devam ettirecek. Boş mu kalsın masa. Yani senin kafana göre Dursun Dayı’nın işini öğrenmeye kim gelse solcudur öyle mi.
Yeni - Sen emekli olacağın zaman, ustabaşına tembih et, öğrenmesi için yanına senin gibi birini versin Kazanova.
Kazanova - Birlik olup bana cevap vermeyin, yıkarım başınıza bu dünyayı. Bir haber verdim mi bizimkilere yakarlar anam arvadım olsun.
Dursun - Gel bakalım delikanlı, bizler işçiyiz, ben emekli işçi oluyorum. Ama hep işçi kalacağız.Yanıma yaklaşta, elimdeki ufak paketi aç bakalım bu hediye sana…
Enver - Beline sardığın onüç yıllık önlüğün bu Dursun Dayı.
Dursun - Bundan sonra sen devam ettireceksin benim işimi, hayırlı olsun.
Kazanova - Nah işte, kirli bayrak gibi tutuşturdu eline.
Gözlükler çarpışır sarılırken birbirlerine, yere düşmez, yan yattığını hissederler, öylece kalırlar bir müddet, hıçkırıklar içlerinde gidip gelir, duyuyorlar dı etraftakiler de... Dursun Dayının, nasırlı elleri soğudukça yeni işçininkiler ısınıyordu… Ne yeni işçi arkasından baktı Dursun Dayının, ne de O durdu daha fazla.
Dursun - Allah kolaylık versin.
diyebildi sessizce. Gözlükleri ıslanmıştı yeni işçinin, işe başlamak için görmesi gerekliydi...
Yeni - Daha önce de kendisinin kullandığı malzeme ve eşya dolaplarının anahtarlarını da vermişti.. Üzerlerinde;
" Çalışır Dursun -2312/15.7.1975 "
yazılı etiketleri çıkarıp atmaya kıyamadım, altlarına küçük küçük kendi kimliğimi geçirdim, benden sonrakilere de de yer bıraktım...
P E R D E
Nurettin Kurtuluş
kurtulustan2003
 Gönderen : Nurettin KURTULUŞ - 11.11.2005 - 00:24
|