Site Üye Giriş

Bizim Orda

Bizim Orda
(Tek Kişilik Gurbet Anlatıları)

İzinsiz iktibas edilemez


Mustafa Acar



Anlatıcı/Oyuncu sahneye girer. Orta yaşlardadır.
Neşeli ve ama ağır bir duruşu vardır.
Sahnede bir sehpa, üstünde küçük bir bidon su. Yerde birkaç balon.


Teşekkür ederim, buraya kadar geldiğiniz için. İyi ki geldiniz bizim buraya. Gerçi ben bizim ora�nın hikayesini anlatacağım burda. Ama madem buraya kadar geldiniz, hoş geldiniz! Hadi bizim ora gidelim!
Müzik
Evet, sizlere bizim oranın hikayesini anlatıcam.
Bizim ora hikayeleri meşhurdur, bilirsiniz. Bunlar gurbet hikayeleridir aslında. Or�dan buraya düştükten sonra dile gelen şeylerdir. Dolayısıyla her �bizim orda� diye başlayan kelam, bir özlem yumağıdır. Öbür türlü insan neden �bizim ordan� söz etsin ki!
Hem öyle söz edilir ki, sanarsın dünyada bi tek bizim ora var; Cenab-ı Hak, itinayla bizim orayı yaratmış, geri kalan yerleri de, işte sırf kalabalık olsun diye, hani uzaydan bakan dostlar Pazarda görsün hesabı�
Abartma sanatının en çok kullanıldığı anlatılar, işte bu �bizim orda� diye başlayanlardır.
Bunlar, gizli bir övünme de taşır tabii. Herkes oralı olmakla övünür. Başladılar mı akşama kadar bitiremezler:
-Bizim ora şöyle, bizim ora böyle� Bizim orda eşeğin kıçına su kaçırırlar!
Su gibi aziz ol, ne diyeyim!
Müzik

Dedim ya, bizim ora hikayeleri biraz abartılıdır. Birisi �bizim orda� diye başladı mı bilin ki, yüzde doksan atıyodur; yüzde onsa hormonludur, yenmez zaten.
Ama benimkiler katiyen öyle değil. Ben bizim orayı anlatırken öyle övünerek değil, gerçi bizim oralı olup da övünmemek bi çeşit ahmaklıktır, ama ben hümanist bi adam olduğumdan kelli, kendi memleketimi öne çıkarıp da diğerlerine fasarya muamelesi yapmak istemem. Diğerleri gerçekten fasarya olsa bile. Ki işin aslı fasarya� Ama ne gereği var, değil mi, her hakikat söylenir mi, neticede hepimiz aynı ceddin torunları, aynı memleketin efradı değil miyiz!. Bizim oranın efradı bi başka olsa ne olacak sanki� Yani ne gereği var şimdi bizim oranın hasletlerini, meziyetlerini, kabiliyetlerini şurda sayıp dökmeye�
Bazıları sabah akşam, bi başlar, sustur susturabilirsen. Ben öyle değilim. Başladım mı iki üç saati geçmez, hadi bilemedin beş altı saat, taş çatlasın on-on iki saat� Çok fazla anlatmam bizim orayı. Neme lazım, dinleyenler ola ki komplekse girer; Cenab-ı Hakka �niye bizi de oralı yaratmadın yarabbi, suçumuz neydi�, diye sual ederler ki, hikmetinden sual olunmaz bilirsiniz. Kaldı ki, Rabbim herkesi bizim oralı yapsa denge bozulur. Sen ağa, ben ağa, e inekleri kim sağa?
Müzik
Bizim orayla ne kadar övünsem azdır, ama yine de yapmam öyle bi şey. Yapanı da sevmem. Bu gibiler her fırsatta insanın kafasını � sıkarlar. Mümkünse yanından kaçacaksın böylelerinin. Diyelim böyle biriyle bi gün markete girdiniz, peynir alacaksınız. Bizimki şarküteri reyonuna varınca şöyle bi dalar:
(Adamı taklit)
-Bizim orda lor peyniri yerler.
E, niye lor yerler, daha iyisini yiyemiyolar da ondan... Ezine koyun peyniri buldular da yemediler mi! Ne alakası var�
İnsan kendi toprağıyla övünecekse benim gibi haklı bi sebebe dayanacak, öyle olur olmaz sıkmak olur mu�
Bizimki peynir diye başladı ya, daha durur mu:
(Aynı adamı taklit)
-Bizim orda bi örük peynir yaparlar, Allah seni inandırsın burdan, teee... diyebilirim sana�.
Deme! Lüzum yok! Diyelim burda da o kadar uzun örük yaptılar. N�apıcan o kadar örgüyü? Rapunzel mi olacan?
Müzik
�Bizim ora� nostaljisi çok eskidir. Ben araştırdım. Milattan Öncesine kadar gidiyor. Bir sürü atasözü de var o nedenle. İlk gurbete çıkan atalarımızdan birinin anılarını okudum geçen. Çiviyle yazmış. Pilot kalem daha kolay olurdu ama o zamanlar defter yok. Taşın üstünde şunlar yazıyordu:
(Elinde bir mercek varmış gibi yavaşça okur:)
-Sevgili taş, -henüz sevgili günlük diye bi şey yok tabii- bugün gurbetteki ilk gecem. Burası çok soğuk. Her taraf taş üstelik. Hem de kaba taş� İlerde belki güzel bi semt olur burası, ama şimdi çok fena. Bizim orda bütün taşlar deri kaplamadır. Mağaralarımızda hep hasır serilidir. Ah kafasızlığım ah; yine de orayı beğenmez, mütemadiyen eleştirirdim. Demek ki gurbette sırtını taşa dayamayan, evdeki hasırın kıymetini bilmezmiş!�
Müzik
Bu ilk gurbet kuşu atamız daha bir sürü kulağa küpe olacak sözler söylemiş: �Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde�, �gurbet elde bir hal geldi başıma�, �gurbet gurbet dedikleri, üç beş köşkle birkaç huri�, gibi� Tabii bunları sonradan başkaları kaleme aldı. Bilirsiniz, insan göz göre göre hırsızlık yapan bir mahluktur; bin yıl önce söylenmiş bir kelamın altına adını yazar, utanmadan piyasaya sürer. Sorsan; �vallaha benim abi. Taze yaptım. Ahan da noter takdiki��
Noter tasdikin tamam da, tarih tasdikin nerde? Gökkubbe altında söylenmedik söz yoktur diyor Şekspir, bu durumda ya sen yalancısın ya Şekspir!
Müzik
Bizim orda böyle hırsızlıklar olmaz. Hırsızlığın ha�sını bile bilmezler:

-Hırsızlık?
-Ha?
Bizim orda kapını açık bırak, misal Doğu Karadeniz turuna katıl, döndüğünde bakarsın evin yerinde yeller esiyor. Hayır yani, komşular gelmiş evi havalandırıyor. Tozları alınmış, çiçekler sulanmış, ortalık mis gibi�
Ramazanda mesela; evler özel mülkiyet kapsamından bir anda kamu mülkiyetine geçer; iftarını açmak isteyen çat kapı girer:
(Dışardan giren bir oruçlunun taklidi)
-Ev sahibi sen misin?
-Evet, buyur!
-Getir ne varsa; ne var?
-Etli nohut , pilav, cacık, meyve�
-Kereviz?
-Yok!
-Hemen yapıyosunuz, yoksa giderim.
-Ama şimdi iftara az kaldı, yarın buyurup gelirseniz�
-Anlamam. İftardan sonra hanım bekliyo. Zaman dar, teravihe yetişicem daha!
-Nohut da o işi görür diye duyduydum?
-Olur mu, nohut yedin mi bi tek karnın şişer!
Müzik.

Bizim ora insanı aynı alışkanlığını gurbette de sürdürür. Bu yüzden yıllarca çalıştığı halde iki yakası bi araya gelmez. Evine gelen misafiri katiyen geri çevirmez .
(Ev sahibi birinin taklidi)
-Neden erkenden kalkıyorsunuz Hans bey, kalsaydınız bi şeyler yerdik!
Daha gider mi Hans:
-Okey, o zaman şimdi oturuyor ben, bi şeyler getiriyor sen.

Bizim oranın �bi şeyler�i Hilton�un açık büfesine eşdeğer bir menüdür. İzzetnefssiz Hans�a bütün gün izzet ikramda bulunulur. Nihayet kalkmak için yekindiğinde bizimki son hamlesini yapar:
-Nereye kalktınız Hans bey, daha karpuz keseceyidik!
-Okey, o zaman oturuyor ben, karpuz getiriyor sen.
Müzik
Bizim ora bi başkadır. Batı�da pek misafir istenmez. Ortada kaz yoksa tavuk ikram edilmez ekseri.
(Kapıyı çalar)
-Kimdir is it?
-Hello! Ayem gest of Tanrı.
-O may gad bay my lav gud bay� (Goodbye My Love Goodbye - Demis Roussos�ın şarkısıyla örtüşecek şekilde söyler ve bay bay işaretiyle kapıdan uzaklaşır.)
Müzik
Batı öyledir. Ortada menfaat yoksa evinde çay bile içirmezler kimseye.
Ama bizim ora öyle midir ya; yemeğini tek başına yerse boğazından geçmeyeceğini bilir; hadi diyelim boğazından geçti, şeyinden geçmez sefer, günlerce müshil içer garibim. Onun için ne yapıp edip sofrasına bi dostunu düşürmesi gerekir:
(Telefonla arkadaşını arayıp yemeğe çağıran birinin taklidi)
-Nuri köyde gelemiyor, Tevfik cevap vermiyor, yav önümde yemek, acımdan ölecem, kimi arasam; hah, dur, Hasan kesin evdedir; aloo? Hacı, ağzına layık kebap yaptım, gel beraber yapalım hadi. Yanında ne var biliyon mu; bi ayran var, Allahvekil bi kutu mintak atsan öyle köpük olmaz. Hadi bak seni bekliyorum bak! Olmaz; iki saat çok, iki dakka sonra burdasın�
Müzik.





Müzik.
Bizim ora bi başkadır. Hakkaten bak, bizim ora diye söylemiyorum, ama hiç bi memleket, bizim oranın eline su dökemez. Töbeler olsun mübalağa yok!
İnsan memleketiyle övünür tabii, övünmez mi.
Kim olduğumuz, biraz da nereli olduğumuzla ilgili değil midir:
(Dayılanan birinin taklidi:)
�Lan sen benim kim olduğumu biliyon mu hanzo?�
�Biliyom, n�olacak?�
�(Tırsarak) Hadi ya! (Düşünür, yeniden dayılanır) Sen benim nereli olduğumu biliyon mu peki?�
�Yok, bilmiyom.�
�Bizim orda adamın ciğerini alır mangal yaparlar, ormanda� Orman, bizim ordaki ��
�Hadi ya? O zaman hadi sizin ora gidelim de, bakalım nasıl yapılıyor orman kebabı!�
�(Korkarak) Abi, ben yapmayı bilmem, zaten sakatat sevmiyom ki ne. Abi napıyon, sok o silahı şeyine, müsait bi yerine, bokunu yiyim abi��
Müzik
Memleketinle övünmeyi abartmayacaksın!
Bi defa gurbetteysen ölçülü olacaksın. Burası sizin ora değil. Karıştırmayacan; sizin ora, orda kaldı, burası başka. Misal, sizin orda sen kralsındır; kahveye girer girmez gürlersin;
-Heyyt len, dağıtiyım mı burayı. Hani benim sandalyem, çayım, kiraz ağacında yırtılan gömleğim�
Herkes koşturur önünde:
(Kahvedekilerin saygısı)
-Vay Selami abimiz gelmiş, buyur abi, şöyle baş köşeye geç istersen; Ne içersin abi, özel bi kahve yapiyım mı abime!Hürmetler abi!
Sizin orası öyle. Ama gurbette aynı muameleyi bekleme! Yeri geldi mi iki diş indiricen hatta�
Patronun sesi:
-Selami, gel lan buraya! Hani benim sandalyem, çayım! Kiraz ağacına asiyım mı gömleğini şimdi senin�
-Abi, yeni demledim. Özel bi kahve yapiyım mı abime, hürmetler abi�
Müzik
Burası başka, sizin ora başka�
Farkı anlayacan. Gerekirse bütün ilkelerinden taviz verecen, acımadan�
Bizim bi amcaoğlu vardı; Nabi. Aynı Selami gibi, dehşetli kabadayı. Sağlam da bir Müslüman. Beş vakit namazında filan� Nabi, Belçika�da yaşıyor. Bi gün mahallesindeki Ermenilerden biri bi koyun kesecek olmuş, ama bi türlü beceremiyor, yüzü gözü hep kan içinde kalıyor. Diyorlar; bu kurban kesme işini en iyi Müslümanlar yapar. Bak, falanca yerde bi Müslüman var. Ona git sen.
Ermeni, doğru bizim Nabi�nin kapısını çalıyor. Nabi kapıyı açınca, ne görsün: Elinde kanlı bi satır, yüzü gözü kan içinde soluk soluğa bi Ermeni:
-Sen Müslüman mışsın öyle mi?
-Kim? Ben ha? Bana Müslüman diyenin gelmişini geçmişini�
Müzik

Bizim ora insanı müthiş uyumludur; aslan gibidir; ama yeri geldi mi tilki postuna girer.
Bizim ora hikayeleri bitmez. Gurbete çıkan hemen herkes illa ki �bizim ora� diye başlar. Fırsat ve imkan buldukça da anlatır. Çünkü �bizim ora� öyle bir yerdir ki, mutlaka herkese anlatılması, bilinmesi gerekir. Her anlamda örnek, müstesna bir yerdir. Cennete teşbihi hata olmaz:
(Yabancı yerde incir almak isteyip alamayan birinin taklidi)
-Şuna bak ya. Ülen bi kilo incir altı panglot olur mu be! Aga bizim orda, diyelim canın incir çekti; gidiyon incir ağacının altına, şöyle yatıyon serin serin, ahan böyle (ağzı açık yatışını gösterir). On saniye geçmiyo cullup ağzına bi incir düşüyo! Mübarek öyle ballanmış ki, çiğnemene lüzum yok, o kendisi kayıp gidiyo zaten� Sen yalnız ağzını açık tutuyon�

Müzik.
Bizim ora, övülmeye değer bir yerdir. Mükemmellik adına ne varsa ordadır; fazilet, hamiyet, hürmet, muhabbet�
-Bizim orda küçüğün büyüğe hürmeti vardır. Misal, yaşlı biri otobüse bindi, otobüste o anda en genç kim var? Şoför! Hemen ayağa kalkıp, yerini verir!
Otobüs de Allaha emanet gayri, saldık çayıra Mevlam kayıra�
Müzik

Tamam, terbiye çok önemlidir. Ama abartmamak lazım.
(Memleketiyle övünen birinin taklidi)
-Bizim orda biri bi terbiyesizlik yapsın, ayağından vururlar!

İyi de bu da terbiyesizlik!
Adamı süründürüyosun, bundan büyük terbiyesizlik olur mu!
Bizim orda böyle şeyler olmaz işte. Biri bi terbiyesizlik yaptı mı kafasına sıkarlar direk.
Müzik

Abartmamak lazım tabii! Tamam bizim ora süper, o ayrı, ama bazıları dibini yandırır.
(Taklit)
-Bizim orda kargalar bile bülbül gibidir. Sabah akşam öter mübarekler!

Tabii böyle bi yalanı bülbülü ötmeyenler söyler ekseri. Elinde kala kala çelimsiz bi karga kalmıştır. Ne Ötüşü ötüş, ne uçuşu uçuş� E, sen zavallı bülbüle gerekli bakımı yapmazsan, bütün gün kafeste, değil mi, öter mi bi daha� Tıbbın meşhur kuralıdır: Bir uzuv hakkıyla kullanılmadı mı zaman içinde ötmez olur! Hadise bu! Arada salıcan hayvanı, bırakıcan, istediği gibi uçsun, dilediği yere konsun�
Müzik

Neymiş bizim orda bülbüller öter, kuşlar uçar�
Memleketini kişiliğine referans yapan kişiler vardır. Diyelim memleketinden ünlü müzisyenler çıkmış. Bu, her fırsatta anlatır artık:
-Bizim oranın eşeği bile makamla zırlar�

E, sen detone oluyon ama, zırlarken?
Müzik
İnsan memleketiyle övünmez mi, övünür tabii. Ama ifrata varmamak lazım. Akıllıcı yapacaksın. Misal; Çorum�lusun, leblebin kadar konuşacaksın. Leblebiyi fıstık gibi takdim ettin mi, Antepliler seni Alleben deresinde boğar!
Urfalıysan en kral çiğköfteyi satabilirsin:
(Çiğköfte yiyen birinin taklidi)
-Aynı bizim oranın çiğköftesi� Eline sağlık usta, hele bi ayran ver içah�
-Ayran yok�
-E, ayranın yok içmeye nasıl çiğköfte satıyorsun? Nerelisin sen?
-Edirne Keşan�
-Lan devşan oğlu devşan, madem Keşanlısın� adın ne senin?
-Ali.
-Keşanlı Ali, sen dua et, Haldun Taner rahmetlinin hatırı var, yoksa seni bizim ora götürür, balıklara yem yapardım Allahvekil. Ya da, en iyisi Kaleden atmak, Hz. İbrahim gibi� (Atılırkenki taklidini yapar.)
Müzik
Dedim ya, bizim ora hikayeleri aslında gurbet hikayeleridir. En çok gurbetçilerden dinlersiniz bunları.
İlk kez gurbete çıkanlar çok ilinçtir. Özellikle yurtdışına ilk kez gidenler, uçaktan iner inmez epey bi şaşkın ördek sendromu yaşarlar. (Etrafa aval aval bakan birinin taklidi)
Hele bir de burasıyla orası arasında bi uçurum varsa, şaşkınlıkları pik yapar:
(Taklit)
Anaaa, babooo�.

Haksız da değildir hani; Van�ın Bahçesarayı nere, Eliza Sarayı nere�
Ama ne olursa olsun siz siz olun sakın bu duruma düşmeyin! Milattan önce olsa sorun yok, ama şimdi hemen bi uyanık çıkıp durumdan faydalanabilir. Bizim ordan Necati�nin de başına gelmiş. Bu daha uçaktan inmiş, etrafa bakıyo, hemen biri yanaşmış:
(Bir uyanığın taklidi)
-Hemen elli euro veriyosun birader!
-Hı? Niye ki?
-Beş ayrı yere baktın da ondan! Burda her yere bakmanın bedeli on euro, beş ayrı nokta, toplam elli euro?
- Abi ben buraların yabancısıyım, bizim orda istediğin kader bakıyon da yine de pere vermiyoruz Gur�an çarpsın... Hatta yanımızda öküzler de oluyo, misal tren geçiyo o esnada�
-Ben anlamam, buranın kuralı bu! Beş yere baktın, elli euro verecen�
-Ne beş yeri! Sade iki yere baktım şerefsizim; bi ahan şu büyük binaya baktım, ne kadar temiz diye, bizim orda olsa ertesi gün biri çıkar böyük abdestini yapar depesinden aşağı! Kesin. İşte bi de şu mini etekli bacıya baktım. Bizim orda pek yok biliyon mu �
-Peki peki, inandım sana; 20 ver hadi!
- Allah razı olsun senden! (Adam gidince arkasından sırıtır) Enayi; en az on yere baktım halbuysem! Lan buranın insanı bayağı bi saf imiş be. Bizim orda olsa hayatta yutmazlar böyle bi yalanı!
Müzik

Yurt dışına çıkan biri temizliğe alışık olacak. Biliyorsunuz hijyen çok önemli Batı�da. Bizim orda da önemli. İnanır mısınız herkes günde beş vakit elini yüzünü yıkar. Bi tek Şevki var bizde, istisna. Biraz pasaklıdır. Askerlikte tuvaletten sorumlu yapmışlar bunu. Bi de rütbe vermişler. O nedenle biz �Komutan Loğar� deriz kendisine. Geçen Kanada�ya gitmek için yola koyulmuş. Kanadanın aradığı en önemli vasıfsa temizlik. Duyunca şok oldum. Bizimkilere çıkıştım: Lan bula bula Şevki�yi mi gönderiyonuz. Memleketi rezil edeceksiniz şimdi, alemin gavurlarına! �Yok� dediler, �Şevki çok değişti, kendini geliştirdi!�
E, inşaallah!
Şevki uçaktan inmiş, sıraya girmiş. Şevki�nin önünde bi Alman, bi de Fransız. Polis valizleri kontrol ediyor. Almanın valizinden afbuyrun, yedi adet don çıkmış.
Polis: �Neden yedi�? demiş.
Alman: �Pazartesi, Salı, Çarşamba, haftanın her gününe bir külot!�
Polis: �Vaaav�, demiş, �güzel, sen geç o zaman�.
Sonra Fransızın valizine bakmış: Sekiz külot. �Neden sekiz?� demiş.
Fransız: �Pazartesi, Salı Çarşamba her gün bir külot ve her ihtimale karşı bi tane yedek.�
�Süper� demiş polis, �sen de geç�. Sıra Şevki�ye gelmiş. Polis valizi bi açmış, şok: Tam oniki adet külot!
Polis: �Neden oniki?� demiş.
Şevki başlamış: Ocak, şubat, mart, nisan�
Müzik

Gurbetin şartları var. Oranın kurallarına uyacaksın! Neyin ne olduğunu bileceksin. Bunun için de bi kere dil bileceksin evvelemirde. Bilmiyorsan da en kısa zamanda gayret edip öğrenecen! Çaresi yok! Öbür türlü angut gibi Fransa�nın ortasında Fransız kalırsın.
Bizim oranın insanı bugüne kadar Fransız kalmadı çok şükür! Tek tük istisnalar vardır tabii, zaten adı üstünde değil mi; tek tük. Misal bizim Tekin emmi.
Geçen rahmetli oldu. Fransa, Almanya, İngiltere, bütün Avrupayı dolaşmış ama bir türlü yabancı dil olayını çözememişti. Cenazesine gittiğimde baktım Ümmü yenge kocasının başında feryad ediyo;
�Uy dağ gibi yiğidim getti; İngilizce bilirdi, Almanca bilirdi, Fransızca bilirdi��
Ben şoktayım. Sonunda dayanamadım:
-Yenge, Tekin amca yabancı dil biliyor muydu hakkaten?
-Bilmirdi ama gayret edirdi, gayret edirdi�
Müzik

Tabii yabancı dil bilginiz adamakıllı olmalı. Temelinki gibi bir iki kelimeden ibaret olursa yandınız. Olayı duymuşsunuzdur:
Amerika�da bi gazinoya gidiyor bizimki. Oturup bi şeyler içecek, bakıyo bir adam geldi, garsonu kenara çekti. Garsonun kafasına bir elma yerleştirdi ve biraz uzaklaştıktan sonra dönüp dışşınnn� silahıyla garsonun kafasındaki elmayı tam ortasından vurdu... Sonra da kasıntıyla; "ay em bily".
Biraz sonra aynı şeyi bi başkası yapıyo: Elmayı garsonun kafasına yerleştiriyo ve elmayı tam ortasından vuruyo. Sonra da yine kasıntılı bi şekilde: �ay em Çarli�...
Tabii Temel durur mu, elmayı garsonun tepesine dikiyo, fazla uzaklaşmadan garsona dışınnn. Zavallı garson kanlar içinde. Ama bizimki aynı kasıntıyla: �Ay em sori�
Müzik.

Yabancı dil önemlidir. Size sıkıntı yaratır. Her zaman sıkıntı yaşayan siz olmazsınız tabii. Karşınızdakiler de yaşar.
Temel Ingiltere'ye gidip gelmiş Cemal sormuş:
-Ula Temel, sen incilizçe bilmeyidun. Çok sikinti çektin mu?
Temel :
-Yok, asil sikintiyi inciluzler çektu...
Müzik.

Gurbetin şartları var. Onlardan biri de nazik olmak. Çünkü burası sizin ora değildir. İşte bizim ora insanı nezakette kusur etmez katiyyen. Kibar olmak bir şey kazandırmayabilir her zaman, ama kaybettirmeyeceği kesindir, bunu bilir. Ama nazik olmanın da bi ölçüsü vardır; doğallığı yitirmeden nazik olacaksın! Bi gün yabancı bir adam, bizim fırıncı Kadri�ye gelmiş, ekmek alacak. Gayet nazik:
-Beyefendi rica etsem bana bir ekmek verebilir misiniz acaba?

Fırıncı Kadri dönmüş, pis pis bakmış adama:
-Parasını vermiyecah mısan?
-Ne münasebet, tabii ki vereceğim!
- O zaman niye ağız egisen ki? Söyle bi ekmek ver!

Müzik.

Doğal olmak bizim oranın en önemli hasletlerinden.
Bir gün Almanya�da çeşitli milletlerin kadınlara bakış açısı konulu bir panel yapılır. Türkiye'den de bizim ordan Fırıncı Kadriyi çağırmışlar.
İlk olarak Fransız'a sormuşlar.
- Siz neden bir kadının elini öpersiniz?
Fransız düşünmüş:
- Saygımdan öperim, tabii ki, demiş.

Sonra Alman'a sorarlar.
- Kadınlar kutsal varlıklardır, o yüzden ellerini öperiz, der.
Sıra Fırıncı Kadri�ye gelmiş:
- Bir kadının elini neden öpersiniz Kadri bey?
Kadri Biraz düşünmüş:
- Valla bir yerden başlamah lazım yani.

Müzik.

Gurbetin kurallarından biri de oranın örfüne adetine uymak. Çünkü burda sizin ordaki kurallar geçerli değildir.
Hatırlarsınız, bi ara televizyonlarda hep haber olurdu:
Yurtdışında çalışan yurttaşlarımız buralara uyum sağlayamamaktadır. Şimdi yanımızda onbeş yıldır Almanyada çalışan bir yurttaşımız var.
Kendisine bir test uyguluycaz. Sağ tarafa bir lahmacun, sol tarafa ise bir pizza koyuyoruz. Bakalım kendisi hangisini tercih edecek. Buyrun Almancı yurttaş:
Almancı lahmacunun üstüne atlar ve hemen yemeye başlar.
Sunucu:
-Gördüğünüz gibi bu yurttaşımız yirmi yılda bir kibrit çöpü bile yol alamamış ne yazık ki! Umudumuz gelecek kuşaklarda. Eminim onlar lahmacun yerine pizzayı tercih edecektir� Ben İmgesu Klara. Bayer Münşen Doçland.
Müzik
Evet, yıllarca eleştirildi gurbetçiler. Hep bu uyumsuzluk nedeniyle!
Allahtan bizim ora insanı uyum sağlamak konusunda birebirdir.
Almancı Feyzi vardı, aynı mahallede büyüdük. Uzun seneler Almanya�da kaldı. Feyziyle gitmeden önce ilişkimiz aynen şöyleydi:
-Feyzi bi sigara versene!
-Paketi al!
-Yav olur mu Feyzi ne yaptın
-Ben alırım şimdi, boşver sen�

Seneler geçti Feyzi döndü. Bi gün oturuyoruz:
-Feyzi bi sigara versene!
-Paketi al!
Vay be, aslanım benim, hiç değişmemiş!
-Tek versen yeter!
-Paket isteseydin ucuza gelirdi. Bu şekilde tanesi elli kuruşa mal olur sana.

Müzik

Bazıları sorar: Kapitalizm nedir, diye. Aha budur işte: Dostluk, tek sigara ve elli kuruşluk üçgen�.
Feyzi bu süre içinde çok iyi uyum sağlamış, bayağı feyizlenmiş Almanya�dan. Şimdi bizim orda üç apartmanı, iki Man�ı var.
Müzik
Kederin ve hüznün en çok içildiği yer gurbettir. Dolayısıyla bizim ora�nın en çok yad edildiği, durup durup hatırlandığı yer�
(İçlenen birinin taklidi)
-Ah ulan, şimdi bizim oranın şeftalisi olacaktı�
-Abi burda da var?
-Öyle değil oğlum, bildiğin şeftali. Meyve�

Müzik.

Gerçi artık eski bizim ora nostaljisi kalmadı pek fazla. Çünkü
Teknoloji gelişti, dünya küçüldü. Bizim orda ne varsa artık burda da var. Burda da her şeyi bulmak mümkün:
(Taklit)
-Bulunmaz Bursa kumaşı?
-Bulunur. Kaç top?
-Domatesli kebap?
(Dürüm yapıp uzatır)
-Ahan da burda
-Bizim oranın havası?
- (Yerden bir balon alıp patlatır) ahan da mis gibi ora havası.
(Koklayıp öğürür)
-İğrenç ağız kokuyo�
(Yamultarak taklit eder) İğrenç ağız kokuyo! E, sen burda sabahtan akşama kadar asbest soluyon; egzoz gazları burnundan giriyo gö�zünden çıkıyo� o iğrenç değil de mis gibi ağız kokusu iğrenç, öyle mi?
(Aynı kişinin taklidi)
-Su var mı, bi yudum içeyim, ama bizim oranın olsun?
-Olmaz mı, al, Zemzem�le karışık bizim gölün suyu.
-Hangi göl?
-Salda!
(Seyirciye)
Salla anasını satiyım. İnanmıyosa gitsin Melih Gökçek�e tahlil ettirsin!
Müzik

(Aynı kişinin taklidi)
-Tamam her şey hoş da, bizim oranın şöyle serin bi minare gölgesi olsa, sizde bulunur mu acıba? Serin minare gölgesi?
-Olmaz mı abi; hangisinden istiyon; Ömeriye Camiininki mi olsun, Baba Osman camii mi?
-Hangisi daha uzun?
-Babanınki�

Müzik

Her şey var artık burda; su var, hava var, bi tek bizim oranın toprağı� Toprak çok önemli, değil mi? Topraktan geldik toprağa gideceğiz, ama şu üç günlük dünyada, topraksız olmak ne kötüdür! Allah insanı toprağından ayırmasın, topraksız komasın! İşte bi tek o bulunmaz burda, diyeceksiniz, değil mi? Demeyin, çünkü siz Kamil abiyi tanımıyorsunuz. Toprak çeker, derler ya, Kamil abi toprağı kendisi çekmiş! Teee Belçika�lara hem de�
Kamil abi yıllarca çalışıp dört katlı bi apartman almış, iş yerine yakın. Kendisi Dördüncü katında oturuyo binanın. İlk üç katını da memleket toprağıyla doldurmuş Kamil abi. Kamyonlarla toprak taşımış Allahın Belçika�sına� Binaya girdin mi, Babilin Asma Bahçelerine giriyon say.
Dedim; Kamil abi, ne gereği var, burda Brüksel lahanası yetişmiyo mu?
Müzik

Kamil abi, enteresan tabii� Apartmanda organik tarım yapıyo, ama asıl gerekçesi başka:

-Böyle memleket gokusu alıyom yiğenim, anleyon mu!
- Bu kadar teferruata lüzum yok ki Kamil abi; söylesen haftada bir bi kaç balon patlatırdım senin için�
-Sağol yiğenim öyle olmeyyo, böyle halis toprak gokusu, anleyon mu?
-Neyi anlıycam Kamil abi; sen, zevkin için bi gemi toprağı memleketten yükleyip getirmişsin; yazık değil mi şimdi bunlara; anayurdundan, toprağından ayrı, gurbet ellerde� Şimdi kederden ne mineral kalmıştır bunun içinde, ne tohum� Sen yanmışsın bi defa, toprağı niye yakıyon! Memlekette zaten erozyon var, sen kalkmış toprak çalıyon� Hayır, senin bu yaptığın suç aynı zamanda
-Dime len?
-Ya! Şimdi seni toprak mahsulleri ofisine söylesem, iki dakka sonra nereye götürürler seni?
-Nereye?
-Guantanamo�
-Vay anamo�
Müzik

İnsan toprağını özler tabii. Toprak çeker insanı. Ama bunda fazla zaaf göstermemek lazım. Accık dirayetli, direngen durmak gerek.
(Kolundan tutulmuş da sürükleniyomuş gibi yapar)
-Noldu lan, nereye?
-Abi toprak çekiyo, gelirim ben sonra, ararım seni!
Müzik

Bizim Celalettin de böyle. Toprağı Celalettin�i o kadar çekerdi ki, askerdeyken habire firar ederdi Celalettin. Bu yüzden askerlik yapamadı Celalettin. Sabah kahvaltıdan sonra vınnnn. İctima�da yokluğu fark edilinceye kadar soluğu evde alıyor! Babası artık illallah etmiş:
-Bu sefer niye firar ettin lan?
-Bu sefer toprağımı özledim baba, sizleri göreyim dedim!
-Geçen sefer ne dediydin?
-Geçen sefer sizleri özlemiş, toprağımı göreyim demiştim.
-(İçeri seslenir) Hanım tüfeğimi getir, kaderimde evlat katili olmak varmış! Bi yere kıpreşme, abdes alıp geliyom deyyusun oğlu!
Müzik

Gurbeti icad edenlerin bulduğu mucizbeyan bir atasözü vardır bilirsiniz: İnsanın doğduğu yer değil, doyduğu yerdir önemli olan.
Tabii şu soru hiç aklımıza gelmez: Neden doğduğumuz yer aynı zamanda doyduğumuz yer değil bizim?
Bazen halk türkülerimiz de arabeske düşer ya: �Yokluk beni mecbur etti, gurbeti ben mi yarattım.�
Şu soru hiç aklımıza gelmez: Yokluğu kim mecbur etti bize?
Düşünecek olursak uzun bir çaresizliktir iki hecelik gurbet sözcüğü.
�Çaresizdim geldim amma
Gurbeti ben mi yarattım!�
Kim yarattı o zaman? Allah�ın böyle bir ezayı bize reva görmesi ihtimal değil. Kim yarattı o zaman?
Müzik

Her ne hal ise; madem gurbete çıkmışsın, onca cefaya katlanıyorsun; o zaman adam gibi çalışacaksın. Hakkını vereceksin ayrılığın; şu vatan hasretine değmeli gayretin.
Bizim ora insanı çalışkandır. Hatta; �vatan, bizim oralıların omuzlarında yükselir� vecizesini Fikret�ten önce, bizim mahalleli söylerdi, bir ağızdan. Bizim insanımız çalışmaktan kaçmaz.
Bir zamanlar, İstanbul için �taşı toprağı altın� efsanesi dolaşırdı, bilenler bilir. Bu esatir-i evvele inanan binlerce yurt insanı İstanbul�a akın etmişti. İş bulmak, rahat yaşamak gibi hülyalarla� Bizim ordan da iki arkadaş, Necmi ile Azmi bu sevdaya kapılanlardan. İkisi de Urfalı. Ve ikisi de müthiş tembel. Urfalıların genleri konformisttir gerçi, fakat Necmi�yle Azmi tembellikte zirve! Misal herkesin dna�sı sürekli devingen, hareket halindedir ya, bunlarınki bütün gün böyle: (Ayak ayak üstüne atmış, sigara içen kişinin taklidi.)
Fakat bıçak kemiğe dayanınca ikili kalkıp İstanbul�a geliyor. Çalışıp para kazanacaklar, çaresi yok. Otobüsten iner inmez Necmi bi bakıyo; yerde yüz panglot. Gözü parlıyo ama üşengeçliğinden elini uzatıp da alamıyo. Paraya bakıyo bakıyo:
-Yav hakikaten İstanbul�un taşı toprağı altınmış. Ama şimdi kim bu sıcakta eğilip de yere uzanacak da, parayı kaldıracak da cebine koyacak. Azmi sen yapsana hayrına!
-Bırak lan, ilk günden işe mi çıkılır anasını satiyim!

Müzik

Bizim ora insanı çalışkan ve gayretkeştir. Azmi tabii ki istisna. Dedesi de öyleymiş Azmi�nin. Hasbi Tembel. Öyle ki, şöhreti devlet katına kadar gitmiş. Bi gün padişah memleketteki bütün tembelleri saraya çağırmış. Hasbi dede de var içlerinde. Hepsine tek tek aynı soruyu sormuş:
-Sizi haca göndersem, nasıl gidersiniz?
Tembellerden biri atılmış:
-Valla ben bi gün gider, beş gün yatarım, bi gün gider beş gün yatarım...
Hasbi bıyık altından gülmüş:
-Tayyare mi oldun mübarek, ne bu sürat!

Müzik.
Gurbette çalışacaksın tabii. Ve paranın kıymetini bileceksin. Yurda dönen gurbetçileri bilirsiniz. Genellikle lüks arabalarla gelirler. Bizim düşünce fakirleri hemen başlar:
-Görüyon mu herifi; burda eşeğe binemiyordu, Almanya�ya gitti şimdi Mersedesle geziyo�

Lan ben o Mersedes�e binmek için eşek gibi çalıştım ama, haberin var mı! Senin gibi bi partiye yamanıp, azıcık şahsiyetten azıcık haysiyetten tavizler verip devlet arazilerine konmadım; insanların rızkını çalmadım, kimseye minnet etmedim! Bileğimle, emeğimle çalıştım ve dayandım bütün yıkıcı rüzgarlara ki, sen bir salvosuyla tuz buz olurdun o kasırganın.
Müzik.

Madem gurbet eldesin, şu halde çalışacaksın. Her şeyin para olmadığını bilerek çalışacaksın. Paradan önceliklerin olacak; insaniyet gibi� Gurbetin havası pek soğukmuş, varsın olsun; gurbet eller, insanı ölümden daha soğuk ellermiş, varsın ellesin. Sen kendini elletme. Gurbette dostluk, arkadaşlık sıfırın altında seyreder, doğru. Hüsnüniyet, ünsiyet hak getire� İnsaniyet hiç yoktan ölmüştür:
(İki arkadaşın diyalogu)
-Yusuf? Bu ölmüş lan; daha dün gece bi şeyi yoktu. Tüh, kirayı ikiye böleceğiz artık! Neyse ara etfaiyeyi, 112 miydi� Dur ben ariyım�
-Abi itfaiye olmaz ya; vasiyeti vardı; beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar�
- Ne yağmuru Yusuf ya; kaça mal olur bize bi yağmur biliyon mu sen; hem bizim orda küresel ısınma var! Ara sen etfaiyeyi�112 miydi� Dur ben ariyım�
-Abi günahtır; bizim arkadaşımız O. Hem bak Şevval ayındayız, Allah görür şerefsizim, o zaman Yusuf Yusuf dersin, karışmam.
-Yapma lan? Allah bu ayda mı görüyodu en fazla?
Müzik.

Merhum Akif ne diyordu:
�İnsanlarda fazilet hissi Allah korkusundandır.�
Ortalama insanın kalbinden Allah korkusunu silin, ki şu an ortalama olarak silinmiş zaten, ortaya karışık bi hayvan çıkar. Neye benzediğini çıkaramazsınız (Fonda �acayip hayvanlara benziyirsen� türküsü başlar. Kısa bir süre eşlik eder. Müzik inince)
Çok var böylelerinden. Ben şahit oldum. Yirmili yaşlarda, bi diskoda, kendini kaptırmış dans ederken telefonu titreşti:
(Telefonla konuşan lakayd birinin taklidi. Bir yandan da dans etmektedir.)
-Aloo? Abi şu an ortam var ya, kopmuş abi; kızlar piste akıyo, birazdan Ezgisu�lar da gelicek, olay yeni başlıyo anlıycağın, gelsene sen de� Duyamıyom? Annem mi hastaneye kaldırıldı? Boşver ya; ööö geldi artık; ölsün gitsin bırak! Ne o öyle ikidebir saçma sapan sırt örtmeler falan� Yok abi ben şimdi gelemem, ortam kopmuş diyom sana ya, kızlar piste akıyo, hadi öptüm, bay� (Dansına devam ederek telefonunu cebine koyar ve uzaklaşır.)
Müzik.

Bizim orda da hayvan vardır; bir yudum su için kardeşini ölüme terk edebilir; ama Ezgisu için annesini ölüme terk edeni göremezsiniz bizim orda!
Bizim orda insan sıcaktır. Yalnız iyilere karşı değil, kötülere karşı da sıcaktır. Yalnız yakınındakilere değil; yedi sokak ötekine karşı da sıcaktır. Ölümün soğuk eli bile yüreğin mangalında ısıtılır. O el bir arkadaşa dokunmuşsa gözleri kırmızı kara bir lav seline döner, baba veya kardeşse dokunduğu kızıl göklere uzanır ateşler, anneyse hele, anneyse� o mangal büyük bir orman yangınına döner yürekte:
(Annesinin başı ucunda kederle söylenen biri. Fonda ağır bir müzik başlar.)
Anne� Lütfen ölme
Sen olmasan, yalnız yapraklarımız dökülmeyecek
Vakitsiz kuruyacak dallarımızın en yeşili
Pınarlar akmayacak, gözlerimiz dolacak
Nehirler yanlış akacak, sular bulanacak
Ve her gün ayrı bir kederle savrulacak
Rüzgarlar
Anne lütfen ölme;
Sen ölünce dünya daha bi çekilmez olacak
Son kalan ışığını kaybedecek yakamozlar denizde
Şarkıları bütün bütün susacak kızıl enginin
İlla öleceksen anne
Bize lutf et
Ya çok çok geç öl
Şu son sessizliğinde ya da
Sensizliğe rağmen nasıl yaşanır şu zulmet
fısılda bize!
Anne
fısılda�


Müzik yükselir.

Mustafa Acar
2008 İzmir
musar63@hotmail.com




Gönderen : - 24.08.2008 - 21:13



Yorumlar   




 
   

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Tiyatro Oyunları
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 06.10.2010

1 YAPRAK DOKUMU
1 YAPRAK DOKUMU
2 YAPRAK DOKUMU
2 YAPRAK DOKUMU
3 COCUKLAR DUYMASIN
3 COCUKLAR DUYMASIN
4 M ALI BIRAND''LA
4 SPOR GUNDEMI
5 UGUR DUNDAR''LA S
5 KOMEDI DUKKANI

   Kitap - Sahne Bilgisi
 Özdemir NUTKU - Sahne Bilgisi İçin

   Anket
En Beğendiğiniz Sinema Türü ?

  Korku
  Komedi
  Aksiyon
  Politik
  Dram
  Fantastik
  Bilim Kurgu
  Romantik



Anasayfa
| Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim
firma ekle