IKSV

Demokrasi, Ayna ve Aşk

Demokrasi
Ayna ve Aşk



Mustafa ACAR
(musar63@hotmail.com)


2 Perde





(İzinsiz kullanılamaz/alıntılanamaz.)



Kişiler:

Ramazan: İş bulmak umuduyla büyükşehre gelmiş bir delikanlı. Rezzan’ın nişanlısı.
Rezzan: Gözünü ışıltılı vitrinlerden alamayan Ramazan’ın hemşehrisi ve nişanlısı
Mehmet: Onsekiz-yirmi yaşlarında, saf biri. İş bulmak amacıyla Nusret’le beraber metropole gelmiştir.
Nusret : Onsekiz-yirmi yaşlarında, hesapları olan hırslı bir genç. Mehmet’in arkadaşı. Zengin olmak amacıyla metropole gelmiştir.
Abla: Nusret’in ablası. Zorla evlendirileceği sıra evden kaçıp kardeşinin yanına, büyükşehre gelen genç kız.
Lokantacı
Abuzittin: Yirmili yaşlarda bir genç. Zeynep’le tanışıp hemen evlenir.
Zeynep: Abuzittin’in karısı.
Baba: Her manzarada oğluna öğütler veren bir adam.
Çocuk: Babanın zeki çocuğu. Ona altından kalkamayacağı sorular sorar.
Nadide: Dışarı çıkıp gezmesi yasaklanmış bir genç kız. Baba2’nin kızı.
Anne: Ezik bir kadın. Nadide’nin annesi.
Baba 2: Nadide’nin babası. Despot.
Gani: Kendine bir kız bulup, ‘atma’ derdinde olan yüzeysel bir genç.
Hüseyin: Gani’nin akıl danıştığı arkadaşı.
Lale: Gani’nin bulduğu kızlardan biri.
Ayşe: Gani’nin bulduğu kızlardan biri.
Gülten: Gani’nin bulduğu kızlardan biri.
Ahmet: Ayten’le evlenmek üzereyken hasta olduğunu öğrenen zavallı.
Ayten: Ahmet’in nişanlısı. Onu hasta olduğu için terk eder.
Çantalı Adam: Zengin adam.
Sekreter kız: Nusret’in sekreteri ve metresi.
1. İşadamı/Salih bey: Orta yaşlı işadamı.
2. İşadamı/Hasan bey: Orta yaşlı işadamı.
Göbekli: Kendine güvenli bir amir. Yetkili bir yönetici olduğu anlaşılır.
İki güneş gözlüklü adam: Göbeklinin adamları. Abartılı ciddi duruşludurlar.
Nusret’in Adamı: Nusret’in elemanlarından biri.
Muhasebeci: Nusret’in muhasebecisi.
1. İşçi: Nusret’in işçilerinden.
2. İşçi: Nusret’in işçilerinden.
3. İşçi: Nusret’in işçilerinden.
Nikah Memuru
Simitçi genç
1. Kız: Şöhret ve zenginlik tutkunu genç kızlardan biri.
2. Kız: Şöhret ve zenginlik tutkunu genç kızlardan biri.
Bir serseri: Kızlara asılır ve terslenir.
1. Panelist: Ülke sorunlarından çok kendini öne çıkaran aydınlardan biri.
2. Panelist: Ülke sorunlarından çok kendini öne çıkaran aydınlardan biri.
3. Panelist: Ülke sorunlarından çok kendini öne çıkaran aydınlardan biri.
Bir Yurttaş: Paneli basıp derdini anlatmaya çalışır.
Bir Kameraman
Bir genç kız
Bir genç erkek
İki dilenci
Bir yaşlı
1. Mezarcı
2. Mezarcı
Koruma
Bir futbol takımı taraftarları







Perde 1




Dekor:

Oldukça renkli ve eğlenceli bir cadde.
Ortada 'Demokrasi Caddesi' levhası.
Çarpıcı vitrinler…
Arkada seyirciye dönük iki oturak (bank). Burası caddeyi, gelip geçenleri izlenen bir yerdir.
Sol kısım ‘panelistler’ için ayrılmıştır.





Sahne 1



Göbekli, yanında iki güneş gözlüklü adamla girer. Kısa bir süre seyirciyi, etrafı süzdükten sonra, arkasına dönerek Koroyu davet eder.
Koro çeşitli halk kesimlerinden oluşmaktadır. İfadeleri pek mutsuzdur.
Göbekli ise yapay bir mütebessim ifade takınmıştır. Onların mutsuzluklarını fark edince hafif sinirlenir.

Göbekli: Hadi, hadi! Öyle surat asılmayacak; mutlu olunacak! Mutlu! Dost var düşman var…

Koro (Yüzlerinde zoraki tebessümle ilkokul çocuklarının şiir okumasını andırır biçimde başlar):
Feda olsun sana hem canımız hem malımız
Teksin sen yeryüzünde ey asil Demokrasi
Şöyle denize nazır olmasa da yalımız
Varlığın yeter bize ey güzel Demokrasi!

Göbekli mutlu, alkışlar. Yanındaki adamlarına da alkışlatır.

Koro (devamla):
Her şey serbest bedava ve her şey kolay al!
Özgürlük var dileyene eğlenmekse bir alay al!
Gıdım gıdım değil öyle bitmiyor işte say say al!
Anlatılmaz bir büyü, Demokrasi bir olay! (Sırayla yankı)

Göbekli: (Alkışladıktan sonra) Ancaaak! (1. Gözlüklüye işaret eder. O ise göğe dalmıştır. Uyarır.) Anımsatıver salak!
1. Gözlüklü: Beyaz bir kuş gördüm, özgürce uçuyor. Bak!
Göbekli: Bırak!
1. Gözlüklü: (Toparlanır. Fermansı bir kağıt çıkarır, yüksek sesle ve bir nefeste okur. Göbekli, sesini indirmesi için eliyle uyarır.)

Yassakonurluyaşamyassakdoğrukonuşmaksorusormakdüşünmekyassakkaygısızaşkyaşamakyasakparasızolmakolurolmazdüşhayalyassak.

Göbekli: Alçak sesle lan, alçak sesle… Alçak! Şimdi Avrupa duyacak! (Koroya dönerek söylev şeklinde) Bu yasaklaaar, sizlerin bu caddede serbestçe yaşayabilmesi için konmuştur muhakkak!
Koro: (Cılız alkışlarını seslendirirler.) Şak şak şak!
Göbekli: Şimdi koro dağılacak ve fakat daima tek ses tek vücut olunacak! Toplu yürümek, toplu oturmak, toplu sevişmek yassak. (Korodakileri dağıtır.) Sen maça, sen diskoya, sen kahveye, sen okula, (durdurur) lakin kitap okunmayacak, (2. Gözlüklüye) şunu eve sal; televizyon önünden kalkmayacak! Di hadiyin, Marş marş! (1. Gözlüklüye) Sen burda kal! (Dilenci çocuk yalvarır.)
Dilenci: Abi Allah rızası için...
Göbekli: (Para uzatır.) Al!

(Rezzan-Ramazan girer, otururlar. Rezzan etrafa hayran bakar. Göbekli Onları işaret eder.) Bunlar?
(Gözlüklü Göbekli’nin kulağına birşeyler fısıldar.)

Göbekli: Kesin mi? (Gözlüklü onaylayınca) Bize giren çıkan bir şey?
1. Gözlüklü: Yok!
Göbekli: O zaman mesele de yok. Programımıza bakalım! Ne var sırada?
1. Gözlüklü: (Çıkardığı nottan okur.) Zurt Gazetesi yönetici ve yazarlarıyla toplantı.
Göbekli: Oğlum önce Zart yok muydu?
1. Gözlüklü: Onu hallettik efenim!
Göbekli: Yani misyon?
1. Gözlüklü: Dezenformasyon!
Göbekli: Pazara kadar?
1. Gözlüklü: Olur mu efenim; mezara kadar!
Göbekli: Güzel. Şu halde önce bir-iki tek…
1. Gözlüklü: Cuma’ya?
Göbekli: Şurdan bi demet maydanoz al!

Çıkarlarken.

Dilenci çocuk: ( 1. Gözlüklüye) Abi Allah rızası için!
1. Gözlüklü: (Kolunu uzatır) Al!

Çıkarlar.


Sahne 2


Müzikle ‘Demokrasi Caddesi’nde hareketli görüntüler başlar: Gelip geçenler… Satıcılar girer. Yaşlı biri. Genç erkekler... Genç kızlar (gülüşerek geçerler)... İki dilenci çocuk genç bir çiftten para dilenir. Adam bir bozukluk çıkarır. Havaya fırlatır. Dilenciler seğirtir. Eğlenen çift. Sonra gene bir genç; kulağındaki walkman’e eşlik ederek geçer. Birbirine karışan diyaloglar… Müzik ve ses curcunası... Rezzan şarkılara el çırparak eşlik eder. Pek neşelidir. Ramazan, ilgisiz bakmaktadır. Futbol takımı’ taraftarları birbirlerininin sırtında, ellerinde bayraklarla girerler. Birkaç el silah sıkılır. Bir kişi yığılır. Taraftarlar arkadaşlarını alıp tezahürata devam ederler.
Sahnede yalnızca Rezzan’la Ramazan kalır. Metropol’e uymayan basit kıyafetler giyinmişlerdir ve ama Rezzan, abartılı makyaj yapmıştır. Arada, çantasından bir ayna çıkarıp kendine bakar. Kabına sığmayan, çocuksu tavırlar içindedir. Ramazan ise dalgın ve kederli bir görüntü arzeder. Hasta olduğu anlaşılır; arada bir öksürür.

Rezzan: (Hayran hayran etrafına bakınır) İrmizan len, bu Demıkrasi pek şenlikli!
Ramazan: Pek şenlikli yaaa! Ne demezsin!
Rezzan: Ne diyom biliyon mu; insan her daim burda yaşıycek!
Ramazan: Olur! Başga bi isteğin vaa mı?
Rezzan: Vaa. Emme önce buradan bi ev dutem soyna diyiverecem!
Ramazan: Burda yaşamak goley değel Rezzan! Ben masustan öyle didim.
Rezzan: Yaaa?
Ramazan: Evet. Onun için biz her daim burada galameyiz!
Rezzan: Lakin evlendik mi, her daim geliriz değel mi? Gezmeye diyom?
Ramazan: Burıya mı?
Rezzan: Hııı!
Ramazan: Sen istersen geliriz!
Rezzan: (Hayranlıkla) İstemem mi heç! Ne diyon sen! (Bir süre sessizlik. Sonra heyecanla sağ tarafta bir noktayı işaret eder) Şuna bakıversene len, adamın omzunda maymun var!
Ramazan: He! Adama benzeyyo!
Rezzan: Yok len, o gıdaa (= kadar) değel; çocuk accık yakışıklı!
Ramazan: Git gonuş istersen; Demıkrasi’de maymunlan gonuştum dersin Anşa'ya (=Ayşe’ye)!
Rezzan: İrmizana hele; gıskandın sankim? Gorkma len, ben öylelerine bakar mıyım heç! (Bir süre sessizlik) Canım dondurma istedi, alıverecen mi bana?
Ramazan: Burası çok pahalı Rezzan; bi külah dondurmaya anasının nikahını isterler adamın!
Rezzan: Bizim nikah olma mı? (Güler) Gerçi onu da isteseler yok ya!
Ramazan: Olmadığına ne bakıyon!
Rezzan: Olcek, de mi?
Ramazan: Olcek tabii!
(Ahmet’le Ayten’i işaret eder. Çift, birbirlerinin gözlerine dalmış geçerler. Ayten’in elinde bir gül vardır.)
Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Di bakam!
Rezzan: (Çifti işaret ederek.) Aha bunlar diyom, baksana bi yo!
Ramazan: (Onlara bakar) N’olmuş onlara?
Rezzan: Bizim gibi olamazlar değel mi?
Ramazan: Olamazlar, mümkünü yok!
Rezzan: Bencem de! (Bir başka tarafı gösterir) Lakin şu mavi panturlu gızla oğlan pek sokulmuşlar birbirlerine. (Alayla) Sanarsın aşık neyin olmuşlar!
Ramazan: (Tebessümle) Belkim olmuşlardır. Belli mi olur?
Rezzan: Hani olamazlar demiştin?
Ramazan: Dedim; lakin, bizim gibi olamazlar, dedim!
Rezzan: Onlar aşık değel mi?
Ramazan: Aşık!
Rezzan: Biz?
Ramazan: Biz başka!
Rezzan: Nasıl yani?
Ramazan: Başka işte!
Rezzan: Anlatıver len!
Ramazan: Dil ilen tarifi pek müşkil. (Ramazan öksürmeye, göğsünü tutmaya başlar. Rezzan aynasını çıkarıp bakar.)
Rezzan: Böyle böyle belkim ölürsün sen!
Ramazan: Ölmem!
Rezzan: Nirden biliyon?
Ramazan: Seni seviyom ya, ondan biliyom!
Rezzan: (Sokulur) Pek iromantizimli konuşuyon len, hınzır! Lakin sen genem de doktura git. Fazla aşk eyi değelmiş; insanı ince derde düşürürmüş!
Ramazan: Sen gaygılanma; sağlam bir iş bulam, bolca paramız olsun, o zıman berabercene gideriz.
Rezzan: Söz mü?
Ramazan: Söz!
Rezzan: İki gözüm önüme aksın de!
Ramazan: Aksın!

Müzik.
Caddede gelip geçenler...






Sahne 3



Bir lokanta simsarı bağırmaktadır. Nusret-Mehmet, paçavralar içinde girerler.

Lokantacı: Sıcak lahmacunlar, kebaplar, buyrun, buyrun!
Mehmet: Adama bak ya, bizim inadımıza bağırıyor sanki! Şeytan diyo git şunun ağzına burnuna...
Nusret: Bana bak, gel şu lokantaya girelim!
Mehmet: Yok ya; hangi parayla?
Nusret: Oğlum, istediğimizi söyler, yeriz, hesap gelince de bi yolunu bulup, vınnn! Nasıl?
Mehmet: Ya yakalanırsak?
Nusret: Korkma, sen benimle gel!
(Lokantaya yönelirler. Lokantacı Onları durdurur.)

Lokantacı: Hoop hemşehrim nereye?
Nusret: Yemek yiyeceğiz!
Lokantacı: Hadi ya! Böyle mi? Sen hiç aynaya bakıyon mu aynaya?
Nusret: Bakıyom n’olacak!
Lokantacı: Ulan sen kim ayna kim! Baksan, böyle insan içine çıkmazdın bi kere! Yürü hadi, yürü!
Nusret: Parasıyla değil mi ya, Allah Allah!
Lokantacı: Paran varsa git kendine üst-baş al önce! Yemeği yiyip sonra da vınnn, değil mi! Hadi, hadi yaylanın!
(Nusret-Mehmet dönerler.)
Mehmet: Vay köftehor; niyetimizi anladı lan! Ermiş midir nedir! Yok canım, ermiş olsa kapıda durur mu! Şimdiye lokantanın sahibi olmuştu! (Nusret’e) Bozuldun mu len!
Nusret: (Aynayı çıkarıp bakar.) Boş ver ya! Ne bozulacam! Aboooo! Şuraya bak lan!
Mehmet: (Aynayı alır.) Ver bi de ben bakayım! Üüüüü! Adam haklı valla; surata bak hele!
Nusret: Şu camide yüzümüzü yıkayıp bi daha deneyelim mi!
Mehmet: Hadi!

Çıkarlar. Müzik.




Sahne 4


Baba-oğul girerler.
Çocuk, etrafa meraklı bakar.

Baba: Bak oğlum; burası Demokrasi. Burda, dileyen dilediğini yapar, kimse karışmaz! Canın ne çekti mesela... (Aranır) Mesela, hava... Oooooh, mis gibi havayı ciğerine çekersin! Beleş beleş... Başka; bak, etrafta bissürü vitrin var mesela, istediğine bakarsın, kimse sana, ‘hemşerim; n’oluyoruz! Niye bakıyorsun’, diyemez. Burda istediğini düşünebilirsin! İstediğini sorabilirsin, kimse sana, bu ne biçim soru lan, diyemez! Anlayacağın burası özgürlüğün beşiği beşiği!
Çocuk: Özgürlük burda mı uyuyo yani?
Baba: Demokraside özgürlük uyur mu lan! Ne diyosun sen! Uyuyan uyur, ama özgürlük uyumaz!
Çocuk: Kim uyur peki?
Baba: Bazı inekler!
Çocuk: Nasıl yani?
Baba: Sen daha buraları tanımadığın için bilmezsin, mesela burda onlarca köşe vardır. Bak, orda bi tane, şurda bi tane... Daha çok var! Bu köşelerden bazıları, insanı hidayete ulaştırır! Yeter ki uyanık ol ve köşeleri tanı! İşte bazı inekler, kendi doğru bildikleri yolda sağa sola sapmadan dümdüz giderler! Halbuki uyanık olup, köşeleri dönmek lazım!
Çocuk: Ama sen doğru bildiğin yoldan şaşmayacaksın demiştin. Bu durumda sen de mi inek oluyorsun!
Baba: (Bocalar. Kemerini çıkarır.) Ne biçim soru lan bu, öküz! Biz sana adam olmanın yollarını anlatıyoruz burda, ne diyorsun lan, hı, ne diyorsun sen! (Çocuğa vurmaya başlar.)

Müzik. Çıkarlar.




Sahne 5



Rezzan-Ramazan girer.
Oturup etrafı izlemeye başlarlar.
Rezzan helecanlı, neşelidir.

Rezzan: (Aynada saçını düzeltir, ruj sürer.) İrmizan len?
Ramazan: De (=söyle)!
Rezzan: İyi kim demıkrasi var!
Ramazan: (Dalgın) İyi kim var! (Rezzan’a döner) Niye ki?
Rezzan: Kendimize istediğimiz gibi bakıyoz ve de kimse bize bakmıyo!
Ramazan: Evet bakan yok!
Rezzan: Kimse kimseyle ilgilenmiyo!
Ramazan: İlgilenmiyo!
Rezzan: Şindi köyde olsaydık Allah etmiye, mesela zokak ortasında aynaya bakıyom diye o saat laf ederlerdi valla!
Ramazan: Doğru...
Rezzan: Sonam, burda her bir şeyi bedavaya bakıyoz, hemi de en alasını!
Ramazan: Doğru...
Rezzan: (Gülerek) Zati baktık deyi para isteseler, sen ben kör kör gezerdik maazallah!
Ramazan: Parayla olsa, öyle...
Rezzan: Kör! Sen beni de görmüyon daha. Bi bak len, nası oldu saçım!
(Ramazan dönüp incelemeye başlar.)

Müzik. Işık kararır.





Sahne 6


Gani-Lale.
Sokakta bir bankta oturmuşlar.
Gani, elinde bir defter, yapay bir romantizm içinde kendinden geçmiş, Lale’ye şiir okumaktadır. Lale usançla dinler.

Gani:

‘N’olur bana deme gerzek
Benim gömlüm bir kelebek
Bakma yüzümün asık olduğuna
Seni seviyorum gerçek.’

Nasıl, beğendin mi?
Lale: (Kendi kendine) Iyyy! (Gani’ye) Çok...
Gani: Bir de şöyle bi şey var. Bu bestelenmiş aynı zamanda. Bak şöyle:

‘Sevgiyle coşan kalbim seni arıyor
Uykudan kalkıp sesine koşuyorum
Bütün mahalleyi dolaşıp bulamıyorum
Sabaha karşı damdan düşüyorum.’

Bir de şuna bak, ama yok yok, bunu duymuşsundur belki!
Lale: (Kendi kendine) Aklı sıra romantik takılıp, malı götürecek! Ulan ben yer miyim bunları be!
Gani: Nasıl? Yedin mi! Pardon, beğendin mi?
Lale: (Kendi kendine) Bi de sormaz mı! (Gani’ye) Evet, çok güzel! İnternetten mi aldın?
Gani: Yok, bizim Kamil’den! O’nun na böyle kol gibi kalın bir defteri var, bu şiirlerden stok yapmış! İşte ben de ordan geçirdim! Bunları yemeyecek karı yoktur dedi Kamil! Yakaladığı karılara, bir-iki tanesini okuyomuş, biliyon mu, sonra seninki anında hoooop küüüt! (Güler. Lale’nin gülmediğini görünce, kendi kendine) Çuvalladım galiba! (Lale’ye) Kamil abi matrak adamdır! Arada bir öööyle saçmalar işte! Ben bi tane daha okuyayım en iyisi...
Lale: (Kendi kendine) Nasıl kurtulsam bundan!

Gani: (Defterden şiir okur:)

‘Benden kurtulamazsın kolay kolay
Aşkıma karşılık vermezsen eğer
Nasıl olsa maaşa zam gelecek bu ay
Nazlanma artık vereceksen ver!’
Ohaa, bu ne lan!
Lale: (Kendi kendine) İğrenç!
Gani: Kamil abi bunu Realizmin etkisinde yazmış. Ama güzel değil mi?
Lale: Çok!
Gani: Böyle, sanki şey gibi değil mi, çok duygulanıyo insan yani! Ben okuyunca fena oluyorum! Sana çok romantik bir adam olduğumu söylemiş miydim?
Lale: (Bıkkınlıkla kendi kendine) Otuz defa! (Gani’ye) Yooo hiç söylemedin!
Gani: Ben çok romantik bi adamım! Dur bi tane daha okuyayım o zaman!
Lale: İstemez, istemez! (Toparlanır.) Zaten işim var benim! Daha teyzemlere uğrayacağım. Sonra görüşürüz! Hoşçakaaaal!
Gani: (Kadının koluna yapışır.) Ölümü öp bi tane daha okuyayım; bak ölümü öp diyorum!
Lale: Bırak kolumu be! İşim var diyorum sana!
Gani: Ya, ama yarım kaldı, daha hepsini okumadım ki! Ben romantik bi adamım!
Lale: Sen romantik falan değilsin, sülüksün, anladın mı, sülük! Bırak!
(Lale çıkar.)
Gani: (Bir süre donuk bakar. Defterini açıp okur.)

‘Güzelliğin aklımı aldı
Gözlerin gönlümü çaldı
Yoruldum peşinde koşmaktan senin
Niye borçlarını ödemiyon... orospu!’

İyi ki bunu okumamışım. (Ayten’le Ahmet sarmaşdolaş, birbirlerine aşkla bakarak geçerler. Gani iç geçirerek bakar.) Olmaz böyle bişey ya! Alem ne güzel aşk yaşıyo, biz burda... tövbe yarabbi tövbe... İş mi bu ya!
Çıkar. Müzik.



Sahne 7

Rezzan-Ramazan girer.

Rezzan: Ne diyom biliyon mu İrmizan?
Ramazan: Ne diyon?
Rezzan: Ben de bir iş bulup çalışam mı?
Ramazan: Nerde?
Rezzan: Burda len, nerde olcek, başka yerde olur mu ki!
Ramazan: Olmaz!
Rezzan: Neden olmaz?
Ramazan: Sen daha burayı bilmiyon Rezzan; Bu demıkrasi dediğin, insanı sahapsız buldu mu, anında yutar; habarın bilem olmaz
Rezzan: Hiiii! Say ki bir dev, desene!
Ramazan: Öyle! Say ki, yedi başlı bir dev! Sen böyle bi şey dememiş ol!
Rezzan: Sen de duymamış ol! (Bir süre seyir) Benim maksadım (Omzuna vurur) irken düğün yapardık len!
Ramazan: Gene yaparız! Lakin o dediğin dünyada olmaz!
Rezzan: Kim’de ne yazıyodu biliyon mu; artık gadınlar da iş hayatına atılıyolarmış! Öbür türlü zaten geçim zormuş!
Ramazan: Onlar ganaat etmeyen insanlar Rezzan! Sen onlara bakma; her şeyin başı ganaat! Neyin varsa onunla idare edecen!
Rezzan: Heç bi şeyin yoksa ya?
Müzik.
Ramazan yürür.
Rezzan: Cevap vermeyecen mi len? Bak ne diyom?
Çıkarlar.




Sahne 8


Nusret-Mehmet girer.
Bitkin bir şekilde otururlar.

Mehmet: Bütün kapılar yüzümüze kapanıyor lan! Ne iştir! (Durur) İş de yok! Bırak, kimse bizi adam yerine koyup da bakmıyo bile! Deminki hayvan mesela...
Nusret: Hangi hayvan?
Mehmet: Çorbacıyı diyom! Koskoca dükkanı var! Adam ölmüşlerinin hayrına bir tas çorba verecek, vermiyo! Biz olsak veririz halbuki! Değil mi! Herşey para mı yani?
Nusret: Ben olsam, belki ben de vermem!
Mehmet: Yalan söyleme be! Köyde en çok sen dağıtırdın, elindekini avucundakini! Yalan mı!
Nusret: Orası köydü, o başka!
Mehmet: Burası ne ya!
Nusret: Demokrasi!
Mehmet: E, n’olmuş Demokrasiyse?
Nusret: Burda kimse yaralı parmağa işemez! Herkes kendine!
Mehmet: Sen de mi işemezsin?
Nusret: Neye?
Mehmet: Yaralı parmağa?
Nusret: Bilmiyom?
Mehmet: Ne demek bilmiyom! Bir defa insan olan bir insan, başkalarını da düşünür! Tek başına dünyanın sahibi olsan kıymeti var mı?
Nusret: De boş boş konuşma öyle!
Mehmet: Sen köyde iyi bir adamdın lan, Demokrasiye gelince domuz oldun zahir! (Yoklar.) Lafın gelişi söyledim be! Bozuldun mu? Tamam lan, özür özür! (Dalar.) Köye geri mi dönsek!
Nusret: Sen dönersen dön! Ben gelmem!
Mehmet: Ben de gitmem gerçi ya, hani, diyom! Ne yüzle çıkacağız köydekilerin karşısına! Bak bak diyecekler, koca Demokraside bi bunlar aç kalmış! Alem yüzümüze tükürür valla!
Nusret: Çok açım lan!
Mehmet: Ben de...
(Bir süre.)
Nusret: Bak sana söz veriyom, iki sene sonra, yaz şuraya, iki sene sonra, Demokrasinin kralı olacağım! Her bi şeylerini parayla alacağım bunların; fabrikalarını, apartmanlarını... karılarını bilem alacağım; parasıyla değel mi!
Mehmet: Belkim satarsın da?
Nusret: Neyi?
Mehmet: (Güler) Karılarını!
Nusret: Dalga geçme, konuşmam bak!
Mehmet: Tamam len, bozulma hemen! Ama sen de, olmayacak şeyler söylüyosun canım. Besbelli atıyosun işte!
(Nuzret’in bozulduğunu görünce) Bozuldun mu? Özür len özür... Valla şaka yaptım!
Nusret: Aha şu gördüğün Demokrasi’nin sahibi olacağım namussuzum! Mal mülk, ev, araba, gani gani olacak! Saymakla bitiremeyekler! Emrimde bir sürü adam.... (İlerde birini farkeder.) Aha bak bu iyi bi adama benziyo! Bi dürüm parası iste len, verir valla!
Mehmet: Nah verir! Baksana na şöyle bi ensesi var herifin. Bi vuruşta yamultur adamı bu!
Nusret: Abartma len sen de! Alt tarafı bi dürüm isteyecen!
Mehmet: Sen iste o zaman! Madem verir diyon!
Nusret: Ben acıkmadım ki! Acıksam isterim!
Mehmet: Ben de acıkmadım!
Nusret: Yalan söyleme, yalan söylüyon işte! Dün akşamdan beri bi bok yemedin ki!
Mehmet Sen yedin ama değil mi!
Nusret: Ne yedim?
Mehmet: Bok! (Nusret’in bozulduğunu görünce) Özür lan, özür! Bozuldun mu? Valla dilim sürçtü! Bozulma ama... Tamam ben isteyecem. Sen burda bekle! Beni dövecek olsa yetişirsin, tamam mı?
Nusret: Tamam, tamam!
Müzik.




Sahne 9


Rezzan-Ramazan.
Rezzan gökyüzüne dalmıştır.

Rezzan: Hava yağıcek sankim! Demıkrasiyse her gün günnük-güneşlik olcek değil a, aradabir bulutlanıvericek tabii!
Ramazan: Tabii!
Rezzan: Her gün böyle değil a...
Ramazan: Değil!
Rezzan: İrmizan len, biliyon mu?
Ramazan: Neyi biliyom mu?
Rezzan: Ben seni na bu gög gıda (=kadar) seviyom!
Ramazan: Gög gıda olur mu gı (=kız)! Ucu bucağı belli değel onun!
Rezzan: İşte ben de öyle seviyom len! Galın gafa! Hudutsuz yani kim; hudutsuz!
Ramazan: Ha, öyle söylesen ya; başta anlamadıydım.
Rezzan: Şimdi anladın mı?
Ramazan: (Düşünür) Yok, gene anlamadım!
Rezzan: Erkekler zati biz gıda duyarlı olameyyolarmış (olamıyorlarmış)!
Ramazan: Bak hele bak; neler de bilirmiş! Kimden öğreniyon sen böyle şeyleri gıı?
Rezzan: Kim'den öğreneyyom!
Ramazan: ‘Kim’ de kim gıı?
Rezzan: Sen nirden bilecen! Buu, bi gadın dergisi!
Ramazan: Haa, anladım! Lakin sen nirden aldın?
Rezzan: Ben almadım! Anşa var ya?
Ramazan: Var?
Rezzan: Gocasından habersiz alıvirmiş. Ben ondan aldıydım.
Ramazan: O nirden alıvirmiş peki?
Rezzan: Aha burdan len! Demıkrasiden! Burda çok varmış onlardan. Daha neler varmış neler, anlatıviriyo da bazan, sen duysan aklın gider!
Ramazan: Her daim görüyom da aklım gitmiyo lakin!
Rezzan: İşte bak, Kim'in yazdığı doğru dimek ki; erkekler duyarsız oluyolar!
Ramazan: Bak gari! Neyise, onu bırak şimdi. Bütün erkekler o didiğinden olabilir; lakin ben olmam!
Rezzan: Ne olman?
Ramazan: Duyarsız neyin bi laf ettin ya, Kim'de yazeyyomuş!
Rezzan: Bi defam orda yazan her bi şey doğrudur!
Ramazan: Didiğin gibim olsun!
Rezzan: Madem öyle; deyiver bakam, sen beni ne gıda seviyon?
Ramazan: Ben mi! (Durur) Ne gıda biliyon mu?
Rezzan: (Erkeğin dizine vurur) Di len!
Ramazan: Na bütün deniz- deryaların suyu gıda!
Rezzan: (Şaşarak durur) Aboo! Doğru mu len?
Ramazan: Doğru!
Rezzan: İki gözüm önüme aksın di!
Ramazan: Aksın!
Rezzan: (Küçümser) Emme yine de benimki gıda büyük değelmiş!
Ramazan: Niyeymiş o? Derya suyuylan oynuyon mu sen!
Rezzan: Yooo; lakin, düşün bi yo: Hangisi daha büyük; gocca gög bi yana, altında derya; burda var, orda var, her bir yerde yok ki! Yalan mı? Emme gök didin mi, orda dur! Her yerde, her bir zaman depende. Değel mi len!
Ramazan: (Düşünür) Doğru söylüyon gıı! O zıman benimki de gög gıda olsun, (durur) olma mı?
Rezzan: (Gülerek) Olsun len, senden mi esirgeyeceğem hınzır!
(Bir süre seyir.)
Rezzan: Hele aynaya bakem bi yo!
Ramazan: Süslenecen mi gene!
Rezzan: Kendine bakmak ilazım aradabir.
Ramazan: Bunu da mı Kim yazeyyo!
Rezzan: Nirden bildin len!(Saçını düzeltir aynada) Ayna, ayna, di bakam; benden güzeli va mı?
Ramazan:(Bakarak bekler) Ne deyyo? Vaa mıymış?
Rezzan: Musmul (=düzgün, güzel) fistan giyersen yok deyyo!
Ramazan: Ayna öyle gonuşamaz bi defam!
Rezzan: Ne soruyon öyleyse!
Ramazan: Sen ikide bir aynaya bakıp soru neyin sorarsan ben de sorarım!
Rezzan: Demıkrasi’de gendine bakcen tabii. Sen gendine bakmadıktan kelli kim sana bakcek?
Ramazan: Disene aynasız olmak pek ayıp!
Rezzan:Çok!

Müzik.



Sahne 10


Walkman dinleyen iki genç kız.

1. Kız: (Kulaklıklardan birini uzatır.) Ay şurasını dinlesene, ne kadar güzel değil mi!
2. Kız: Ov Gad! Süper ya...
1. Kız: Asıl şurası çok güzel, hani var ya, (kaseti ileri alır.) işte, (ezgiyle söyler) ‘sevişiyoruz gün boyu hayvanlar gibi’, dinle!
2. Kız: Olmaz böyle bi şey! Ya bu adamın duygu tonlaması var ya... Ayyy kalbim!
(Mehmet-Nusret girer. Kızları süzerler. Nusret, yavaş yavaş onlara yanaşır.)
1. Kız: Ama ne yakışıklı çocuk değil mi! Biliyon değil mi, ünlü olmadan iki ay önce sokaklarda öyle serseri serseri dolaşırmış bu!
2. Kız: Evet evet! Ben de okudum. Sokaklarda yatıp kalkarmış, kimse yüz vermezmiş kendisine! Ama şimdi Hummer marka jiplere biniyor! Demokrasi’de iki tane lahmacuncu dükkanı var! Düşünsene; Onu daha sokaklardayken tanıyıp pas verseydim, şimdi ne güzel, ben de Hammer jipte olacaktım! Kahretsin!
1. Kız: Onu kaçırdık artık! Ama düşün, kimbilir onun gibi keşfedilmemiş daha ne kadar serseri vardır Demokrasi’de! Bi tanesi de bize denk gelse...
2. Kız: Nerdeee!
1. Kız: Doğru kız! Bizde şans olsa...
2. Kız: (Walkmani uzatır) Bi de şurayı dinlesene! Ay, harika bi şey!
(Nusret, kızlara iyice sokulur.)
Nusret: Şey,tanışabilir miyiz, ben Nusret!
(Kızlar bakışırlar.)
1. Kız: Defol be serseri!
(Kızlar çıkar. Nusret bozulur. Mehmet gelir.)
Mehmet: Yüz vermediler mi? Morarmışın bakıyom?
Nusret: Defol len!
Mehmet: Öyle demek istemedim len. Bozuldun mu? Dünyanın sonu değil ya oğlum, sen de başka bi kız bulursun, hem bunlar sana olmazdı, baksana...

Müzik yükselir. Çıkarlar.



Sahne 11

Rezzan-Ramazan.

Rezzan: (Elindeki aynayı bırakır.) Dimedin İrmizan?
Ramazan: Ne dimedim İrezzan?
Rezzan: Bizim düğün ne zaman ki?
Ramazan: Hele bir işe girem; sonra!
Rezzan: Ne diyom biliyon mu? O zıman, şöyle bahçeli bir evde otururuz. Dört oda bi salon. Salondaki daha büyük olur haliyle!
Ramazan: Aynadan mı sözedeyon?
Rezzan: Heralda! Gocca salonda güççük ayna olur mu heç! Milleti güldürecez zaar (zahir)! Oturma odası mavi olsun diyom; hem, aha bu göğün mavisinden.
Sıkıldık mı değiştiriveririz belki?
Ramazan:Anamı ağlattılar, işten kovuldum, sen neyin derdindesin!
Rezzan: Onu bırak hindi! Hı, ne diyon olsun mu ki?
Ramazan: Olsun olsun!
Rezzan: Zati böyle diyeceğini bileyidim ki!
Ramazan: Ev sahabı tek göz odanın kirasını isteyyo. Üç aylık. Gayrı çıkçen deyyo!
Rezzan: İrmizan len! Biz hep aynı şeyleri isteyyoz sanki?
Ramazan: Sen beni heç dinlemeyyon ki!
Rezzan: Niyeymiş! Aynı şeyleri istemeyyoz mu ki?
Ramazan: Ev sahabı istemeyyo!
Rezzan: Biz isteyyoz ya; başkalarından bize ne! Ne diyom biliyon mu, şeherin accık dışında oturmak ilazım. Bu insanlarda akıl neyin yok ki!
Ramazan: Bu didiğin parasız olmeyyo!
Rezzan: Öyle daracık evlere sıkışıyolar! Halbuki...
Ramazan: Evde gocagarı da hasta! Ha bugün ha yarın, gitti gider!
Rezzan: Eve vireceğine onu peşinat saydır, taksitle villa neyin al, de ki!
Ramazan: İlaca para yetişmeyyo!
Rezzan: Yarın çocuk oldu tut ki...
Ramazan: Yeğenler de evde. Çikolata dediydiler. (Öksürür, kalbini tutar.)
Rezzan: Ona müstakil oda ilazım; değel mi. Nirde yatçek? Goynumuzda de ki... (Utanarak güler)
Ramazan: Kimseleri de yok, benden başka!
Rezzan: Villa dedimiydin, şöyle pembe pancurlu olmalı. Na şu yolun sonunda var öylesi. Bahçesinde de bi hanımeli açeyyo ki!
Ramazan: İhtiyar beri yandan... Bakarsın yarına çıkmaz!
Rezzan: Hem ebruli hanımeli. Lokman Hekim dimiş ki...
Ramazan: Ölür valla! Kefen parası neyin bulmalı!
Rezzan: Kokusu cümle derde deva dimiş . Yanına akasya dikmek de ilazım. Bi de şezlong neyin aldık farzet ki,
Ramazan: (Öksürür. Elleriyle alnını, gözlerini kapar.) Başım ağreyyo!
Rezzan:Gel keyfim gel gari! (Ramazana bakar.) İrmizan len, anlattığımdan gözlerin kamaşıvirdi sanki?
Ramazan:Kalkalım gari!
Rezzan: Daha irken len, accık daha oturalım.
Ramazan: İrecebe variym. Aman, diyim bir iş!
Rezzan: Beni bak hele bi yo; Hani geçen gün şurdaki kuyumcuda gördük ya, aklımı aldı; öyle beğendim ki!
Ramazan: Sen bütün demıkrasiyi beğeniyon İrezzan!
Rezzan: Beğenilmiycek gibi mi len. Lakin bu başkaydı. Haniydi sarı sarı üç metre; gordon. Üç ay sona satın, bu size ev alır dediydi guyumcu. Satarız belki!
Ramazan:(Kendi kendine) Daha ucuz bir eve çıkmalı. Lakin bizim bu iş de pek çürüğe benziyo!
Rezzan: Bencileyin haklı adam. Sizin hatırınıza otuza olur deyyo. Ne ki?
Ramazan: Olmeyyo! (Sırtını döner) Biz nirde, evlenmek nirde!
Rezzan: N'oldu len! Niye suratını döndün!
Ramazan: Sen böyle otuzdan kırktan söz edersen olmaz diyom!
Rezzan: Gelinliğe yirmi diyolar emme! Bunu da mı pahalı deyecen; pek ucuz halbuki!
Ramazan: Pek ucuz!
Rezzan:Ucuz tabii, İrmizan! Bak ben öyle kiralık gelinlik neyin istemem. Ordan anam da beğendiydi. Şöyle dört takım fistan: Gırmızıdan iki, yeşilden iki. Sen ne diyon? Olsun mu ki?
(Bir süre cevap bekler. Alamayınca döner.Ramazanın suratı asıktır.)
Rezzan: Neye gızdın len. Hadi üç takım olsun fistan. Çok mu dedim hınzır! Üç takım ne ki!
Ramazan: Ondan değil be Rezzan; senin ayakların yere basmeyyo! Ben işsiz kaldım
diyom, sen villadan bahsediyon!
Rezzan: Tamam len, gızma; villa istemeyyom; fistan da iki takım olsun madem! Aşkımıza mani mi ki!

Ramazan usançla çıkar. Rezzan da arkasından...
Müzik.



Sahne 12


Koro girer; yüzler asık, ifadeler mutsuzdur.
Seyirciye dönük olarak yerini alır.
Nusret-Mehmet de girer. Bir köşede koroyu izlerler.

Koro:

İsteklerin sınırsız; işte sana bir çarşı
Ne istersen bir alay; fistan villaya karşı
Koşup yetişmek lazım bu bir hayat yarışı;
At kendini ortaya Demokrasiye sal

Her şey serbest bedava; işte istediğin'al

Yanında iki adamıyla Göbekli yavaşça girer. Koro, girenleri farkedince, daha canlı bir sesle ve hızlı bir şekilde okur.

Yassakbedavauykuyassakonurluyaşamyassakaşkvesevişmekyasakdoğrukonuşmaksorusormakdüşünmekyasakparasızolmakolurolmazdüşhayalyassak.

Göbekli: (Koroya) Şşşşşt! Gürültü yassak! Şimdi Avrupa duyacak! (1. Gözlüklü’ye) Sen kalabalığa dal! (Diğer Gözlüklü’ye) Sen burda kal! (Dilenci çocuk yaklaşır.)
Dilenci: Abi Allah rızası için...
Göbekli: (Para verir.) Al! (Koroya yaklaşır.) Tekrar al!

(Koroyla beraber kendisi de tekrarlar, ama bu kez daha alçak sesle.)

Göbekli: Tamam! Dağılmak serbest; sen diskoya, sen kahveye, sen maça, sen eve! (Yanındaki Gözlüklü’ye Nusret’le Mehmet’i işaret ederek) Bunlar? (Gözlüklü, Göbekli’nin kulağına bir şeyler fısıldar.) Kesin mi? (Gözlüklü onaylar) Bize giren çıkan bir şey?
Gözlüklü: Yok efendim, yok!
Göbekli: O zaman mesele de yok! Hadiyin işimize bakalım!

Çıkarlar. Müzik.



Sahne 13


Baba, oğluyla konuşarak girer. Mehmet adama yanaşır.

Baba: Bak oğlum, Demokraside her şey serbestçe yapılır...
Mehmet: Abi bi cigaran var mı?
Baba: Hasstir lan! Başka kapıya!
(Mehmet Nusret’in yanına gider.)
Nusret: N’oldu, alabildin mi?
Mehmet: Hasstir lan! (Bozulduğunu görünce) Bozulma be! Şaka yaptım!

Çıkarlar.

Çocuk: Neden öyle dedin baba? Yazık değil mi abiye!
Baba: Değil oğlum değil... Neden biliyon mu; bu gibi adamlar bir iş bulup çalışmazlar. Çalışmadan gezer, tozar; ondan bundan geçinirler. Bu yüzden de gördüğün gibi paraları yoktur işte!
Çocuk: Çalışsalar paraları olur muydu?
Baba: Tabii ki! Paran olsun istiyorsan çalışacaksın! Bitti! Çalışmayan insanda para olur mu, olmaz! Değil mi?
Çocuk: Baba?
Baba: Söyle oğlum!
Çocuk: Sen çalışıyon değil mi?
Baba: Elhamdülillah çalışıyom oğlum! Biliyon ya!
Çocuk: O zaman senin neden paran yok?
Baba: (Bocalar) Hınk, kınh... Param yok? Oğlum şükür, rıza, kanaat...
Çocuk: (Babasının sözünü keser) Ama fakat babacıım, rızayla şükürle birey olarak kurtulabilsek bile toplumsal bağlamda...
Baba: (Bir süre bocalar, sonra kemerini çıkarıp çocuğa vurur.) Ne biçim laflıyon lan öyle, ağzına sıçtığımın çocuğu! İki gün Demokrasi’de gezdin diye entel mi oldun cemiyetimizin başına, hı... Böyle mi olacaktın kavat, gel kaçma!

Çocuk kaçar.
Çıkarlar. Müzik.


Sahne 14


Rezzan-Ramazan.

Rezzan: Ama sen de her gonuştuğumda bana gızıyon İrmizan!
Ramazan: Gızarım tabii! Bi daha öyle gonuşursan, gene gızarım!
Rezzan: Nasıl gonuşursam?
Ramazan: Ne bilem; dediklerinin bi ayağı havada galıyo her vakıt!
Rezzan: Tamam söz; bi daha öyle gonuşmayacam!
Ramazan: ?
Rezzan: Söz diyom len, inanmıyon mu?
Ramazan: Her daim söz veriyon İrezzan, seni bilmiyom mu ben!
Rezzan: Bu sefer dutçem... Köroliym ki ne!
Ramazan: Bi daha beni dinleyecen, he mi?
Rezzan: Dinleyecem!
Ramazan: Öyle olur olmaz hayal gurmayacan!
Rezzan: Gurmayacam!
Ramazan: Demıkraside her gördüğüne ganmayacan, aldanmayacan?
Rezzan: Ganmayacam!
Ramazan: İmrenmeyecen!
Rezzan: İmrenmeyecem!
Ramazan: Her daim elimizdekine razı olacan!
Rezzan: Elimizde ne var ki razı olam?
Ramazan: Bak gördün mü; söz veremiyon işte!
Rezzan: Olacam len, olacam, tamam!
Ramazan: Yok villa, yok fistan demeyecen bundan kelli (=bundan sonra)!
Rezzan: Oğlumuza ya?
Ramazan: Daha evlenmedik İrezzan; o sonraki iş!
Rezzan: Tamam, söz; demeyecem!
Ramazan: Gördüğünden göz kirası istemeyecen?
Rezzan: İstemeyecem!
Ramazan: (Rezzan’ın saçlarını okşar) Niye söz alıyom bildin mi?
Rezzan: A, a (=Hayır)!
Ramazan: Seni çok seviyom da ondan!
Rezzan: Bildim! Aha bu gög gıda seviyon değel mi?
Ramazan: Çık çık, fezaya git!
Rezzan: Abooo! Dime len! Sen beni geçtin hınzır!
Ramazan: Aboo ya! Ne sandıydın!
Rezzan: Feza çok büyük değel mi?
Ramazan: Feza bu! Akıl-sır ölçemez asla!
Rezzan: Öyleyisem benimki de o gıda olsun len!
Ramazan: Çok istiyosan senin de olsun!
Rezzan: Paylaşalım he mi?
Ramazan: Paylaşalım gıı, senden mi esirgeyecem!

Sarılırlar. Müzik.

Sahne 15


Nusret-Mehmet girer.

Nusret: (Kızgınlıkla) İstemeyi bilmiyon ki! Öööyle inek gibi yanaşıyon adamlara! Oyuncu olacan oğlum, rol yapacan biraz!
Mehmet: Ben rol yapamıyorum işte, bozuluyorum!
Nusret: Yapamazsan, işte böyle aç kalırsın sonra! Hem, isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara demişler! Sen hele bi rolünü yap, o zaten verir! Sen ikide bir bozuluyon!
(Önlerinden çantalı bir adam geçer.)
Nusret: Bak şimdi beni seyret!

Nusret adama yanaşır.

Nusret: Abi, üç gündür bir şey yemedim, bir çorba parası verir misin! Çok açım abi!
Çantalı Adam: (Nusreti süzer.) Al!
Nusret: Abi arkadaşım da vardı!
Çantalı Adam: Tamam! Ona da vereyim! (Verir.) Bu da Onun! (Nusret dönerken durdurur) Eğer, bana bir söz verirsen, size birer çorba parası daha veririm!
Nusret: Ne sözü abi?
Çantalı Adam: Bir daha böyle onursuzluk yapmayacaksın! Kimseden yardım istemeyeceksin! Yalvarmak yok! Kimseyi kendine acındırmayacaksın! Para kimseye kendi kendine gitmez; hele miskinlere, akılsızlara hiç gitmez; onu aklını kullanarak sen elde edeceksin! Anladın mı, aklını kullanarak! Şimdi, bir daha kimseden para dilenmeyeceğine söz ver bana!
Nusret: (Başını önüne eğer.) Söz abi!
Çantalı Adam: (Yeniden para uzatır.) Tamam, o zaman al!
Nusret: (Döner) İstemez abi!
(Çantalı Adam Onu takdir eder ve çıkar.)
Mehmet: Bozuldun mu lan?
Nusret: Yok bişey! Kalk da şurda çorba içelim!
Mehmet: Adam seni bozmuş ama, para da vermiş neyse! Demek çok acıdı sana!
Nusret: Burda kimse kimseye acımıyo, salaklık etme!
Mehmet: Olabilir, bize ne!
Nusret: Bize ne! Konuş öyle...
Mehmet: Sen de mi acımıyon?
Nusret: Ben de tabii...
Mehmet: Acımıyon? (Döner) Ben gelmiyom o zaman!
Nusret: N’oldu lan?
Mehmet: Domuzlarla yemek yemem ben!
Nusret: (Kolundan yakalar.) Oğlum gel ya, çocuk olma şimdi, zaten...
Mehmet: Ya tamam, sen kendin ye, ben tokum...
Nusret: Tamam acıyom, acıyom!
Mehmet: Ha şöyle; yola gel!

Çıkarlar. Müzik.


Sahne 16



Genç kız (=Nadide) sahnenin solunda oynamaktadır. Müzik kesilince, sağ taraf aydınlanır. Anne ve Baba 2 konuşmaya başlarlar. Baba; pijamalı, elinde gazete, umursamaz tavırlıdır. Anne, elinde tv. kumandası, üzgün ve endişelidir.

Baba 2: (Gazeteye bakarak) Bak bak bak; gene berabere kalmışlar; görüyon mu! Ulan sizi oyuncu diye alanın... tövbe tövbe! (Gazeteye bakarak kadına) Kız nerde?
Anne: İçerde, odasında...
Baba 2: Ne yapıyo?
Anne: Oynuyo.
Baba 2: (Gazeteye bakarak) Bak bu iyi işte!
Anne: Anlamadım?
Baba 2: Oktayı transfer edeceklermiş!
Anne: Normal mi yani?
Baba 2: Normal tabii; başkan aylar önce açıklama yapmıştı zaten.
Anne: Kızımızın bütün gün odasına kapanıp oynamasını diyorum, normal mi?
Baba 2: E, genç tabii. Mutluluktan oynuyo. Oynadıkça da mutlu oluyo! Normal tabii!
Anne: Bence, hiç de normal değil. Bütün gün oyna, deliler gibi... Ne o!
Baba 2: Salaklık etme; deli oynar mı; oynatır! Ne demiş Konfiçiyüs; ‘oynayan değil, oynatan delidir’, demiş.
Anne: Bence bu kız, aşırı bunaldığından oynuyo! Bütün gün evde sitrese giriyo yavrum! Kızcağıza azıcık izin versen de Demokrasi’de dolaşsa biraz! İçi açılır çocuğun!
Baba 2: Onu geç!
Anne: Niye ki?
Baba 2: İzin vereyim de yarın bi zırzopa aşık olsun! Öyle mi?
Anne: Zırzop?
Baba 2: Bi oğlana yani. Ben de boynuzları parlatiyım sonra!
Anne: Ne varmış bunda!
Baba 2: Boynuzları parlatmamda mı?
Anne: Yok canım; estağfirullah! Aşktan sözediyorum! Aşk güzel değil midir, insan daha şen, şetaretli, mutlu olur!
Baba 2: Bi bok bildiğin yok, öyle konuşuyon işte! Ne demiş, adam; ‘mutlu aşk yoktur’, demiş!
Anne: Bunu kim söylemiş?
Baba 2: (Düşünür, uydurur) Konfiçiyüs!
Anne: E, insan mutsuz olacaksa niye aşık olur!
Baba 2: Niye olur; işte, erkekle kadın aynı yerde olursa, olur! Ne yapmak lazım; bunları ayırmak lazım! Kat’i surette birbirlerini görmeyecekler! Ben belediye başkanı olsam, kaldırımların birini kadınlara, birini erkeklere yaparım! Yahut en iyisi, kızları hiç sokağa salmamak!
Anne: E, ne zaman aşık olacak bunlar?
Baba 2: Evlensinler sonra! Evlenmeden aşk olur mu!
Anne: Valla, kızıma bir şey olsa, maazallah çıldırırım ben!
Baba 2: Ne olsa?
Anne: Yani, intihar edicek olsa, diyorum, maazallah!
Baba 2: De boş boş konuşma öyle; kalk bi kahve yap bana!
Kadın kalkar.
Baba 2: Kumandayı nereye götürüyon lan; versene! Birazdan ‘Aşk Rüzgarı’ başlıycak!

Müzik.



Sahne 17



Rezzan-Ramazan. Yoldan gelip geçenler.

Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Gene ne var İrezzan?
Rezzan: Aklıma ne geldi biliyon mu?
Ramazan: De bakam?
Rezzan: Evlendik farzet; çocuğumuz olur mu ki?
Ramazan: (Kendi kendine) Dinle gari; şimdiden neyin telaşında; (Rezzan’a) oldu de; n'olcek?
Rezzan: Senin şimdi oturduğun güççük gelir. İki odalı bir eve taşınırız gari!
Ramazan: Niye ki?
Rezzan: Birini çocuk odası yaparız len! Çocuk da bizimle yatçek değel ya hınzır?
Ramazan: (Alaylı) Doğdu büyüdü de, elbet onu da düşünmek ilazım! Bak hele bak!
Rezzan: Oğlan olur mu ki?
Ramazan: !!!
Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Di!
Rezzan: Olur mu ki?
Ramazan: Ben ne bilem İrezzan . Bu didiğin bir sırr-ı ilahi!
Rezzan: Olur, olur! Bak gör sen! Ben oğluma gazak neyin örüveririm. Öyle yakışır ki!
Ramazan: Off! Yarın gel ustabaşıyla gene konışiym dediydi İrecep.
Rezzan: Zati yakışıklılıkta babası gibi olcek. Lakin sen accık miskinsin.
Ramazan: Miskin olup da ne yaptım!
Rezzan: Üç aydır iş gezeyyon; daha bulamadın! Bak, burda herkesin arabası, evi neyin var, senin yok!
Ramazan: Ben de isteyyom, lakin olmeyyo!
Rezzan: Olanlarınki nasıl var! Goca yer bura! Bak, herkes pek şen; sonam nasıl da renkli renkli giyiniyolar. Demıkrasi bu; herkes alır nasibi!
Ramazan: Bize düşen bu işte!
Rezzan: Dediğim gadar var dimek ki; miskinsin işte! Lakin bizim oğlanın müstakil bir odası olmalı! O şart! Hem Onun odası bizimkinden zengin durmalı. öbür türlü gompleksli olur belki!
Ramazan: Biz bulduk o kaldı... Bak gari!
Rezzan: Karyola, gardrop neyin de alırız ki.
Ramazan: (Kederli) Gocagarı daha kalkmadı. Doktor bir haftaya kalmaz deyyo!
Rezzan: Ders yapçek masa da ilazım. Benim oğlum okula gitçek ki.
Ramazan: Son parayı ilaca virdim. Bakarsın bu gece ölür!
Rezzan: Karyolaya mavi örtü almalı! Kenarını ben işlerim. (Düşünür) Pembe olsa cılk mı kaçar ki?
Ramazan: Olur mu olur? Şimdi kefen parası bulmak ilazım!
Rezzan: Anşanın kırmızıydı. Emme pek ciyak! Görmemişler gibi sanki!
Ramazan: Alt tarafı beyaz bez. Metresi kaça ki!?
Rezzan: Beş panglotmuş. Ne ki!
Ramazan: Sağlığında bir şey alamadım!
Rezzan: Ana! Az daha unutuyordum: Fistan! Sona almaz belki!
Ramazan: Öldüğünde alayım bari!
Rezzan: Söyleyiveren de aklında olsun: (Ramazana) Tam dört takım fistan isteyyom . Ne ki!
Ramazan: Varıp İrecebe söyliyim. Aman diyim bir iş! (Kalkar. Rezzan da arkasından.)
Rezzan: Dur len gene mi gızdın! Hadi iki takım olsun fistan. Oğluma da pantul isteyyom; buna da yok demeyecen ya!

Çıkarlar. Müzik.




Sahne 18


Ard arda, Abuzittin ve Zeynep girer. Az bir mesafeyle aynı yere otururlar.
İkisi de üzgün, mutsuzdur.
Aynı şiiri okumaya başlarlar.


Aslında hep yalnızdır aşk
Ben gibi gece gibi soğuk ve ıssız
Bir başına durur ne varsa güzel olan
Yalnız ve çaresizdir çiçek, toprak, su
İnsan öykümüz yalnız

Aniden birbirlerine dönerler. Heyecanla;

Zeynep: Aaaa! Aynı şiiri okuyoruz!
Abuzittin: Evet! Ne güzel! İlk defa böyle bir şey oluyor!
Zeynep: Evet; Demokrasi tarihinde ilk defa!
Abuzittin: Ben bu şairin şiirlerini hep okurum!
Zeynep:Ben de!
Abuzittin: Çünkü yalnızlığı ve aşkı anlatır şiirleri! Ben aşkı çok severim!
Zeynep:Ay ben de!
Abuzittin: Cartlak kebabını da sever misin!
Zeynep:Bayılırım!
Abuzittin: Bugüne kadar hep yalnız yaşadım! Gerçek sevgiyi bulamadım!
Zeynep: Ben de!
Abuzittin: Ben sevdim mi tam severim! Huyum bu, elimde değil!
Zeynep: Ben de! Sana aşık olabilir miyim?
Abuzittin: Ol! Ben?
Zeynep: Elin değmişken sen de ol!
Abuzittin: Biz birbirimiz için yaratılmışız sevgilim!
Zeynep: O zaman hemen evlenelim!
Abuzittin: Evlenelim! Bu yalnızlık cehennemi bitsin artık!
Zeynep: Bitsin! Mutsuz Demokrasi’nin ilk mutlu yüzleri olalım!
Abuzittin: Olalım!
Zeynep: İkimiz çok olalım! Kitaplar hep bizden söz etsin!
Abuzittin: Şekil 1’de görüldüğü gibi, Abuzittin ve Asuman hep mutlu yaşadı desinler!
Zeynep: Desinler! Yalnız benim adım, ‘Zeynep’ canım!
Abuzittin: Zeynep? Sana kısaca ‘Zeyno’ diyebilir miyim Zeyno!
Zeynep: De! Yalnız, ben sana ne diyeceğim Abuzittin?
Abuzittin: (Düşünür) Zittiret!
Zeynep: (Şaşarak) Ya?

Müzik. Işık kararır.


Sahne 19


Rezzan-Ramazan.

Rezzan: Biz heç ayrılmeyecez değel mi İrmizan?
Ramazan: Heç!
Rezzan: Paramız olduğunda sen bana her bi şey alıverecen, değel mi?
Ramazan: Her bi şey...
Rezzan: Şindi olmadığına bakmıyom zati! Aşkımız var ya!
Ramazan: Aşkımız var tabii; para da neymiş!
(Rezzan güler.)
Ramazan: Neye gülüyon gıı?
Rezzan: Burası çok gomik yer len!
Ramazan: Niye ki?
Rezzan: Bizim aşkımız var paramız yok; parası olanın da aşkı yok!
Ramazan: Yok. Gatiyyen yok!
Rezzan: Onlar odun gibim yaşıyolar değel mi İrmizan!
Ramazan: Öyledir zahar!
Rezzan: Sen dediydin ya len, unuttun mu?
Ramazan: Ne dedim?
Rezzan: Aşksız olan odun gibimdir, dedin!
Ramazan: Ben galas gibimdir dedim, galas!
Rezzan: Her neyse canım, ha odun ha galas! Emme?
Ramazan: Ne emme?
Rezzan: Paramız olsa daha iyi olma mı len? Aşkımız zati çantada keklik!
Ramazan: Olmaz! Allah her bi şeyi tekmil vermez gatiyyen, accık eksik verir!
Rezzan: Doğru! (Düşünür) Neden her bi şeyi tekmil vermiyo?
Ramazan: Bi bildiği var muhakkak!
Rezzan: Ne bildiği var ki!
Ramazan: (Telaşla) Töbe de, günaha girecen şimdi bak! Töbe de!
Rezzan: (Korkuyla) Töbe len töbe! Gorkutma insanı öyle! Anaaa!

Müzik. Işık kararır.

Sahne 20


Abuzittin-Zeynep.

Abuzittin: Şey, Zeyno!
Zeynep: Evet?
Abuzittin: Evlenelim evlenmesine de...
Zeynep: De? De de (=söyle söyle)!
Abuzittin:Darılmaca yok ama?
Zeynep: Yok!
Abuzittin: Ben, normal bir erkeğim!
Zeynep: Yani?
Abuzittin: Yani, karşıma çıkan güzel kadınlara, azıcık sarkarım!
Zeynep: (Şaşkın) Olamaz! Buna inanamıyorum! Neler söylüyorsun Abuzittin!
Abuzittin: Ama sen açtırdın kutuyu!
Zeynep: (Sevinçle) Ay ben, hep çapkın bir kocam olsun istedim! Tanrım hayallerim gerçek oluyor!
Abuzittin: Hadi ya! O zaman doğruyu söyleyeyim; azıcık değil, bayağı götürürüm!
Zeynep: Çok güzel! De...
Abuzittin: Eşsiz bir insansın sevgilim! Hayatım boyunca kıskanç olmayan bir kadın aradım! Sevgiyi kıskanmak sananlar ölsün!
Zeynep: Ölsün! De...
Abuzittin: İnsanın evleneceği kadınla böyle her şeyi konuşabilmesi ne güzel!
Zeynep: Evet! De...
Abuzittin: De?
Zeynep: Benim de bilmeni istediğim bir şey var!
Abuzittin: Söyle hayatım!
Zeynep: Darılmaca yok ama?
Abuzittin: Aşkolsun! Bugüne kadar daha tanıyamadın mı beni!
Zeynep: Şey, ben, bir sürü erkekle... Yani nasıl desem....
Abuzittin: Evet?
Zeynep: Kısaca ben, senin bildiğin kızlardanım! Oh be, söyledim işte!
Abuzittin: (Şaşkın) Olamaz!
Zeynep: Oldu!
Abuzittin: İnanamıyorum!
Zeynep: İnan inan! Doğru söylüyom valla! Elimi bi sallıyodum, inanmıycaksın ellisi birden geliyordu! E, el bu, bi karar durmuyo ki! Habire sallanmak istiyo!
Abuzittin: (Mutlu) Tanrım, beni bu aykırı insanla karşılaştırdığın için sana minnettarım!
Zeynep: Ne yani, kızmıyor musun, çekip gitmiyor musun? Yahut eline bir bıçak alıp, doğramayacak mısın beni?
Abuzittin: Hayır; ne demek! Beni o kadar ilkel mi buluyorsun! Bir defa hayat, kadın ve erkek iki cinsten oluşur. Ve bunlar elbette ki, öyle ya da böyle bir araya gelirler. Gelmeliler! Zaten yaşamın özünde var olan enerji de burdan doğar; zıtların birliği ilkesi yani!
Zeynep: Filozof gibi konuşuyorsun sevgilim!
Abuzittin: Lütfen; yalnızca “insan gibi” de, yeter!
Zeynep: Filozof insan gibi...

Müzik. Işık kararır.



Sahne 21


Baba-Oğul girer.

Baba: Bak oğlum, unutma; Demokrasinin en önemli ilkesi, herşey insan içindir! Bak şimdi, şöyle bi etrafına bak; bir sürü vitrin, bir sürü eşya var değil mi!
Çocuk: Evet, gerçekten çok fazla!
Baba: İşte bütün bunlar, biz insanların ihtiyaçlarını karşılamak için üretilmiştir. Düşünsene, bizler olmasak, örneğin şu elbiseyi yapıp vitrine koyarlar mıydı?
Çocuk: Koymazlardı değil mi!
Baba: Tabii ki koymazlardı! Sonra şu dev ekran televizyon. Niçin üretilmiştir?
Çocuk: İnsan için.
Baba: Bitti! Dedim ya, Demokrasinin en büyük özelliği her şeyin insan için, yani bizim için üretilmiş olmasıdır!
Çocuk: O zaman sen şu elbiseyi al, ben de şu uçan balonu alalım! İhtiyacımız var!
(Baba güler.)

Çocuk: Neden gülüyosun?
Baba: Oğlum, öyle her önüne gelen, ihtiyacım var, şunu alacağım, derse n’olur!
Çocuk: Ama sen, bu gördüklerin insanların ihtiyacını karşılamak için üretilmiştir dedin!
Baba: Tamam?
Çocuk: Biz insan değil miyiz?
Baba: (Düşünür ve vurur) Ne biçim soru lan bu, ağzına sıçtığımın çocuğu! Hı, adam mı oldun başıma! Hı!
Müzik. Çıkarlar.



Sahne 22


Abuzittin-Zeynep, birbirlerinin gözlerine dalmışlardır.

Zeynep: Artık nikah masasına gidelim mi canım!
Abuzittin: Gitmeyelim canım; yani sen yorulma, o gelsin!
Zeynep: Ne kadar düşüncelisin sevgilim!
(Masa ve nikah memuru gelir.)
Abuzittin: Sen de! Sana hayranım; bunu biliyor muydun!
Zeynep: Ben de!
Nikah Memuru: Bırakıcam lan bu işi! Bırakıcam anasını satayım! Ne lan bu! Millet, akşama atlas yorganların altına giricek, biz de buna zabıt tutuyoruz! İş mi bu ya; bana ne kardeşim, biz şey miyiz burda! İyi valla, biri öbürüne ş’apacak, ‘Celalettin sen de gel!’ Kardeşim, alan memnun veren memnun! Celalettin’i ne karıştırıyonuz! Sözde Demokrasideyiz! Peh! (Abuzittin’e) Huooop! Karamanın koyunu, bu karıyı götürecen mi lan?
Abuzittin: Evet!
Nikah Memuru: Evet tabii! Bugüne kadar ‘hayır’ diyenini görmedim ki Allah için! Adam bulmuş ballı lokmayı, keriz mi kaçırsın! (Zeynep’e) Sen ne diyorsun?
Zeynep: (Abuzittin’e dönük) Aaah!
Nikah Memuru: Onu akşama diyecen!
Zeynep: (Memura) Ah evet! Dalmışım!
Nikah Memuru: Tamam, buralara imza atın o zaman! (Şahitler de girer. Şahitlere) Siz niye geldiniz lan?
1. Şahit: Şahit olmaya!
Nikah Memuru: (Güler) Hadi ya! Gönüllü mü?
(Şahitler onaylarlar)
2. Şahit: Neye gülüyorsunuz?
Nikah Memuru: Gönüllü şahit olmanıza! Neyse, bana ne ya! (Çifte döner.) Attınız mı; tamam. Şu andan itibaren başlayabilirsiniz! Hazır şahitleriniz de var! (Abuzittin ve Zeynep kollarını açıp birbirlerine sarılacakken) Huooop, n’apıyonuz lan! Ben gideyim de ne bok yiyecekseniz sonra yiyin! (Kendi kendine) Bırakıcam lan bu işi! Resmen (durur) nikah kıyıyoz millete ya! Hayret bişey valla! Bana ne kardeşim sizden! Yok abi, bana göre değil bu iş; emekliliğe de çok var! Dur bakalım, şu loto bi çıkarsa...

Çıkar. Müzik. Işık.



Sahne 23


Nusret-Mehmet. Mehmet dalmıştır.

Nusret: (Küçük el aynasında saçını taramaktadır.) Ne düşünüyon len, gene?
Mehmet: Senin yavukluyu düşünüyom! Hani vardı ya, köydeki. Gülnihal! Adı ne güzeldi değil mi!
Nusret: Evet, çok! (Durur) N’olmuş ki benim yavukluya?
Mehmet: Canım; kızcağız ne haldedir şimdi kimbilir? Arkandan nasıl ağlamıştı, hatırlamıyon mu! Eminim biz gittikten sonra da günlerce ağlamıştır! Sonra, belki, babası bunu ağlarken görmüştür! Neye ağlıyon kız sen, demiştir! O da söylememiştir tabii! Sonra, ağlamaktan ince hastalık olmuştur! Doktor gelmiştir, bunun hastalığı sevda, benim yapacağım bir şey yok demiştir! Babası da hıncını anasından almıştır. Bi kıza sahip çıkamadın, diyerekten bi güzel dövmüştür kadıncağızı! Yok, dövmenin güzeli olmaz, çok kötü dövmüştür! Belki hasta olduğuna bakmadan, kızı da dövmüştür; niye benden habersiz sevdalandın kaltak, diye! Anası da ne yapsın, durumu aynen anlatmıştır: Bu kız, hani Kömürcülerin Nusret vardı ya, bıldır, Demokrasiye göçen, işte ona aşık oldu, demiştir. O zaman babası da, aşk öyle olmaz böyle olur, diyerekten, kızı münasip bir öküze vermiştir. Bu öküz, daha ilk gece, Gülnihal’in gözünün yaşına bakmadan üstüne çıkıvermiştir. (Durur)
Nusret: Eee?
Mehmet: Ne e?
Nusret: Filmin gerisi nasıl?
Mehmet: Burda ışığı kapatıyo öküz! Bi şey görünmüyo!
Nusret: (Güler) Alem adamsın lan! Eskiden olsa, Yeşilçam’a giderdik! Kesin senarist olurdun ha!
Mehmet: Gülnihal çok güzeldi değil mi Nusret! (Nusret onaylar.) Seni çok seviyodu! Arkandan çok ağladıydı! Keşke benim de öyle bi sevgilim olsa! Şimdi belki çocuğu da vardır! Çocuk neyse de öyle bi adamla yaşamak, nasıl ağırına gidiyordur şimdi kimbilir!
Nusret: Ellerin derdi seni mi gerdi lan! Yavuklu benim, sana n’oluyo? Ne biçim adamsın sen!
Mehmet: Bana ne oluyoru var mı, yazık değil mi kızcağıza! Sen yanlış yaptın; O’nu da alıp getirecektin buraya! Madem seviyodun! Değil mi ama! Haksız mıyım! (Durur) Doğru söyle lan, Gülnihal’i seviyodun değil mi?
Nusret: Seviyodum! Halen de seviyom!
Mehmet: Aferin sana! Yani, yoksulluğun gözü kör olsun değil mi! Yoksa evlenirdin de?
Nusret: Evlenirdim! (Durur) Sen niye böyle soru soruyon lan! Beni tanımıyon mu, hıyar?
Mehmet: Tanıyo-dum!
Nusret: Ne demek “tanıyo-dum”?
Mehmet: Yani, eskiden tanıyodum; ama şimdi yavaş yavaş değişiyon gibi geliyo bana! Yani Demokrasiye geldik geleli, sana bi haller oldu! Yani, bak bu son yani, köydeyken, hiç böyle bi adam değildin sen!
Nusret: Yani?
Mehmet: Yok. Demin, bu son, dediydim!
Nusret: Ne son?
Mehmet: Yani!
Nusret: Yani’siz söyle o zaman! ‘Böyle bi adam’ derken ne demek istiyon?
Mehmet: Bozulmak yok ama?
Nusret: Ben bozulmam oğlum, sen söyle!
Mehmet: Puşt, demek istiyom! Yani insan gibi bir insan değilsin artık! Tüh yine ‘yani’ dedim!
Nusret: Öyle olsun!
Mehmet: Bozulmayacağına söz verdin! Hem, puşt dediysem hemen kötü anlama; ibne falan demek istedim!
Nusret: Ben ne olduysam ve de olacaksam, aman aman istediğim için olmayacağım, bunu bil!
Mehmet: Ya?
Nusret: Burda rüzgar böyle! Sen, ben neciyiz! Katmış bizi önüne savuruyo! Dur bakalım nerde dinecek! Hem ben puşt da olmam!
Mehmet:(Hayranlıkla) Lan köydeyken de böyle konuşurdun ama, burda ilk duyuyom!
Nusret: Nasıl yani?
Mehmet: Pek derin!
Nusret: Güzel mi yani? (Mehmet onaylar.) O zaman kalk şu simitçiyle de konuşayım!
Mehmet: Yine mi sen konuşacan? Yok; bu sefer ben konuşayım sen çal!
Nusret: Güzel konuşan hangimizdi?
Mehmet: İyi ki, bi laf ettik! Fırsatçı köpek! (Bozulduğunu görünce) Tamam len, bozulma hemen, şaka yaptım!
(Başında tepsiyle simitçi girer.)
Simitçi: Simiit, taze simiiit! Fırından yeni çıktı bunlar!
(Nusret simitçiye yanaşır. Mehmet arkadan.)
Nusret: Memleket nere hemşerim!
Simitçi: Tokat! Sen?
Nusret: Aaaaa, ben de Tokat! Yav gerçekten hemşehriymişiz! Ne zamandır burdasın?
(Mehmet iki simit alıp kaçar. Simitçi arkasından bağırır.)
Simitçi: Laaan, orospu çocuğu...
(Tepsisini Nusret’e verir.)
Simitçi: Şunu tutsana, hemşehrim!
(Nusret tepsiyi alır. Simitçi Mehmet’in arkasından kaçar. Nusret de tepsiyle aksi yöne kaçar.)

Müzik.



Sahne 24


Gani-Ayşe girer.

Gani: (Havalı) Şimdi sen beni daha tanımıyosun; ben çok sert bir erkeğimdir! Kodum mu oturturum!
Ayşe: Nasıl yani?
Gani: Bak böyle (Elinin tersiyle Ayşe’ye vurur.)
Ayşe: Aaaah gözüm!
Gani: Nasıl, beğendin değil mi! Sert erkeğim ben! Geçen, kahvede dallamanın biri bana yanlış yaptı, biliyon mu! Bunu kenara çektim; sen delikanlı mısın lan,dedim! Bu hemen kabardı! Delikanlıyım tabii, ne var lan, dedi. Bak bak bak! Benim sertliğimi bilmiyor ya, öööyle konuşuyor zavallı! Sen bunu kenara çekersin, bu hık mık, bi tekme koyarsın hayalarına, bi kafa sallarsın burnuna, senin delikanlı aynen yerde!
Ayşe: Ama çok kabasın Gani, daha önce feministim demiştin bana!
Gani: (Şaşırır) Dedim mi?
(Ayşe onaylar.)
Gani: Feminist erkek sert olmaz mı?
(Ayşe ‘hayır’ işareti yapar.)
Gani: Olmadı o zaman; zira, erkek dediğin önce delikanlı, sonra feministtir! Hem sen beni asıl evlendikten sonra gör! Sabah akşam ananı... bile döverim!
Ayşe: Anamı da mı?
Gani: Yamuk yaparsa Onu da tabii! Ama önce seni! Delikanlı adam sert olur!
Ayşe: Ama ben evleneceğim erkeğin bana şiirler okumasını isterim!
Gani: (Kendi kendine) Hadi ya! O posta kaçtı be güzelim! (Ayşe’ye) Geçen sefer gelseydin, olurdu bak!
Ayşe: Nasıl yani?
Gani: Yok bişey! Delikanlı adam öyle karı gibi şiir falan okumaz!
Ayşe: Ama ben romantik erkekleri severim!
Gani: (Kendi kendine) Haydaaa! Ne iş ya! (Ayşe’ye) Ne yani, sen dönmeleri mi seviyon? Git onlar sana okusun!
Ayşe: Ne ilgisi var canım!
Gani: Bana bak, bi daha öyle laflar duymayayım, (vurur) bi çakarım...
Ayşe: Aaaah! Allah belanı versin ayı!
Gani: (Pişman, saçını okşar.) Ya, acıdı mı, Ayşe, bak, valla elimde olmadan vurdum! Sert erkeğim ya!
Ayşe: (Kalkar.) Bırak be! Ayısın sen, anladın mı, ayı!


(Çıkar.)
Gani: Bu da gitti, iyi mi! Bu işte bi terslik var ama, dur bakalım! (Elini ovalar.) Bu arada, harbiden sert vurmuşum ha!
Müzik.



Sahne 25



Nusret-Mehmet girer. Nusret’in elinde bir kağıt vardır.

Mehmet: Çok mu bozuldun len?
Nusret: Ne bozulacam oğlum!
Mehmet: Ne yazıyodu mektupta ?
Nusret: Yanımıza gelecekmiş!
Mehmet: Ablan mı?
(Nusret ‘evet’ anlamında onaylar.)
Mehmet: Deme lan; sen ‘iş bulduk, durumumuz pek iyi’ diye yazmıştın değil mi?
(Onaylar)
Mehmet: İyi bok yedin!
(Nusret’in başı önüne düşer. )
Mehmet: Bozuldun mu len? Gerçi sen de haklısın! Başka ne yazacaktın ki! Valla iş güç yok, geldiğimize bin pişmanız, nerde bir karaltı bulsak orda yatıp uyuyoz, itlere imrendiğimiz oluyor, bazı günler hiçbir şey yemeden uyuyoruz, diyecek değilsin ya! (Durur) Gelirse ne yapacağız!
Nusret: Kim gelirse?
Mehmet: Ablanı diyorum lan! Bi ev tutmamız lazım! Kızcağız, kardeşimin yanına gidiyom diye buraya gelecek! Taaa, nerelerden... Okur yazarlığı da fazla yok, değil mi?
Nusret: Yok!
Mehmet: Ya bak! Cıscıbıldak ortada kalır valla! (Bir süre) Bakarsın kerhaneye düşer! (Bozulduğunu görünce) Özür lan, özür! Bozuldun mu! Bak bozulduysan...
Nusret: Sorma lan böyle şeyler; ben bozulmam oğlum, bozulmam! (Aynasını çıkarıp bakar.)
Mehmet: Niye söyledim biliyon mu, hani filmlerde olur ya, bi kızcağız buralara gelir, iş yok, sığınacak yer yok, o vakit kötü yola düşer işte! Anlıyon değil mi! (Bir kadın geçer.)
Nusret: Kalk şu karının çantasını kap, sonra da şu boş inşaat var ya, oraya doğru kaç! Ben arkandan gelirim!
Mehmet: Ya, kadın da peşimizden gelirse?
Nusret: Gelirse, tecavüz ederiz!
Mehmet: Çüş lan! Yapar mısın gerçekten? Günah oğlum günah! Yazık değil mi! Yok, ben yapmam valla!
Nusret: Bize günah değil mi, hıyar!
Mehmet: O başka!
Nusret: Tamam tamam! Hele kalk, işimize bakalım!

Mehmet önden etrafını kollayarak gider. Nusret arkasından çıkar. Bir kadın çığlığı duyulur.
Müzik.



Sahne 26


Baba-Çocuk girer. Önlerinden walkmanli, taytlı bir kız geçer. Baba kötü kötü bakar.

Baba: Şu gördüğün kız, necip Türk milletine yakışıyor mu oğlum! Hani asalet, hani terbiye! Bak, bu aklında kalsın; bir genç kız, yahut karı, edeb yerlerini açmakta bir mahsur görmüyorsa, öyle rahat rahat hareket ediyorsa, bil ki, erkeklere iş veriyordur...
Çocuk: Ne güzel, helal olsun valla!
Baba: Nesi güzel lan?
Çocuk: Devletin yapamadığını o yapıyor işte! İş veriyor!
Baba: Kavram kargaşası yaratma lan; öyle değil; bu tip kızlar erkeklere iş verip, sonra da onlardan para söğüşler yani!
Çocuk: Yaa?
Baba: Yaa!
Çocuk: İyi valla: Yani hem erkekleri çalıştırıyor, hem de onlardan para alıyorlar, öyle mi?
Baba: Hah, aynen öyle!
Çocuk: Sen niye iş vermiyon o zaman? Bak ne güzel para varmış ucunda!
Baba: (Kemerini çıkarır, vurmaya başlar.) Bu nasıl soru lan; ibne miyim ben, ağzına sıçtığımın çocuğu! Ermeni dölü!
Müzik.



Sahne 27


Nusret-Mehmet geçerler. Nusret para saymaktadır.

Mehmet: Kızcağızı fena bozdun len!
Nusret: Biz erkeğiz oğlum, bozarız!
Mehmet: Biz niye diyon; ben elimi sürdüm mü!
Nusret: Yalan söyleme; kızı tutan sen değil miydin!
Mehmet: O başka; ben arkadaşlık uğruna tuttum! İnsanlık görevimi yaptım! Arkadaşım olmasan katiyyen yapmazdım!
Nusret: İkidebir başıma kakma ama! Arkadaşlık uğruna, arkadaşlık uğruna, ne lan bu! Yapmasaydın!
Mehmet: Tamam len, bozulma, şaka yaptım! Kaç lira çıktı çantadan!
Nusret: Fazla değilmiş!
Mehmet: Şurda yemek yiyelim o zaman!
Çıkarlar.


Sahne 28


Demokrasi caddesi. Gelip geçenler. Fonda müzik, Rezzan-Ramazan, salt ses olarak:

Rezzan: (Hayretle) Nerdeyiz İrmizan?
Ramazan: Aşk otağında!
Rezzan: Burası gökyüzü lan! Anaaa! Aşağısı nasıl da güççük görünüyo!
Ramazan: Avuç içi gıda!
Rezzan: Burda bizden başka kimse de yok!
Ramazan: Yok tabii!
Rezzan: Niye ki?
Ramazan: Buraya herkes çıkamıyo, yalnız aşıklar!
Rezzan: Burası pek güzel İrmizan; heç enmiyelim olma mı?
Ramazan: Heç enmiyelim!
Rezzan: Hep burda galalım! Burayı sevdim ben! Evvelden gözel diye bi tek demıkrasiyi bilirdim! Halbuki burası, üüüü!
Ramazan: Öyle tabii. Gel bir de güneşe gidelim.
Rezzan: Yanma mı len?
Ramazan: Gorkma, biz yanmayız!
Rezzan: Tamam len, hadi gidelim.
Ramazan: İnsanlara bak, insanlara!
Rezzan: Evet! Ne gadar da küççükler. Heç görünmüyolar bilem. Halbuysem aşağıda, çok böyük görünüyolardı!
Ramazan: Kendileri de öyle sanıyolardı!
Rezzan: Şimdi say ki, birer sinek!
Ramazan: İn gız in; bit de bit!
Rezzan: İrmizan len, aha bu bulut benim, bu da senin olsun, olma mı?
Ramazan: Olmaz!
Rezzan: Niye ki len?
Ramazan: Burda benim senin deye bişi yok da ondan!
Rezzan: Hepsi bizim öyle mi?
Ramazan: Öyle!
Rezzan: Ne güzel! Aşağıdakiler bunu bilmiyo, değel mi?
Ramazan: Nerden bilcekler! Onlarda eskiden beri benim senin var. Bu benim, bu da senin. O senin öteki benim. Burda öyle değil. Onlar bilmezler.
Rezzan: Ondan mı buraya çıkamıyolar!
Ramazan: Hı hı! Ondan çıkamıyolar! Hep yerde yaşamaya alışmış onlar!
Rezzan: Yazık! Biz burdan heç inmeyelim İrmizan, olma mı?
Ramazan: İnmeyelim!
Müzik yükselir.



Sahne 29


Baba ve çocuğu girer.

Baba: Öyle zırt pırt her şey istenmez oğlum! Arada bir olabilir! Mesela günlerden bir gün, dersin ki, babacığım bana balon al, yahut gofret al, mesela!
Çocuk: Ama söz verdiydin?
Baba: Oğlum, para var da mı almıyom! Olsa alıcam, ama yok!
Çocuk: Ama sen sözünde durmak lazım diyordun!
Baba: Doğru! Diyorum tabii! Neden? Çünkü insan olan bir insan sözünde durur. Sözünde durmayan, yalan konuşan insanlar haysiyetsiz ve de onursuzdur. Onlardan bi bok olmaz!
Çocuk: Senden olur mu?
Baba: Ne olur mu?
Çocuk: Bok?
Baba: (Bocaladıktan sonra kemerini çıkarıp çocuğa vurur.) Ne biçim soru lan bu, ağzına sıçtığımın çocuğu! Hı!
Çıkarlar. Müzik.



Sahne 30



Rezzan-Ramazan. Salt ses olarak.

Rezzan: İrmizan len?
Ramazan: Hı?
Rezzan: Benim garnım acıktı, bu allahın göğünde garnımız doyar mı ki!
Ramazan: Benim de acıktı gıı!
Rezzan: Üstelik ben Demıkrasiyi de özledim!
Ramazan: Ben de! Havasına alıştık ya, ne yapsak kurtulamıyoz!
Rezzan: İnelim barim! Nasılsa burası bizim. İstediğimizde gene çıkarız!
Ramazan: Hı; istediğimizde çıkarız. Nasılsa kimse görmüyo!
Rezzan: Görse de anlamıyo!
Ramazan: Doğru gız. Heç kimse anlamıyo! Hadi inelim gari!
Rezzan: İrmizan?
Ramazan: De?
Rezzan: İnsek bir daha çıkabilir miyiz sence?
(Bir süre.)
Ramazan: Bilmiyom!
Müzik.


Sahne 31



Nusret-Mehmet girip otururlar. Nusret kederlidir.

Mehmet: Çok mu bozuldun len? (Durur.) Ama, sen istedin canım!
Nusret: Neyi ben istedim?
Mehmet: İşte oraya gitmeyi! Sen demedin mi, gidip biraz karı seyredelim, gözümüz gönlümüz açılır, diye! Gerçi; insan ablasının öyle bir yerde çalıştığını bilemez ki!
Nusret: Bu konuyu kapat!
Mehmet: Dur len; biz niye hemen yanlış anlıyoruz; konuştuk mu ki! Belki, merakından gitmiştir! Öööyle bakıp çıkacaktır! Yani ordaki bütün karılar orospu mu sanki!
Nusret: Sus lan, yeter artık, yeter!
Mehmet: Tamam; ben sen bozulmayasın diye konuşuyom! Kızcağızın günahını alma hemen! Senin ablan orospu olur mu hiç! Bir kere bizim ordan kötü kadın çıkmaz! Çıksa çıksa burdan çıkar!
(Nusret aynayı çıkarıp bakar. Elleriyle yüzünü kapatır. Aynayı fırlatır.)
Mehmet: Daha bakmayacan mı?
Nusret: Bakmayacam! (Önlerinden bir kadın geçer.) Kalk şu karının çantasını kapalım!
Mehmet: İnşaata doğru kaçmayacağım ama!
Nusret: Tamam, tamam!
Çıkarlar.



Sahne 32




Rezzan-Ramazan.

Rezzan: İrmizan len, anam buralara geldiğine çok pişman!
Ramazan: Ben de! Sen?
Rezzan: Sevilecek bi tarafı yok ki buraların! Isıcak bi yanı yok! Her taraf kapı! Hem sıkı sıkı kapalı! Her yan sağır duvar!
Ramazan: Doğru söylüyon! Niye dilinden düşürmüyon o zaman?
Rezzan: Neyi?
Ramazan: Demıkrasiyi!
Rezzan: Bilmem! İnsanı çekiyo işte! Sanki şeytan tüyü var! Sevmiyon emme, bi gördün mü de bırakamıyon gari!
Ramazan: Doğru!
Rezzan: Ne yaparlar o kapıların ardında İrmizan; pek merak ediyom!
Ramazan: Neyini merak ediyon canım, mühim bi şey yaptıkları yok öyle!
Rezzan: O zaman neden kapatıyolar?
Ramazan: Herkesler merak etsin diye zahar!
Rezzan: Köyde kimse kapısını kapamazdı! İsteyen gelir, girerdi. N’olucak ki!
Ramazan: Canım burası köy mü!
Rezzan: Köy ne güzeldi değil mi İrmizan?
Ramazan: O başka tabii! Burası bi dırnağı etmez!
Rezzan: Etmez gatiyyen! Bu vakitler orda dereler çağıl çağıldır, değil mi!
Ramazan: Olsa çimerdik! Suyu soğuk olur gerçi! Lakin dokunmaz adama!
Rezzan: Yanı başında şakayıklar biterdi. Kırmızı kırmızı! Sonra ne çok papatya vardı... Aklımı alırdı kuşlar! Bissürü, hem çeşit çeşit; kırlangıç, güvercin, çulluk, saka, keklik...
Ramazan: Leylekler değirmenin orda yuvalardı.
Rezzan: Kiraz olurdu bahçelerde! Nasıl datlı! Sonra kayısı, şeftali olurdu! Ağırlığı dalları kıracak sanırdın!
Ramazan: Ağaçta yakalandıydık bir gün; hatırladın mı?
Rezzan: (Güler) Hı! Gorkudan aşağı düştüydün!
Ramazan: Düştüm mü canım, atladım! Hem gorkudan da değil! Bubana saygımdan!
Rezzan: Saygıdan ayak mı kırılırmış len?
Ramazan: Asıl sen gorkmuştun!
Rezzan: Nı zıman?
Ramazan: Anan yoncaların orda bitince!
Rezzan: O başka! Lakin genem de sen benden hızlı goştuydun, yoncalara dolana dolana!

Sohbet sürer. Müzik.


Sahne 33


Nusret-Mehmet

Mehmet: Burda dostluk, arkadaşlık yok be Nusret!
Nusret: Yok!
Mehmet: Aşk da yok!
Nusret: Yok! (Durur) Eeee? Bu da mı sana dert?
Mehmet: Ne demek lan! İnsanın ağırına gidiyo işte!
Nusret: Sen para kazanmaya bak oğlum! Bunları boşver!
Mehmet: Evet! Herşey para burda! Burda, kardeş kardeşten gizliyo her bir şeyini; parası olan ancak parası olanla düşüp kalkıyo! Fakat herşey para değil! Biz mesela, nasıl arkadaşız değil mi! Yediğimiz içtiğimiz bir! Benim bildiğimi sen biliyon, seninkini ben! Saklımız gizlimiz var mı! (Ceplerini boşaltır. İçlerinde bir şey yoktur.) Cebimizde ne var ne yok ortada! İşte! Hepsi bu! Değil mi ama! Ama bunlar, herşeyi birbirlerinden gizli yapıyorlar! Kimse kimsenin neyi var neyi yok bilmiyor! Sormak da yok! İnsanlık neyin temelli ölmüş burda! Keşke gelmeseydik! (Dikkat eder.) Sen niye ceplerini çıkarmadın lan?
Nusret: Ne çıkaracam ya, saçmalama! Bilmiyor musun sanki!
Mehmet: Olsun, ben gösterdim, insan usulen çıkarır, gösterir. Hadi hadi çıkar sen de! (Nusret’in ceplerini çıkarır.)
Nusret: Oğlum manyak mısın, dur ya, aleme rezil mi edecen!
(Nusret’in cebinden küçük paralar çıkar.)
Mehmet: Anaaaa! Bu ne lan?
Nusret: Görmüyon mu, paçavra işte!
Mehmet: Senin paçavra dediğine bizim orda para diyolar ama!
Nusret: Senin para dediğine Demokraside paçavra diyolar ama! Bunlarla iki simit alamazsın! Hem, al senin olsun!
Mehmet: Tamam len, bozulma hemen! Şaka yaptım! Benden bikaç kuruş sakladıysan, n’olmuş yani!
Nusret: Ne saklaması be, al senin olsun dedik!
Mehmet: Yok yok. Valla şaka yaptım. Demem o ki, buralarda bizim gibi arkadaş yok!
Nusret: Yok tabii!
Mehmet:Çatlasınlar! Bunlar dostluğa hasret gidecekler öbür tarafa! Bunlarınki hep menfaat! Bizimki başka!
Nusret: Başka tabii!

Müzik.

Gönderen : musar63 - 28.04.2007 - 21:31



Yorumlar   




Oyun Tekstleri Kategorisindeki Diğer Sayfalar   



 
    Oyun Tekstleri

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Oyun Tekstleri
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol
    Cast Üyelik

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 15.05.2008

1 KURTLAR VADISI PU
1 KURTLAR VADISI PU
2 ANNEM
2 KAVAK YELLERI
3 KAVAK YELLERI
3 PARMAKLIKLAR ARDI
4 PARMAKLIKLAR ARDI
4 SINAN CETIN'LE FE
5 SINAN CETIN'LE FE
5 ESREF SAATI

   Faruk KARAÇAY
 Faruk KARAÇAY - Yıkımlar İçin

   Anket
En İyi Haber Kanalı Sizce Hangisi

  CNN TÜRK
  NTV
  SKY TÜRK
  HABER TÜRK
  KANAL TÜRK



   Tiyatro Yarışması




Anasayfa | Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim