Latife Tekin |
 |
LATİFE TEKİN : “KADINLARI ERKEKLERİN ÖRTTÜĞÜNE İNANIYORUM”
Sevgili Arsız Ölüm,Berci Kristin Çöp Masalları, Gece Dersleri, Buzdan Kılıçlar, Aşk İşaretleri, Ormanda Ölüm Yokmuş... ve Muinar... Eserleri İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Farsça ve Hollandacaya çevrilen, \'80 sonrası edebiyatın önde gelen isimlerinden biri olan Latife Tekin\'le birlikteyiz.
- Eleştirmen Jale Parla sizin için “Edebiyatımızın en önemli sürgün yazarlarından saydığım Latife Tekin...” ifadesini kullanmıştı. Gerekçesini de “Evin dilini yitiren, artık oraya dönemez” diye açıklamıştı. Siz de kendinizi sürgün bir yazar olarak mı değerlendiyorsunuz, neden ? ( Romanlarınızda kullandığınız dil düşünüldüğünde ‘evin dilini yitirdiğiniz’ söylenebilir mi? )
Sezgisel bir karar almıştım yazmaya başlarken, evimin diliyle yazacaktım, geçmişte, evimin diliyle kent dili arasında bölünmenin bana yaşattığı mutsuzluğun anısı pek öyle silinecek gibi görünmüyordu, konuşmaya konuşmaya artık evimin dilini unutmuştum o sıralar, tabii ki yıllar sonra, geri dönüp evimin dilimi, aynı masumiyetle yeniden mırıldanabilmem olanaksızdı, bu kez kendimi evimin diline misafirliğe gitmiş gibi hissettim, dil beni, ben de dili seyretmeye başladık, bir oyun gibi…Dil bana nasıl işlediğini hiç acı çektirmeden gösterdi, sanki ona gitmemin ödülü gibi kendini gözlerimin önüne serdi, boşlukta oluşan gölgeler gibi sevinçle uçuşup zihnimde dönmeye başladı evimin dili, bunu bir kez böyle gördükten sonra, artık hiçbir dilin içinde istesem bile kaybolamazdım, sonsuza dek dilin uzağına düşmüştüm, bir daha dile kapılarak yaşayamayacağım… Bu keşif, bu dönüş, başlangıçta beni mutlu etti, ama sonra da bir o kadar kederlendirdi… Jale Parla’nın sürgün bir yazar olduğumu söylemesini anlamlı bulmuştum o yüzden, bana doğru görünmüştü.
- ‘Sanırım duruşum romancılara uygun bir duruş değil, biraz şairane bir duruş’ derken kullandığınız dilden mi yola çıkmıştınız ?
Benim şair romancı olduğumu söyleyen eleştirmenler ve şairler var, sanırım ilk Memet Fuat yazdı bunu, İlhan Berk, ve daha başka şairler de… Romancılar, öykücüler arasında da bu görüşte olanlar yok değil… Yakınlarda Gürsel Korat, “Ben Muinar’ı okuduktan sonra Latife Tekin’in, yinelenmesi imkânsız, kendine özgü hal ve tavrı olan bir yazar olduğuna yeniden inandım” diye yazdı, “genel edebi anlayışa aykırılık gerçekten tekil bir durumdur…” Başından beri, doğrusu ben de romancılardan çok şairlere yakın hissettim kendimi…
- Aileniz siz 9 yaşındayken Kayseri\'deki köylerinden İstanbul\'a göçtü. Anneniz Kürt, Kürtçe ve Arapça da konuşan bir kadın. Babanızın ise ‘duru bir Türkçesi’ olduğunu söylemiştiniz katıldığınız bir söyleşide. Anadilinizle değil de babadilinizle konuştuğunuzu, yazdığınızı söyleyebilir miyiz ?
Annem kırık bir Türkçe’yle konuşurdu, kendi dilinde sayıklar, tekerlemeler, türküler söylerdi, ne yazık ki onun bildiği dilleri öğrenemedim ben, babamın diliyle yazdığım doğru, evimizde konuşulan dil onun diliydi çünkü, babam geçmişten bugüne bozulmadan taşınmış, duru bir Türkçe’yle konuşurdu, nerdeyse Göktürkçeyle… Ama az önce söylediğim gibi, kentte, okulda başka bir dille kendimi ifade etmeye başlamıştım artık, yazma sürecinde geri dönüp seyretmeye koyulduğum dil, babamın diliydi, çok eski masalların, destanların kaynağına inmemi sağlayan uzak Asya Türkçesi…
-‘Kadınların tarihi reddetmeleri gerekiyor çünkü tarihi kadınlar değil, erkekler yazdı’ diyorsunuz. Tarihsiz kalmak yerine kendi tarihimizi yazsak olmaz mı ?
Olur elbette, ama nasıl yazacağız kendi tarihimizi, geçmişe dönüp baktığımızda büyük kadın çoğunluğunun dünyada ne yaptığına, hayatı nasıl yaşadığına dair hemen hiçbir bilgiye ulaşamıyoruz, iktidarlı, devletli erkeklerin annelerinden, eşlerinden, kızlarından haber var, varsa işte… Kraliçelerin, prenseslerin yaşadıklarından yola çıkarak tüm kadınlar için bir tarih yazarsak, yalan olur o tarih… Bunu söylerken, ikincil konuma itilmiş kadınların özgürleşme mücadelesini göz ardı ediyor değilim, kadınlar farklı biçimlerde deneyimlerini, düşüncelerini yazıyorlar, yazmaya başladılar, feminist kuramcılar, romancılar, şairler, bilim kadınları var bugün… Dünyanın her yerinde kadınlar, kaleme sarılmış durumda, ben de oturup Muinar’ı yazdım işte, kendi içime doğru bükülüp geçmişe eğilerek zamansız kadınların masallarına kulak verdim…
- “Kadınlara kimlik iptali öneriyorum!” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz ?
Bu tam böyle söylenmiş bir söz değil, kulağıma bir eksiklikle çarptı şimdi, anımsayacaksınız, Muinar’da ‘Kadınlar Ülkesi’nden söz ediliyor… “Kadının yeri dünyanın yanıdır” diyor benim kocakarı, “Dünya dişidir ve canlıdır…” Kadınların dünyanın aynısı, kız kardeşleri olarak yaşayageldiklerine inanıyorum ben de… Erkekler, kadını nasıl örseleyip yaraladılarsa, dünyayı da öyle yaraladılar, parça parça ettiler…Ne devletleri kadınlar kurdu, ne yasaları kadınlar koydu, ne de sınır duvarlarını kadınlar ördü, benim söylediğim, kadınların her türlü aidiyeti sorgulaması gerektiğidir… Kendisi de yazar olan bir kadın arkadaşım, dünyanın geleceği için sadece kadınlarda bir ümit görmemi eleştirerek, “Kadınlar da ülkelerine benziyorlar, fazla da ümitlenme öyle” demişti, “bak Merkel’e, ne kadar Alman!...”
Bilmem anlatabiliyor muyum… Kimlik iptali derken böyle bir şeyi kastediyordum, kadınların kendilerine dayatılmış resmi kimliklere sarılması tuhafıma gittiği için…
- ‘Kadın yazarlarımızın çoğu, ‘Kadın yazar’ tanımlamasına karşı çıkarken, siz kadın yazar olduğunuzun altını çizmek istediniz hep…
Kadın yazarlarımızın buna karşı çıkmalarını anlıyorum, onlara hak vermiyor değilim, ama ben tersinden bir duyguyla, cinsiyet ayrımcılığı yapılıyorsa bırakalım görünsün bu diyordum, erkeklerin aşağılayıcı vurgusuna karşı benim tavrım da böyle bir tavırdı…
-Başbakan, eşi Emine Erdoğan\'ın başını açmak zorunda kalma ihtimali için \'Allah göstermesin\' demişti. Siz bunu, ‘başı açık yaşayan kadınları aşağılayan bir açıklama’ olarak değerlendirdiniz, neden ?
Başbakanın bu söylediği şey, aynı zamanda, “Başı açık kadınları Allah bana göstermesin” anlamı taşıyor mu? Hezeyana kapılıp eşinin türbanına sarılması rahatsız edici geldi bana, “Bu eşimin bileceği bir şeydir” diyemiyor… Çünkü iktidarının selameti, devamı için başörtüsü lazım kendisine… Muinar, “Olacaklarsa şapkasız iktidar olsunlar” demiyordu boşuna öyle, geçmişe doğru düşünürseniz, Demirel’in şapkası vardı, Ecevit’in kasketi, Özal’ın kovboy şapkası… Tayyip beyin iktidar şapkası yok mu, onun şapkası cinsiyet değiştirip türban biçimini almış, eşi Emine hanım başında taşıyor kocasının iktidar şapkasını…
- Bir röportajınızda “ Seksenli yılların ortalarında Türkiye\'li feministlerle tartışmaktan vazgeçtim, duruşum onları mutlu etmemiş olabilir, o yıllarda, onların da beni mutlu edecek bir duruşu, söylemi yoktu. Erkekler dünyasında kendine yer arayan kadınların dertleriyle, sorunlarıyla ilgiliydiler ağırlıklı olarak, erkeklerle bir çeşit iktidar kavgasına tutuşmuş gibi görünüyorlardı, kentli, eğitimli kadınlar başını çekiyordu bu hareketin. Ben yoksulları, yoksul kadınları yazıyordum zaten” diyorsunuz. Yaşadığımız dünya erkeklerin dünyası değil mi zaten ? Tarihi yapanın ve yazanın, kentleri ve hayatı tasarlayanların erkekler olduğunu siz de söylüyorsunuz başka röportajlarınızda. O ‘erkek’ dünyayı değiştirmeye çalışan, orada varolma mücadelesi veren kadın hareketi sizi neden mutlu etmiyordu o yıllarda ? Bugün kadın hareketine bakışınız nasıl?
Sözünü ettiğinizin röportajın, tam da size yanıt olacak bölümlerini atlayıp sözlerimi eksik taşımışsınız sorunuza, daha başka şeyler de söylemiştim, anımsayıp tamamlayalım isterseniz… “Ben yoksulları, yoksul kadınları yazıyordum, feministlerin, annelerimizin bize aktardıkları gizli kadınlık bilgisine karşı küçümser bir hava içinde olmaları da ayrıca canımı sıkıyordu, kadınların doğa karşısındaki durumlarına dönüp baktıkları yoktu…” O röportaj bu sözlerle sürüp gidiyor sonrasında, demişim ki, “O yıllardan bu yana feminist düşünce yerinde saymadı, derinleşti, canlandı, ufku genişledi, bugün ormanlar için savaşan feministler var, ben kendimi, dağları, ormanlarıyla dünyayı geri isteyen feministlere yakın buluyorum daha çok.”
- Kitapta Ermeniler yok ama Metsamor Nükleer Santrali var. Bir röportajınızda bu konuyla ilgili soruyu “dua edelim de patlamasın, bir kaza olmasın! Ermenilerle sonsuza dek küs kalırız sonra” sözleriyle yanıtlıyorsunuz. “Meseleyi hafife aldığınız” izlenimi vermekten çekinmiyorsunuz anladığım kadarıyla, ‘sonsuza dek küs kalırız sonra’ derken. Okur Muinar’dan daha barışçı ve yapıcı bir tutum bekliyor.
Ermenistan Metsamor’u kapatmaya yanaşmıyor, %4o elektriğini bu santraldan sağlıyor çünkü, ama Metsamor patlamaya hazır nükleer bir bomba, bizim coğrafyamız için nasıl bir tehlike oluşturduğunu merak ediyorsanız çeşitli kaynaklardan bilgisine ulaşabilirsiniz bunun, Muinar bombalarla barış yapmaya niyetli bir kocakarı değil, Metsamor patlayacak olursa binlerce insan ölebilir, bu da nükleer bir kıyım olur işte…
- Muinar’da Kürtler de Metsamor patlarsa başlarına ne geleceğiyle varlar, bir de dengbejleriyle. Muinar Bush’tan Kenan Evren’e günümüzün ve yakın geçmişin siyaseti ve siyasetçisi üzerine eleştiri getiriyor ama bugüne kadar izlenen Kürt politikası üzerinde herhangi bir fikri yok mu ?
Muinar, açık açık ölümsüz devlet düşmanı olduğunu söylüyor, bu ifadesinden onun oluşacak bir Kürt devletine de karşı olduğu sonucunu çıkarabiliriz… Bugüne kadar izlenen Kürt politikasını Türk kadınlarını oluşturmadı, Muinar zaten muhalif, kavgacı bir ruh, sürüp giden savaşları erkek saldırganlığına bağlıyor…
- Son romanınızda kahramanınız Muinar \"Coğrafyası gizli bir kocakarıyım” diyor. Gerçek yaşamını çok tanrılı dinler döneminde sürdürmüş, sonrasında da farklı dönemlerde farklı kadınların içlerinde ‘uyanıyor’. Sanki Muinar sizin iç sesiniz ve sizin duygularınızı, düşüncelerinizi yansıtıyor ?
Muinar’ı ben yazdığıma göre, o benim içimden, ruhumdan doğmuş olmalıdır, ama kitapta da anlattığım gibi, Muinar yazarını zorla dağa yürütmüş, zorba bir roman kahramanı, o içimde uyandığında niyetinin beni öldürmek olduğunu sanmıştım, onbin yaşında bir kocakarı başka ne istiyor olabilirdi benden… Ona kendimi bıraktıkça ilişkimiz yumuşadı, anladım ki Muinar, politikayı, teolojiyi, felsefeyi, bilimi bombardımana tutmak istiyor, tarihle, maço tanrılarla, devletle görülecek hesabı var, kulak verdim sözlerine, onbin yaşında bir kocakarının anlattıklarına ilgisiz kalamayacağım için, Muinar’ın, benim üstümden sözünü var ettiğini söylemek daha doğru olur sanırım...
- Anladığım kadarıyla Muinar Peygamberlerin gönderildiği dönemlerde dünyada olmaktan hoşlanmıyor.Ancak dinle arasına koyduğu mesafenin nedenlerine hiç değinmiyor nedense?
Değinmez olur mu, onikiden vuruyor erkeklerin tanrısı… Kitaptan bir alıntı yapıp sözü Muinar’a bırakıyorum, neler söylemiş bu konuda…
“Sözümü kesme de dinle, yerden göğe ışık tezgâhı kurup öyle bitirdiler kadınların işini, Tanrının ışığıyla ticaretin büyüğü, ben Tanrının aynasıyım, en mükemmel yansımasıyım, kadınlar sınıf olduysa, ışık yüzünden sınıf oldu….Gökte bin beş yüz Tanrı varken, ışık aşağıda bin beş yüz kişiye kısmet oluyordu düz hesap, her Tanrı kendi canlısını seçip gözetiyordu yer yüzünde, aşka düşüp evlenenleri, yuva kurup çoluk çocuğa kavuşanları vardı, yarı Tanrı, yarı insan kızlar, oğlanlar gülüşüp oynaşıyordu yerin göğün bahçesinde, tek Tanrıya kalırsanız o kendi temsilcisini seçip ışığını bir tek kişiye yansıtacak, azaltmayın şu sayıyı, indirmeyin ikiye, bire…Erkekler, erkeklerle yarışa yarışa ışığı inceltip Tekkişiışığı ışığı haline getirdiler, ilahı ışığın cinsiyeti erkek, kadınlar bu pis işin kokusunu alıp daha öncesinde kocalarıyla, oğullarıyla savaşa tutuşmuşlardı, büyük kadın göçünü başlatan Matuhar efsane olmuştu…” İşte böyle sürüp gidiyor onun sözleri…
- Muinar\'ın türbanla sorunu var. Onun anlatımlarında firketelere rağmen örtünen kadınların türbanlarını her defasında rüzgar uçuruyor. Kitapla ilgili verdiğiniz röportajlardan birinde “Kadının, kendi cinsimin özgürleştiğini görmek, benim en büyük özlemim, türbana, örtüye, çarşafa doğal olarak karşıyım o yüzden.” Derken, kadının özgürleşmesini türbanla sınırlı tuttuğunuz gibi bir izlenime kapılıyor insan ?
Sözünü ettiğiniz söyleşide bana doğrudan türbanla ilgili bir soru yöneltilmişti, yine sözlerimi eksik alıntılamışsınız… Muinar, “Un eleyeceksin örtersin başını” diyor, “insanın saçı niye tel tel? Hava girsin aralarına, akıp dolaşsın serbestçe. Erkeğin kafasında örtü yok, niye kadının kafasında örtü olsun? Kadınlar, ilk ne zaman örtünmeye başladılarsa, o zaman, erkeğin kadına karşı üstünlüğünü ilan ettiği zaman olmalı, geriye doğru baktığımızda zaten öyle olduğu apaçık görünüyor. Muinar’ın söylediği her şeye katılmıyorum, ama bu konuda düşüncemiz aynı, kadınları erkeklerin örttüğüne inanıyorum ben de… Özgürlük cesaretle kazanılan bir şeydir, fırsat buldukça söylüyorum bunu, yasal haklar meselesi kafamda ayrı bir yerde duruyor…
- Bugün birçok İslam ülkesinde ve Türkiye’deki muhafazakar ailelerde, çevrelerde türbanın kadının sokağa çıkabilmesi, eğitim alabilmesi için neredeyse şart koşulduğu gerçeğini gözönüne alırsak, türban takmaya zorlanan kadınlara bir tavsiyeniz var mı ?
Türban takmaya zorlanan bütün kadınların türban taktıklarını düşünüyorsunuz sanırım, buna direnen kadınlar yok mu, baskı gördükleri halde örtünmeyi reddeden, reddetmiş kadınlar, ben kendi adıma, öncelikli olarak onlarla dayanışmam gerektiğini düşüyorum, hem, örtünerek kendini bir çeşit korumaya almış kadınlar, hem de erkekler karşısında daha savunmamız oldukları için… Örtünen kadınlar, şart koşulanı yaptıklarına göre, şart koşulanı yapmayanların tasasını çekmek daha anlamlı… Neyse, ben kadınların erkek korkusuyla, doğa karşısındaki durumlarıyla ilgiliyim, örtünen kadının bedeni içe doğru bükülür, korkusu derinleşir, ışığı solar… Nasıl doğduysa öyle, başı çıplak, açık, yaşayıp gitmeli kadınlar, hiçbir devletin yasasında, ‘Kadınlar, bir başlarına ormana gidemezler’ diye yazmaz, ama kadınlar korkudan gidemez ormana, ben kadının içindeki derin, ıssız, karanlık korkuyla ilgiliyim, bu korku boğazına, başına sıçrıyor kadının… Evet, bu sözlerden sonra söylemişim işte, “Kendi cinsimin özgürleştiğini görmek benim en büyük özlemim, türbana, örtüye, çarşafa doğal olarak karşıyım o yüzden…”
- Muinar kadınların yeraltında kurdukları Ninhaftnar kentinden, atılmış kadınların şehri Hattiban\'a, kölelerin Tanrısı Mumuriş\'ten, Bacıhurraniler\'in önderi Hurranibar\'a kadar, bilinmedik pek çok yerden, tarihi olaydan bahsediyor. Farklı zamanlarda, farklı coğrafyalardaki kadınların durumuna yönelik tarihsel bir araştırma yaptınız mı romanı yazmadan önce?
Ben onyedi yaşında bir kadın örgütünde çalışmaya başladım, bugün elli yaşındayım ve o yıllardan bu yana zaten pek çok şey okumuş olmalıyım değil mi, bir romancı olarak da, yazılı edebiyatı referans alarak yazan biri değilim zaten, benim Nazım Hikmet’ten başka Türk yazarı, şairi okumamış olduğumu söyleyenlere inanmış görünüyorsunuz, gülünç laflar bunlar, Sevgili Arsız Ölüm’de okul kütüphanesinden çıkmayan, koynunda kitaplarla uyuyan evin küçük kızı Dirmit’i de ben yazıp anlatmış olamam öyleyse… Tarihin kimin tarihi olduğunu anlamama yetecek kadar tarih bilgim var filan mı demeliyim acaba…
-Muinar’la ‘içine doğduğu’ Elime’nin sohbetleri büyük ölçüde Muinar’ın yakınmaları, sayıklamaları, şikayetleri şeklinde gelişiyor ve Muinar antik çağlardan günümüze birçok portreye değiniyor. Nükleerden elektriğe, dünyanın yaratılışından türbana, Ermenilerden Kürtlere, savaşlardan eskiçağ fahişelerinin tapınaklarına çok fazla şeyden şikayet ediyor. Bu kadar çok konuya değindiği için de sanki hiçbiri üzerine tam olarak eğilemiyor…
Konuların eğilinebilecek çok da fazla derinliği yoktur belki de, Muinar, bugün insanların önem atfettiği pek çok şeye önem atfetmiyor olabilir… O, dünyanın felakete sürüklendiğini düşündüğü için bunun telaşına, öfkesine kapılmış olabilir… Ayrıca, söylediğiniz gibi eskiçağ fahişelerinin tapınaklarından şikayet de etmiyor yalnızca, bu tapınakların kapatılması için savaşmış kadınlar olduğunu da anlatıyor bize, Muinar yakınıp duran bir kocakarı değil ki, dünyanın mutlu masalını yok ettiniz diyen bir kocakarı, dünya karnından bombalanmış, can çekişiyor onun ifadesiyle… Muinar’ın dili şikayet dili değil, dünyanın acısını haykırın bir dil.
 Reyhan YILDIZ - 13.02.2007 - 14:13
|
|
| Yorumlar |
 |
| |
| Reyhan YILDIZ - Diğer Röportajları |
 |
| |
|
 |
|
| TV İzlenme Oranları |
 |
TV İzlenme İstatistikleri 08.05.2008
| | 1 | KURTLAR VADISI PU | | 1 | KURTLAR VADISI PU | | 2 | KAVAK YELLERI | | 2 | KAVAK YELLERI | | 3 | ANNEM | | 3 | KURTLAR VADISI PU | | 4 | KURTLAR VADISI PU | | 4 | SINAN CETIN'LE FE | | 5 | UGUR DUNDAR'LA ST | | 5 | BEZ BEBEK | |
| Faruk KARAÇAY |
 |
| Anket |
 |
|