Hüseyin Köroğlu' nun Kıbrıs Röportajı |
 |
Her meslekte olduğu gibi, tiyatro da emek ister.Tiyatro, diğer mesleklerden daha çok sabır ister, özveri ister ve bilinçli olarak, inançla çalışmak ister. Sevmek yetmez tiyatroyu, yaşam biçimi haline getirmek gerekir. Yoksa sadece tiyatro yapıyorum dersiniz, ama kendinizi aldatırsınız
- Biz tiyatrocular çocuk ruhlu insanlarız, bizim sırtımızı sıvazlayın, birkaç da güzel cümle söyleyin yeter. Tiyatroya yardım edenlerle ömür boyu yan yana yürürüz biz. Hangi partiden olduğu hiç önemli değildir. İnsana hizmettir tiyatroya hizmet. Unutmayalım, tiyatroya hizmetin partisi olmaz.
- Ne yazık ki, Kıbrıs’ta tiyatro kendini geliştiremiyor. Tabii bunu sırf Kıbrıs’ta bu mesleği özveri ile yapan meslektaşlarımıza bağlamamak lazım. Bir ülkenin aynasıdır tiyatro. Gördüğüm kadarı ile bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar tiyatro şövalyelerinin özverileri ile yürüyor hala.
Türkiye sanat dünyasına her geçen gün yerini daha da sağlamlaştıran ama Kıbrıs’tan da asla kopmayan Hüseyin Köroğlu, en son Tiyatro Festivali’nde 4. Murat’taki başarılı oyunuyla Kıbrıs’ta da ayakta alkışlandı.
Hüseyin Köroğlu, festival sonrası KIBRIS Gazetesinin sorularını yanıtlarken, “ Ne yazık ki, Kıbrıs’ta tiyatro kendini geliştiremiyor. Tabii bunu sırf Kıbrıs’ta bu mesleği özveri ile yapan meslektaşlarımıza bağlamamak lazım. Bir ülkenin aynasıdır tiyatro. Gördüğüm kadarı ile bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar tiyatro şövalyelerinin özverileri ile yürüyor hala. Ne yazık ki bir KURUM haline gelememiş. Düşünün ki, yanan Devlet Tiyatro’su hala yanık, yıllardır bitirilmeyi bekleyen Başkent Tiyatro Projesi, hala yarım kalmış bir şekilde duruyor. Ne yazık ki gördüğüm o ki, tiyatrocular çoğu zaman siyasi iradenin gölgesinde kalmaktan, kendi mesleklerini, doğru bildikleri şekilde yönlendiremiyorlar ”dedi.
Hüseyin Köroğlu’na yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle.
KIBRIS: Kıbrıslı Türk tiyatro sanatçısı olarak Kıbrıs’ta seyirci önüne çıkmak nasıl bir duygu?
H.KÖROĞLU: Biliyorsunuz ben ve benim gibi birçok Kıbrıslı insan bir şekilde doğduğu topraklardan uzakta yaşamak zorunda bırakıldı. Ben çok şanslıyım, hiç Türkiye’de yaşıyorum. Ya bu şansı bulamayanlar? Kendi ülkemize, tiyatro alanında katkılar sunmak, festivale bir tuğla taşı da biz koymak amacı ile koşarak geldik Kıbrıs’a. 2000’de “Önce İnsan”, 2002’de “Othello” ve 2006’da “4. Murat”. 2000 yılında “Önce İnsan” adlı oyunla gelmiştim doğduğum topraklara, 2. Abdülhamit’e sahneden can verirken, nasıl heyecanlıydım anlatamam size. Yakın Doğu Üniversitesi’nin o muhteşem salonunda keyifli anlar yaşamıştık Kıbrıslı seyircilerle. İşte 25 ağustos gecesi o keyifli dakikalardan birini daha yaşadım aynı salonda. Üstelik 2000 yılındaki anılar gelip gelip gitti gözlerimin önünden. Çok hüzünlendim. “Önce İnsan” oyununda Mithat Paşa’yı çok güzel oynayan, karşılıklı olarak sahnede ve kuliste birçok anımın olduğu, Karman Usluer ustamız hayatta değildi artık…Hayat işte…Bu defa, yine önemli bir Osmanlı Padişahı ile doğduğum topraklarda idim. Bir önceki oyundaki “2. Abdülhamit” karakteri o sıralar Kıbrıs gerçekleri ile ne kadar örtüşüyorsa,” 4. Murat” karakteri de o derece örtüşüyordu. Yapamadıklarını, halka yaptıramadıklarını o muhteşem topuzu ile yaptırıyordu 4. Murat. Bence bir sistem mağdurunun bir mum gibi eriyerek yok oluşunu canlı canlı gösteriyorduk seyircimize. Saray içi entrikaları, anne baskısının ağırlığı, koca imparatorluğun sorumluluğu, yasak ettiği içkiyi kana kana içmesine neden olacaktı 4. Murat’ın. Oyunu izleyenler görmüştür, siroz hastalığından dolayı ölüm döşeğinde kıvranırken 4. Murat, hayali düşmanlarla savaşmaya başlayacak ve sonunda da her şeyini elde ettiği topuzunun altında can verecektir. İzleyene ibret dolu sahneler var oyunda.
27 Ağustos’ta, Girne Kalesi’ndeki oyunumuzda bizlere gösterdikleri yakın ilgiden dolayı Girne Belediye Başkanımıza buradan tekrar çok teşekkür ederim. Girne’de ilk kez sahneye çıktım ben. Böyle bir tatil bölgesinde, aşırı sıcağa rağmen Girne Kalesi’nde de dolu dolu oynadık oyunumuzu. Kalede oynamanın keyfine vardık Şehir Tiyatroları olarak.
29 ağustos tarihinde de Othello Kalesi’nde oynayacaktık oyunumuzu. Prova için kaleye gittiğimizde, orada da çok duygulandım. 2002 yılında “OTHELLO” oyununun dünya prömiyerini yapmıştık burada. Nerde ise oyunun tamamı gözlerimin önünden geçti. Hayat ne garip, 2002 yılında “Othello” olarak ölmüştüm Othello Kalesi’nde, şimdi de “4. Mutar” olarak ölecektim aynı kalede. Üstelik Kıbrıs’ta oynayacağım son oyun olacaktı yine Othello Kalesi’ndeki oyun. Bir de 4 yıl aradan sonra kendi ailem önünde sahneye çıkacaktım. Tıklım tıklım doldu Othello Kalesi. Mağusa seyircisi de sevgiyle kucakladı bizleri, tıpkı 2002 yılında “Othello” oyununda olduğu gibi.
Bu arada boş bir günümde Mağusa’ya gittiğimde bütün esnaf ve halk önümü kesti, bana “Othello” oyunundan bahsediyorlardı. Hala doğduğum topraklarda Othello’nun etkisinin 4 yıl sonra bile sürüyor olması beni çok duygulandırdı. Umarım 4. Murat da aynı etkiyi yaratmıştır. Tiyatro için hep “Suya yazı yazmak gibidir.” derler. Ben de buna pek katılmam. Bir kere daha anladım ki, suya yazı yazmak gibi değil tiyatro, bence “ İnsanların yüreklerine yazı yazmaktır.” tiyatro. Tabii tiyatroya gitme kültürünüz varsa.
Sonuç olarak, unutamayacağım üç oyun yaşadım Yakın Doğu Üniversitesi salonunda, Girne Kalesi’nde ve Othello Kalesi’nde. Festivali düzenleyen Lefkoşa, Mağusa ve Girne Belediyelerine, Yaşar Ersoy ustamız önderliğindeki komiteye ve tüm halkımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Daha nice festivallerde buluşmak dileği ile…
KIBRIS: Yurt dışında olsan da kalbinin Kıbrıs’ta attığını biliyoruz. Ülkemizde tiyatronun nereden geldiğini biliyoruz da bulunduğumuz nokta sanatçı gözüyle nerede?
H.KÖROĞLU: Evet, her meslekte olduğu gibi, tiyatro da emek ister.Tiyatro, diğer mesleklerden daha çok sabır ister, özveri ister ve bilinçli olarak, inançla çalışmak ister. Sevmek yetmez tiyatroyu, yaşam biçimi haline getirmek gerekir. Yoksa sadece tiyatro yapıyorum dersiniz, ama kendinizi aldatırsınız. O kutsal tahta, sizi ya kabul eder, ya etmez. Hayat gibidir tiyatro. Ben biraz daha ileri gideyim, hayattan daha gerçekçidir diyebilirim. Çünkü, hayatta çevrenizde çok sahte insan var. Ne yazık ki günümüzde çoğu kişi rol yapmakta. Oysa tiyatro o kadar gerçektir ki. Bir oyunda sahnedeki oyuncu ağlıyorsa ağlıyordur, gülüyorsa gülüyordur. Eğer yalandan ağlıyorsa, ya da yalandan gülüyorsa, bunu da siz seyirci olarak bilirsiniz. Yani size sahtekarlık yapmaz tiyatro. Hiçbir teknolojide bulamayacağınız kadar üç boyutlu olarak sunar size tüm gerçekleri. İşte bütün bunlardan dolayı, bence hayattan daha gerçektir tiyatro. Çok özeldir yani. Her oyunda seyirci ile paylaştığınız o büyülü anları, bir daha hiçbir seyirci ile paylaşamazsınız. Bir sonraki oyunda ne siz eski sizsiniz, ne seyirci eski seyirci, ne de zaman eski zamandır. Her şey değişmiştir. Bu yüzden de, herhangi bir filmi dvd’nize takın, beşinci dakika, kırkıncı saniyede paus düğmesine basın, her defasında AYNI KAREDE donar görüntü. Bir tiyatro oyununu iki, üç kez kameraya çekin ve her oyunun beşinci dakika, kırkıncı saniyesinde paus düğmesine basın hep AYRI KAREDE donar görüntü. İşte tiyatro bu kadar gerçek bir sanat dalıdır. İnsandan insana yansımanın, etkileşimin doruklarda yaşandığı bir sanattır diyebilirim.
Şimdi, bütün bunları niye söyledim değil mi? Evet, bir kere çok çalışmak gerekiyor. Babamız yaşında ustalarımızın hala tiyatroya dört elle sarılıp doğum sancıları çekmelerinden ders almak gerekiyor. “Ben oldum.” dediğimiz anda yok olmaya başladığımız bir mesleği, kutsal bir mesleği yaptığımızı hiç ama hiç unutmamamız gerekiyor. Her oyuncunun, her insanın hayatta da, sahnede de “Bir alternatifi” nin her zaman var olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani “PERDE” her zaman açılmıştır, açılacaktır.
Ne yazık ki, Kıbrıs’ta tiyatro kendini geliştiremiyor. Tabii bunu sırf Kıbrıs’ta bu mesleği özveri ile yapan meslektaşlarımıza bağlamamak lazım. Bir ülkenin aynasıdır tiyatro. Gördüğüm kadarı ile bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar tiyatro şövalyelerinin özverileri ile yürüyor hala. Ne yazık ki bir KURUM haline gelememiş. Düşünün ki, yanan Devlet Tiyatro’su hala yanık, yıllardır bitirilmeyi bekleyen Başkent Tiyatro Projesi, hala yarım kalmış bir şekilde duruyor. Ne yazık ki gördüğüm o ki, tiyatrocular çoğu zaman siyasi iradenin gölgesinde kalmaktan, kendi mesleklerini, doğru bildikleri şekilde yönlendiremiyorlar. İşte bütün bunlar ve bu gibi kısırdöngülerden dolayı olduğu yerde sayıyor, belki de geriye gitmeye başlamış durumda. Biliyorum, şimdi her zaman olduğu gibi << Dışarıdan gazel okumak kolay.>> diyenleri duyar gibi oluyorum. İşte tam bu noktada, “Bulunduğum yerden, Kıbrıs’taki tiyatroya nasıl hizmet edebilirim?”i belki de doğduğum topraklarda bu mesleği yapan birçok meslektaşımdan daha çok düşündüğüme inanıyorum. Yaptıklarım, yapacaklarımın kanıtıdır diyorum. Benden gerektiği kadar yararlanılmadığını düşünüyorum. Bu güne kadar kendi ürettiklerimle Kıbrıs’a gelip katkı koydum bu kutsal mesleğe. Çünkü bu topraklara borcum olduğunu düşündüm hep. Ama hiç kimse “Biz şöyle bir proje düşünüyoruz, bunu birlikte yapalım mı?” demedi bu güne kadar. Dese de birçok nedenden dolayı bu projelerde ben olmadım. Gördüğüm kadarı ile ada olmanın, dışarıya rahat açılamamanın sıkıntıları, psikolojik baskısı var meslektaşlarımın üstünde. Kendi kabuklarını kırıp, düşünce olarak çağdaş tiyatronun gereklerini üretmedikleri sürece, bu küçücük adada birbirlerine dört elle sarılıp birlikte o büyülü tahta üstüne çıkmayı paylaşmadıkları sürece, dedikodulardan uzaklaşıp, düşüncelerinin büyük bir bölümünü mesleklerine odaklandırmadıkları sürece ve en önemlisi sanatçı EGOLARINI bir kenara atmayı başaramadıkları sürece bu düzen böyle gelmiş, böyle gider… Ortam da böyle gitmesine çok müsait.
KIBRIS: Tiyatro festivalini artıları ve eksileriyle nasıl yorumlarsın?
H.KÖROĞLU: Söylediğim koşullar içerisinde, görüyorum ki böyle bir festivalin yapılması bile büyük başarı bence. 2002 yılında “Othello” oyununun ülkemizdeki etkisi sürerken, Yaşar Ersoy ustamızın arkadaşları ile birlikte daha önceden hazırlıklarını yaptığı, bizim de katkı koyduğumuz bir oluşumdu “Tiyatro Festivali”. Hatta hatırlarsanız o sıralar Yaşar Ersoy ustamız ile bir tartışma yaşamıştık basın önünde. Ama, ne Yaşar Ersoy ustamız, ne ben kendimiz için değil, “Festivalin var oluş BİÇİMİ.” ile ilgili olarak tartışmıştık. Sonuçta, Turizm Bakanlığı ile yola çıkılamamış, üç büyük belediye ile yola çıkılmıştı. Şu anda da bu şekilde devam etmekte.
Bakın, biz tiyatrocular çocuk ruhlu insanlarız, bizim sırtımızı sıvazlayın, birkaç da güzel cümle söyleyin yeter. Tiyatroya yardım edenlerle ömür boyu yan yana yürürüz biz. Hangi partiden olduğu hiç önemli değildir. İnsana hizmettir tiyatroya hizmet. Unutmayalım, tiyatroya hizmetin partisi olmaz. Ama tiyatroya hizmet eden partiler, ya da kurumlar da, tiyatrodan, tiyatronun kuralları dışında davranmasını beklemesinler. Kendi çıkarları doğrultusunda tiyatroyu kullanmaya kalkarlarsa, yapılanın adı “Tiyatro” olmaz, “Propaganda” olur ki, bu da doğru olmaz. Her mesleğin kendine göre erbabı vardır. Siz seyirci olarak sonuçlarına bakıp, yapılan işi öve bilirsiniz de, eleştirebilirsiniz de, ama iç işlerine karışamazsınız. Böyle bir hareket etik olmaz. Bunu yaparsanız kaosun önünü açmış olursunuz.
Şimdi, bütün bu üst başlığı koyduktan ve ülkemizde hiç durulmayan siyasi sularına her gün bir yenisi eklenirken, ne diyebilirim ki! Bakın, daha önce de söylediğim gibi, kendi ülkemde üçüncü oyunu oynadım. Bundan önce oynadığım oyunlar süresince meslektaşlarımda ve halkımızın büyük bir bölümünde hep gözlemlediğim bir gerçek vardı. UMUT. Gözlerinden umut fışkırıyordu. Yaşama sevinçleri vardı. Üzülerek söylemeliyim ki, ülkede “Umut” bitmiş. Umut bittiyse, orada birçok şey değerini ve anlamını yitirmiştir diye düşünüyorum. Zaten özveri ile bu mesleği yapan bir avuç insanı da küstürürseniz, hayat damarlarınızdan biri kopar. Cebinizi trilyonlarla doldurabilirsiniz, peki ya ruhunuzu? Ruhunuzu nasıl besleyeceksiniz? Sağlığımız ile ilgili bir sorunumuz olduğunda doçent, profesör arıyoruz, onların en iyi okullarda yetişmesi için olanaklar sağlıyoruz da, iş ruh sağlığımıza gelince niye bu kadar köstek oluyoruz hiç anlamış değilim.
Sonuç olarak diyebilirim ki, her meslekte olduğu gibi, tiyatroyu da mesleğini bilen, profesyonel meslektaşlarımıza bırakırlarsa, onlara destek çıkarlarsa tiyatro festivali de, ülke tiyatrosu da yolculuğuna yükselerek devam eder. Festivalin varlığı da Kıbrıs’taki tiyatro ile eşdeğer yürüyecektir tabii ki.
KIBRIS: İddialı bir film çalışmanız vardı. KKTC’deki yetkililerle görüşmelerinizi de biliyoruz. Ne oldu? Hangi aşamada o çalışmanız?
H.KÖROĞLU: Biz çalışmalarımızı bitirdik. Fakat, görüyorsunuz ki ülkede ciddi bir siyasi dalgalanma var. Zaten, Kıbrıs öyle bir noktada ki, sorunları ne yazık ki hep var. Doğrudur, iddialı ve büyük bir film projesi yapmaya çalıştığımız. Fakat gördüm ki, evde yangın varken, kimse bahçedeki gülleri sulamayı düşünmüyor. Yangının sona ermesini bekleyeceğiz. Zaman her şeyin çözümüdür. Bekleyeceğiz. Her şey yerli yerine oturduktan sonra umarım gerçekleşir proje. Eğer gerçekleşmezse, demek ki zamanı değilmiş diye düşüneceğim. İnancıma göre, her proje zamanını bekler. Belki de ülke henüz hazır değil bu tür büyük ve iddialı bir projeye. Biz gerekeni yaptık. Kıbrıs’tan dünyaya açılırsa bir anlamı olacak filmin, yoksa kıymeti yok. Yaşayalım, görelim.
KIBRIS: Hüseyin Köroğlu, Türkiye tiyatro dünyasında bir yerlere geldi. Ya bundan sonra...
H.KÖROĞLU: İnanın kendimi konservatuardan yeni mezun olmuş gibi hissediyorum. Tiyatroda hep kendinizi aşmanız gerekiyor. Daha önce de söylediğim gibi, “Ben oldum.” dediğiniz anda aslında bittiğinizin resmidir. Geçen yıl oyunculuğun yanı sıra, iki tane de oyun yönettim. Birincisi Jean Paul Sartre’ın “Saygılı Yosma” adlı oyunu, ikincisi de Shekespeare ile Çehov’dan yola çıkarak kurguladığımız “Düş Oyuncakları” adlı oyun. Saygılı Yosma, ilk günden itibaren kapalı gişe oynadı Şehir Tiyatroları salonlarında. Merak edenler www.saygiliyosma.net adresinden ve benim sitem olan www.huseyinkoroglu.com adresinden oyunla ilgili detaylı bilgi edinebilir. Benim sitemden ayrıca 4. Murat dahil birçok oyunla ilgili görüşlerimi takip edebilirsiniz. Düş Oyuncakları oyununu da Şehir Tiyatroları adına Uluslararası Tiyatro Festivali’nde oynadık. Bu sezon da devam edecek.
Oyunculuğun yanında, yönetmenliğe de başladım anlayacağınız. İlk oyunlarımı da Sartre’dan, Shakespeare’den, Çehov’dan seçmek açıkçası çok büyük bir riskti. Ama inandığımı yapmak zorunda idim. Ben çok memnunum her iki oyundan da. Yönetmenliğini yaptığım oyunların değerlendirmesini seyredenlerin yapmasından yana olduğum için, oyunlarla ilgili fazla bir şey söylemek istemiyorum.
Yine zaman neyi gösterir bilemem ama, kendi ülkemde de oyunlar sahneye taşımak , genç kuşaklara elimden geldiğince birikimlerimi aktarmak, ustalarla da aynı havayı solumak arzusundayım. Bir de çeşitli sinema ve dizi projeleri var. Tiyatrodan zaman bulabilirsem, inandığım bir yönetmen ve ekiple sinema ve dizi çalışmalarına girebilirim. Anlayacağınız soluk aldığım sürece üretmeye ve paylaşmak isteyenlerle paylaşmaya devam edeceğim. Bu güzel sohbetten dolayı size çok teşekkür ederim. Bir şiirimle veda etmek istiyorum sizlere….
OYUNCU
Oyun bitmiş.../ Alkışlar kulağında selam veriyor./ Seyirciler üçer beşer yerlerini terk etmişken, kapanan perde o asil haliyle tekrar açılıyor./ Işığın altında, sahnenin tam ortasında henüz selamından doğrulmamış oyuncu.../ Ona baktığınızın farkında, eğik başını kaldırıyor./ Doğrulurken, oyundaki maskesini usulca çıkarıyor yüzünden.
Gülümsüyor. / Spotlara şöyle bir bakıp sahnenin önüne ilerliyor, en uca, kalbinizin tahtına oturuyor.../ Tekrar selamlıyor sizi, gururla.../ Tekrar o tanıdık sesini duyuyoruz sanki, bizim hayalimizdeki sahnede./ Kah gülüyor,kah ağlıyor,yüreğinize yazdığı yazıda.../ Zamanı gelince tekrar dönüyor yerine. / Bir ışık topu gibi, sahnenin ucundan yine ortasına kayıyor, görevini yapmış bir kahraman gibi. / Sonra, yavaş, yavaş kapanıyor perde.../ Perde kapandıktan sonra da, çıkıyor o kutsal mabedin kapısından... / Tekrar kendi hayatındaki oyununa dönüyor... / Kendi maskesini takıp...
kaynak :www.arcaajans.com
 Mahperi UÇAR - 15.09.2006 - 13:27
|
|
| Yorumlar |
 |
| |
| Mahperi UÇAR - Diğer Röportajları |
 |
| |
|
 |
|
| TV İzlenme Oranları |
 |
TV İzlenme İstatistikleri 18.06.2008
| | 1 | YAPRAK DOKUMU | | 1 | YAPRAK DOKUMU | | 2 | BKM MUTFAK 'COK G | | 2 | YAPRAK DOKUMU | | 3 | YAPRAK DOKUMU | | 3 | RUSYA-ISVEC | | 4 | RUSYA-ISVEC | | 4 | VAR MISIN YOK MUS | | 5 | VAR MISIN YOK MUS | | 5 | SPOT | |
| Faruk KARAÇAY |
 |
| Anket |
 |
SMC Otomasyon
|