Site Üye Giriş

Adnan Binyazar''ın




Ölümün Gölgesi Yok




" ... Romancının hası, bireyi anlatırken, yanı sıra toplumu da vereni; kişilerden unutulmaz tipler yaratıp evrenselleştirenidir. Anılarını yazanın da dikkat edeceği şeyler var; başta da, kendisini abartmadan büyük akışın içinde yerli yerine oturtması gerekiyor. Bu ikisini iç içe alıp yazmak da mümkün... "
Böyle yazmış Server Tanilli (Cumhuriyet / 26 Ocak 2001) Adnan Binyazar'ın "Masalını Yitiren Dev" adlı romanı için.
Ve "Ölümün Gölgesi Yok" yazar Adnan Binyazar'ın yeni romanı. Bu romanıyla "2005 Orhan Kemal Roman Armağanı"nı kazandı değerli hocam Adnan Binyazar.
Kendisini 80'li yıllarda Berlin'de tanıdım. O yıllardan bu yana; ta ki Türkiye'ye dönünceye kadar; kendisiyle çok keyifli, bilgi dolu edebiyat sohbetlerim oldu.
Ödül aldığı romanında eşi Filiz Binyazar'ı Çorum Öğretmen Okulu'nda nasıl tanıdığını, ona aşık olduğunu ve evlendiğini, daha sonra ise Berlin'de amansız hastalıktan nasıl öldüğünü anlatıyor.
Anlatmıyor; ağıt yakıyor...
Bir acı bu kadar mı güzel anlatılır... Eşiyle birlikte çektiği acıların ağıtını içine gömmüş, sonra da şiirsel bir dille kağıda dökmüş.


" ... Ağıt, ölüm üzerine söylenir. Yaşlı ölümlerinde ağıda sezsizlik egemendir, şivana durulmaz. Ama bir yiğit vurulmaya görsün, bir gelin murada ermeden uçup gitmeye görsün, yalnızca kadınlar ağlamaz, kuşlar kurtlar, dağlar taşlar ağıda durur... " (Adnan Binyazar / Ağıt Toplumu / s. 8 )


"Ölümün Gölgesi Yok" adlı kitabı ilk önce eşim okumaya başladı. Ancak kırkıncı sayfadan sonra dayanamayıp bıraktı.

" Trende, otobüste kitabı okurken her satırında iki gözüm iki çeşme ağlıyorum. Etrafımdakiler beni seyrediyorlar. Utanmasam yüksek sesle hıçkıra hıçkıra ağlayacağım. "
diyerek okumayı sürdüremiyen eşimden kitabı alıp ben okumaya başladım; hem okudum hem ağladım...

"Ölümün Gölgesi Yok"u okurken, zaman zaman diğer kitaplarını da karıştırdım Adnan Binyazar'ın ve tekrar okudum; Toplum ve Edebiyat, Masalını Yitiren Dev, Ağıt Toplumu, Ozanlar Yazarlar Kitaplar, Ayna, Halk Anlatıları ve Şairin Kedisi... gibi.
Örneğin Ayna'daki "Ayna" adlı denemesinde, toplumumuzun ve bireylerimizin görüntüsünü yansıtmış; görmesini bilenlerin de kendi aynalarında her şeyi görebileceğinin altını çizmiş.

"Ölümün Gölgesi Yok"ta da "Ölüm"ü elindeki "ayna"da gözlemlemiş; adım adım yaklaşan "ölüm"ün görüntülerini şiirsel bir dille anlatmış.

" ... Onu yokluğun kucağına bırakıp hastane odasından ayrıldığımda, çıplak ağaçlardan biri de bendim; 'diri' görünümünde bir çöküntü!. Ölümün kara duygusu, dipsiz kuyulara atmıştı beni. Bağırıyordum; sesimi kuyunun kof taşları yutuyordu... " s. 11

" ... Sabahları ben uyanmışsam, onun da uyanmasını isterdim. Onu geceleri benden çalan uykunun düşmanıydım... " s. 13

" ... Bu hastane köşesinde, gün gün sonsuz uykusuna yaklaşan eşimin solgun yüzüne bakıyor; içinde 'ölüm' yolcusu taşıyan kırık bir takanın mecalsiz kürekçisi gibi, elimi uzatıp sevgilimi kurtaramayışımın aczini duyuyordum... " s. 17

" ... Odaları avuç kadar bir evde yaşıyorduk, ama yüreğimiz kırk odalı masal konaklarının, kırk birinci odasında atıyordu... " s. 19

" ... Hayat, 'doğuş' sesiyle başlıyor, ölümün sessizliğiyle sona eriyordu. Sessizliğin ortasında ölümün sesini yalnızca eş ölümü yaşayan duyuyordu... " s. 20

" ... Çocuk dünyamda kadın, babamın tekmesini yiyip iki çocuğuyla kardeşinin yanına sığınmaktan başka çaresi kalmayan anamdı... " s. 51

" ... Sevginin değil, törelerin kuluyduk. Onu görünce bunların sarmalından kurtulmuş, sevginin 'göze yazılan' yoluna koyulmuştum. Benim için bir nesne değildi sevgi, duyumsamaydı..." s. 91

" ... Onun varlığıyla, ben, dinlediğim masallarda 'suret'imi bulmuş, 'güzelliğin' ve mükemmeliğin yaratıcısı önünde' diz çökmüştüm. Yüzünü her gün gördüğüm sevgiliyi bu düşsellikte var kılıyordum..." s. 105

" ... Dolaba sinmiş kokusunu içime çektim; mantolarını, bluzlarını okşadım. Kokunun çağrışımlarıyla uzun süre dolabın kapağını açık tuttum. İnsan olsun, hayvan olsun, bedenler arasındaki yakınlaşmayı 'koku' sağlıyor. Koku yatıştırmıştı beni..." s. 204

" ... Filiz, cam aynada beyaz bir sessizlikti... Kimbilir kendi baktığı aynasında o ne görüyordu?.." s. 251

" ... Sustu. Gözlerini yumdu. Yorulmuş muydu, sözü mü bitmişti... " s. 254

" ... Yürürken külçeleşen ayaklarımı kaldırımlarda sürüklerken, bedenim Berlin sokaklarının ıssızlığında idi, duygularım Çorum'un bozkır kokulu odalarında..." s. 261

" ... Bütün ışıkların yandığı bu oda karanlığında, ölüm 'gölgesiz ak bir görüntü'ydü... " s. 266

" ... Hayat, biraz aşk, biraz ıstırap, sonunda, allahaısmarladık!.." s. 269

" ... Ölümün ardından söz tükeniyordu. Sözü söze ekleyen dilim, ağzıma kurşun dökülmüş gibi katılaşmıştı. O anda, dişsiz ağzında ağıtlar geveleyen bin yaşında bir kadın kadar kocamıştım... " s. 280

Evet, değerli yazın adamı hocam Adnan Binyazar'ın yazdıkları da bu satırlar gibi; konuşması da şiir gibi... Kendisiyle çeşitli zamanlarda yapmış olduğum söyleşilerin birinde birkaç resim çekmek istediğimde, kitaplığının önüne geçip bana

" Adem, dostum, öyle bir çek ki, arkamdaki Marilyn Monroe'da çıksın... " dedi.
Kitaplığında Monroe'nun fotoğrafı vardı. O gün pek anlam verememiş, nedenini de sormamıştım. Ancak kitabı okurken bunun cevabını buldum:

" ... Kaş göz yerleşimi onu andırdığından Marilyn Monroe'nun hiçbir filmini kaçırmıyordum. Marily'in, güzelliğin yüceliğinden ölümün çürümüşlüğüne düşüşü beni çok etkilemişti. Çağımızın kötü tanrıları güzelliğini çürütmüşlerdi... Şimdi kurban koynumda yatıyordu... Bu duyguyla dergilerde gördüğüm Marilyn'leri kesiyor, özel baskılı Marilyn albümleri alıyor, çalışma odamın her köşesini Marilyn'lerle dolduruyordum... " s. 236

Seçici Kurul, "34. Orman Kemal Armağanı"nı, incelediği 42 eserden Adnan Binyazar'ın yazmış olduğu "Ölümün Gölgesi Yok" adlı esere vermesinin sebebini yaptığı yazılı açıklamada şöyle belirtmiş:

" Eserin dramatik yapısının sağlamlığı, akıcı ve güzel Türkçesi, etkileyici, tutarlı ve yoğun anlatımının yanında, bu romanında Adnan Binyazar, kitabın ana temasında işlenen, duyarlık körleşmesine eğradığımız günümüz ortamında, sevginin çağdaş destanı sayılabilecek "Ölümün Gölgesi Yok" eseriyle, gün gün bir tükenişi yaşatırken, varlık kadar yokluğun da sonsuzluğuna inanadırıyor okuru".



ADEM DURSUN / MERHABA / BERLİN

adem-dursun@versanet.de









Adem DURSUN - 07.03.2006 - 14:47



Yorumlar   




Adem DURSUN - Diğer Röportajları   





 
    Röportaj

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Tiyatro Oyunları
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 06.10.2010

1 YAPRAK DOKUMU
1 YAPRAK DOKUMU
2 YAPRAK DOKUMU
2 YAPRAK DOKUMU
3 COCUKLAR DUYMASIN
3 COCUKLAR DUYMASIN
4 M ALI BIRAND''LA
4 SPOR GUNDEMI
5 UGUR DUNDAR''LA S
5 KOMEDI DUKKANI

   Kitap - Sahne Bilgisi
 Özdemir NUTKU - Sahne Bilgisi İçin

   Anket
En Beğendiğiniz Sinema Türü ?

  Korku
  Komedi
  Aksiyon
  Politik
  Dram
  Fantastik
  Bilim Kurgu
  Romantik



Anasayfa
| Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim
firma ekle