Oktay KAYNARCA |
 |
Oktay Kaynarca\'nın en büyük özlemi tiyatro sahnesi, sahne tozu ve alkışlar...
\" ..........................................,
Bir vapur geçer Varna önünden,
Uy Karadeniz\'in gümüş telleri,
bir vapur geçer Boğaz\'a doğru.
Nazım usulcacık okşar vapuru,
yanar elleri...\"
İstanbul\'a olan özlemini 1927 yılında Varna\'da yazdığı \"VAPUR\" adlı şiirinde böyle dile getirmiş vatanına hasret ölen Nazım Hikmet. Berlin\'e geldiğim 80\'li yıllarda İstanbul\'uma olan özlemimi biraz olsun gidermek için okuduğum şiirlerden bir tanesi bu idi. İstanbul\'a olan özlemim bana da bir şiir yazdırdı. Ziya Osman Saba\'nın bir şiirinden esinlenerek yazdığım bu şiirden bir iki mısra:
\" ..............................................,
Açılın açılın tekrar çocuk dizlerimdeki yaralar,
Götürün beni İstanbul\'uma,
Götürün beni sokaklarında saklambaç oynadığım,
çember çevirdiğim, topaç, misket oynadığım,
tozlu yollarında yalınayak gezdiğim,
İstanbul\'umun Arvnavut kaldırımlı, çamurlu yollarına götürün,
................................................................ \"
Malatyalılar Derneği\'nin düzenlediği Malatyalılar Gecesi\'ne davetli olarak gelen Malatya İl Basın Müdürü İbrahim Halil Kılıç ve Malatya Belediye Başkanı Hüseyin Cemal Akın\'ın Malatya\'nın merkezinden getirdikleri bir şişe sudan bana da ikram edilen yarım çay bardağı Malatya suyunu içerken bunları hatırladım. Memleketten gelen sular içilirken, memleket haberleri de Berlin\'deki hemşerilere aktarıldı. Demek ki özlem gidermek sadece şiirle olmuyor. Bazen vatanından gelen bir sanatçı, bazen köyünden gelen bir köylün, bazen dinlediğin bir şarkı, bazen de köyünün çeşmesinden getirilen bir yudum su... Veya doğduğun yerden gelen hemşerinin anlattıkları.
Malatyalılar Gecesi\'ne davet edilen davetliler arasında televizyon dizisi Kurtlar Vadisi\'nin Çakır\'ı OKTAY KAYNARCA\'da vardı. Kendisi ile Malatyalılar Derneği\'nin Şark Köşesi\'nde sohbet ettim.
Nazım Hikmet, 1927\'de Varna\'da İstanbul\'a olan özlemini nasıl \"Vapur\" adlı şiirine yansıtmışsa, Oktay Kaynarca\'da, 1994 yılından bu yana hiç çıkmadığı tiyatro sahnesine ve tozuna olan özlemini bu söyleşimize yansıttı. Özlem gidermenin çeşitleri olduğu gibi, özlem duyulan nesnelerin de çeşidi oluyor.
İşte tiyatro sahnesine, sahne tozuna ve alkışlara özlem duyan başarılı sanatçımızla yaptığım söyleşi:
Ben İstanbul doğumluyum. Babam Malatyalıdır.
En son oynadığım rol itibarıyla Karadenizli sanılıyorum. Hatta ciddi olarak Karadenizli olduğumu iddia edip, bahse girenler bile var. İşin doğrusu ben 1965 İstanbul doğumluyum. Babam Malatya, babaannem Elazığlıdır.
Berlinli sayılırım...
Çocukluğumun bir dönemi Berlin\'de geçti. Biz 6 kardeşiz. Bunların ikisi Berlin doğumludur. Annem ve babam Almanya\'ya çalışmaya geldiklerinde ben ve kardeşlerime babaannem bakmıştı. 1980 yılında Türkiye\'ye kesin dönüş yaptılar. Okul tatillerinde Berlin\'e geliyordum.
Okulda çok tembeldim; zar zor liseyi bitirdim.
Hiçbir zaman çalışkan bir öğrenci olamadım. Liseyi İstanbul\'da bitiremeyince Elazığ\'da bitirebildim. Tiyatroya da orada okulun Tiyatro Kolu\'na girerek başladım. Tiyatronun çok keyifli bir uğraş olduğunu keşfettim ve İstanbul\'a dönünce devam ettirdim. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Ana Sanat Dalı Oyunculuk Bölümü\'ne girdim. 1990-91 yılında da mezun oldum. Konservatuarda da iyi bir öğrenci olamadım. Zaman zaman bırakmak istedimse de hocam Ahmet Levendoğlu mani oldu.
İlk amatör sahne çalışmalarım
Konservatuara girmeden önce EGE Tiyatrosu\'nda Turgut Özak\'ın \"Duvarların Ötesi\"nde oynadım. Bunun dışında birkaç çocuk oyununda oynadım. Konservatuar zamanında TRT için \"Gençler Dizisi\"nde oynadım. İlk profesyonel oyunculuğum Ali Atik, Ayşegül Atik\'le bir çocuk oyununda oynamış, para kazanmıştım.
Konservatuar öğretmenlerim...
Konservatuarda hocalarım arasında Ahmet Levendoğlu, Yıldız Kenter, Cüneyt Türel, Suat Özturna, Müjdat Gezen, Engin Uludağ, Toron Karacaoğlu gibi değerli hocalardan eğitim aldım. Fikret Kuşkan, Ziya Kürkit, Jülide Kural ve Binnaz Mörey gibi arkadaşlar da sınıf arkadaşalrımdı.
İlk oyunum bir müzikaldi
Konservatuardan mezun olduğum 1991 yılında Tiyatro Stüdyosu\'nda \"Kan Kardeşleri\" (Blood Brathers) adlı müzikalde Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Celal Perk, Jülide Kural, Derya Alabora ve Ahmet Levendoğlu ile beraber oynadım. Sonra yine aynı tiyatroda 1993-94 sezonunda \"Derin Bir Soluk Al\" oyunumu oynadım ve tiyatro hayatımı noktaladım. Bu oyunla Avni Dilligil En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü\'nü aldım.
Televizyon dizileri ve film çalışmalarım...
1994 yılındaki son oyunum \"Derin Bir Soluk Al\"dan sonra, sunuculuk, televizyon dizileri ve film çalışmalarım oldu. İlk sinema çalışmam \"Suyun Öte Yanı\" oldu. Daha sonra \"Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni\", ve bana \"Altın Portakal Ödülü\"nü kazandıran \"Yengeç Sepeti\" filmi, \"Bir Kadının Anatomisi\" ve \"Deliyürek\"le yine \"Altın Portakal Ödülü\"nü aldım. \"Bumerank Cehennemi\" adlı sinema filmi ile de MGD Yılın En İyi Erkek Sinema Sanatçısı ve Antalya\'da \"En İyi Erkek Oyuncu Ödülü\"nü aldım. Son olarak ta \"Kurtlar Vadisi\" ve \"Aşkımızda Ölüm Var\" adlı televizyon çalışmalarımla yine MGD Yılın En Sevilen TV Dizisi Oyuncu Ödülü aldım.
Tayyip Erdoğan Projesi yanlış bir anlaşılma idi...
Bir politikacının hayatıyla ilgili bir projemiz vardı. Ancak yanlış bir anlaşılma sonucu Tayyip Erdoğan\'ın hayatı sanıldı. Bu projenin uzaktan yakından Tayyip Erdoğan\'la bir ilişkisi yoktur. Ömer Lütfü Mete\'nin yazdığı bir başka başbakanı anlatan bir projeydi. Şartlar , zaman ve imkanlar bu projeyi şimdilik ertelememize sebep oldu. Ancak projeyi mutlaka gerçekleştireceğiz.
Son filmim Kalbin Zamanı...
Kalbin Zamanı, sinema tadından hoşlanan insanlar için yapılmış bir film idi. Günümüzde oluşturulan popüler kültür doğrultusunda yapılan filmlerin çok ötesinde bir filmdir Kalbin Zamanı. O yüzden de gerektiği değeri bulamadı, gerektiği yerde de duramadı. Zaten o kaypak zemin üzerinde de duramazdı da. Çünkü o film başka şeyler anlatıyordu. Var olan, şu anda yaşadığımız korkunç popüler kültüre hizmet eden bir film değil!.. Sanat ağırlıklı bir film Kalbin Zamanı...
Dizilerde çabuk parlayan gençler...
Çeşitli televizyon dizilerinde bir anda parlayan gençlerin hepsi sönecek, geriye bir şey kalmayacak. Doğada da aynı şey olur; doğa kendi elemesini yapar, işe yaramayanlar dökülür; değerli olanlar üstte kalır. Tabiki üstte kalanlar yetenekli olanlar olacaktır. Bu arada \"Ben artık yaşlandım; mankenlik yapamıyorum, oyunculuk yapayım...\" diyenler de var. Gerçekten yetenekliyse, bu işe inanıyor ve de yetenekliyse oyunculuk yapabileceğine inanınırım. Ancak yüzde 90\'nı elimine olacaktır. Oyunculuk eğitimi illaki okulda olacak demek değildir. Kendini yetiştiren, oyunculuk eğitimi almamış birçok oyuncu arkadaşımız var. Yetenek ve kendini yetiştirme, geliştirme olayıdır.
Beni mafya dizisiyle aynı paralelde görenler...
Birçok köşe yazarı da beni mafya dizisiyle aynı paralelde görenleri destekleyici yazılar yazdılar, onlara çanak tuttular. Benim yaşam biçimimden, arkadaşlarımdan ve çevremle olan ilişkilerimden haberi olmayan, diziyi seyrettikten sonra beni böyle bir çevre içinde, gittiğim yerlerde benim ciddiyetimi görenler, bunun rolümden dolayı böyle yaşadığımı zannettiler ve böyle yazılar yazdılar. Oysa benim çöpçü de , milletvekili de arkadaşım olabilir. Hatta başbakanla da el sıkışabilirim. Ben toplumun her kesiminden insanları tanımak zorundayım. Çünkü ben oyuncuyum; benim malzemem onlar. Bugün bir başbakanı oynarken, yarın bir çöpçüyü oynayabilirim. Bu imajın ortaya çıkmasına bu popüler kültürü eleştirirken aslında bu popüler kültürün nimetlerinden yararlanmak isteyen bir sürü yazar arkadaşın da katkısı oldu.
Son proje...
Yine Türkiye\'yi karıştıracak bir proje var. Yine insanların biraz gözünü açması gerektiğine, aslında memleketimiz üzerinde oynanan oyunların çok farklı olduğunu, bize aslında televizyon dizilerinde anlatılan pembe bir dünyanın içinde yaşamadığımızı, televizyonda gördüğümüz hayatın içersinde var olan sistemin bize aslında uygun olmadığını ve yediden yetmişe artık çok ciddi olarak kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmamız gerektiğini anlatan bir projemiz var. Senaryosu ve organizasyonu üzerinde çalışılıyor. Ben başroldeyim. Bir televizyon dizisi. Bunun dışında bir de sinema filmi projesi var.
Tiyatro sahnesini ve tozunu özledim...
Tiyatro eğitimi almış oyuncular, tiyatronun sürekli var olmasınan inanırlar. Çünkü tiyatro sahnesi, tiyatro oyuncularının antrenman ve izlenme yeridir. Sahnenin tozunu, sahne üzerinde tiyatro eseri oynamayı, diğer oyuncu arkadaşlarla rolleri paylaşmayı ve alkışları çok özledim. İnanın burnumda tütüyor... Umarım en kısa zamanda yine tiyatro sahnesinde olurum.
Bu güzel sohbet için teşekkür ederim Oktay Bey. Bundan sonraki söyleşimizi tiyatro sahnesinde yapmak umuduyla...
Umarım en kısa bu özlemim sona erer...
ADEM DURSUN / MERHABA / BERLİN
adem-dursun@versanet.de
 Adem DURSUN - 19.12.2005 - 11:32
|
|
| Yorumlar |
 |
| |
| Adem DURSUN - Diğer Röportajları |
 |
| |
|
 |
|
| TV İzlenme Oranları |
 |
TV İzlenme İstatistikleri 06.10.2010
| | 1 | YAPRAK DOKUMU | | 1 | YAPRAK DOKUMU | | 2 | YAPRAK DOKUMU | | 2 | YAPRAK DOKUMU | | 3 | COCUKLAR DUYMASIN | | 3 | COCUKLAR DUYMASIN | | 4 | M ALI BIRAND''LA | | 4 | SPOR GUNDEMI | | 5 | UGUR DUNDAR''LA S | | 5 | KOMEDI DUKKANI | |
| Kitap - Sahne Bilgisi |
 |
| Anket |
 |
|