Tuğba ALTUN 28.01.2006 - 14:35 |
 |
Tiyatro ve Ben
Sizlere yazmış olduğum bir hikayeyi takdim ederek, bu hikaye hakkında ki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum. Umarım büyük bir şevk ile okuyup, hikaye tadında güzel bir lezzet alırsınız.
TİYATRO VE BEN
Merhaba yıllığım,
Bu yıl benim için çok anlamlı geçmişti. Hayatım da hiç unutamayacağım bir anım olmuştu.
Dershanedeydim. Teneffüs zili çalmış, bütün arkadaşlar kantine inmişlerdi. Ben ise pencerenin kenarındaki sıraya oturmuş dışarı bakıyordum. O an karşı binanın kapısının açıldığını gördüm. Orta yaşların da hoş bir bayan kapıdan dışarı çıktı. Yanında da siyah renkli, beyaz benekleri olan bir kedi vardı. Kapının kapanması üzerine siyah kedi geriye dönerek kapıyı tırmalamaya başladı. Dakikalarca o kapıyı tırmalayıp, gür ve yanık bir sesle miyavladı. Miyavlaması tıpkı minik bir bebeğin ağlamasını anımsatıyordu. Siyah kedinin sanki yüreğinden bir şeyler kopartıyorlarmış gibi acı duyuyordu. İyi de birkaç dakika önce o kapıdan dışarı çıkmayı isteyen kendisi değil miydi? Ne oldu da birden, böyle bir direnişin içerisine girmişti.
Kararımı vermiştim. Dershaneden çıkıp kedinin yanına giderek ne olduğunu anlayacaktım. Fakat ders zili çalmasıyla bu isteğimi uygulayamadım. 40 dakikalık bir dersten sonra teneffüs zili tekrar çaldı. Arkadaşlarım havanın iyi olması nedeniyle kantine gittiler. Ben de zaman kaybetmeden pencereye doğru yöneldim. Oda ne? İnanamıyorum, siyah kedi hala orda ve bu sefer daha da bir gür sesle miyavlayarak kapıyı tırmalıyordu. Vakit kaybetmeden dershanenin güvenlik görevlisi olan İsmail abiden izin alıp, siyah kedinin yanına gittim. Siyah kedi beni görmenin mutluluğu içerisinde etrafımda dönerek, adeta kapıyı aç der gibi başıyla paçalarıma sürtünüyordu. Ben de rast gele bir zile bastım. Otomatikten kapı açıldı. Kapının kolunu itmemle birlikte siyah kedi içeri girdi. Bir de ne göreyim, sevimli mi sevimli, minik beyaz bir kedi yavrusu. O an siyah kedinin feryadının yersiz olmadığını anlamıştım. Bütün kapıyı tırmalamalar ve yanık yanık miyavlamalar, yavrusunun içeride kalmasından kaynaklanıyormuş. Siyah kedi yavrusunu yalamaya başladı. Minik yavruda annesine kavuşabilmenin mutluluğu içerisinde şirin şirin sesler çıkartıyordu. Elimle kapıyı tutarak dışarı çıkmalarına yardımcı oldum. Siyah kedi teşekkür eder gibi hafiften bana bakarak miyavladı. Ne söylediğini bilmiyordum ama bildiğim bir şey varsa bana teşekkür ettiğidir. Siyah kedi yavrusuyla birlikte dışarı çıkarak, binadan uzaklaştılar. Anne nihayetinde yavrusuna kavuşabilmişti. Düşündüm de, kedi de olsa, nihayetinde bir anaydı. Kendi annem aklıma geldi. O gün eve gittiğimde annemi ilk gördüğüm yerde öpüp koklayacak, hayatımda var olduğu için ona teşekkürlerimi iletecektim.
Çalmış olduğum zilin sahibi, yukarıdan bağırıyordu “kimo, kimo” diye. Bu sese yanıt vermeden dershaneye gittim. Zil çalmış, ders başlamıştı. Öğretmenim yılsonu için güzel bir tiyatro gösterisi yapılacağını, bu gösteri içinde bir piyes konusu belirlememizi istedi. Ben de öğretmenimin yanına giderek, siyah kedinin hikâyesini anlattım. Konu çok hoşuna gitmişti. Piyes olarak benim konumu işleyeceğini söyledi.
Piyes konusu hazırdı. Sıra gelmişti oyuncu seçimine. Sevgi öğretmen, Seçil’e apartmandan çıkan bayan rolünü verdi. Orhan, pencereden bakan öğrenci rolünü aldı. Hakkı güvenlik görevlisi, sınıfın en şirin ve en kısa öğrencisi olan Özgür, minik kedi yavrusu oldu. Bana ise siyah kedi rolünü verdi.
Sınıfta ki bütün arkadaşlarım siyah kedi rolünü aldığım için benimle dalga geçerek, “miyav miyav” sesleri çıkartıyordu. Onların bu tutumu karşısında rahatsız olmuştum. Sevgi öğretmenimin yanına giderek, rolümü bir başka arkadaşıma vermesini istedim. Öğretmenim piyeste yer almak istiyor musun diye bir sual yöneltince almak istediğimi ama arkadaşlarımın dalga geçtiğini söyledim. Sevgi öğretmen bu cevabım karşısında, hayatımın dersini verecek sihirli cümleyi kullanmıştı. “Hayatta ne istediğini bil ve isteklerin için mücadele et. Sakın bir başkasının fikirlerine ve isteklerine hükmetmesine izin verme” Sevgi öğretmen çok haklıydı. O an için önemli olan neydi? Benim nasıl bir rol aldığım mı, yoksa aldığım rolü layıkıyla oynayarak seyirciye işleyebilmem mi? Hayır! Ali bu kadar zayıf olmamalıydı. Kimsenin onun isteklerine hükmetmesine, psikolojik olarak bir baskı içerisine sokmasına müsaade etmemeliydi. Kararımı vermiştim. Rolüme sahip çıkıp layıkıyla oynayacaktım.
Öğretmenimiz kostümlerimizi getirmiş, tiyatro salonundaki sahnenin dekorunu hikâyeye göre düzenlemişti. İki haftalık bir hazırlanma süreci sonrasında, müsamere günü gelmişti. Seyirciler kendilerine ayrılan bölümlere oturmuş oyunu bekliyordu. Okuldaki arkadaşlarım, Edebiyat öğretmenim, annem, babam ve sınıf arkadaşlarımda oradaydı. Hepsi beni bekliyor, sergileyeceğim oyunu merak ediyorlardı
Kısa bir bekleyiş ardından Sevgi öğretmen, oyunumuzu anons etmeye başladı. Arkadaşlarımla sahnedeki yerlerimizi almıştık. Seyirciler kahkahalar atmaya başladı. O an anlamıştım ki seyirciler kostümüme gülüyordu. Benim için yalnızca sergilediğim oyun vardı. Bu nedenle de kahkahalara aldırış etmeden Seçil ile birlikte sahnedeki kapıdan dışarı çıktık. . Seçil gözden kayboldu. Bense kendimi siyah kedinin yerine koyarak geriye dönüp, kapanan kapıyı tırmalamaya başladım. Diğer taraftan da tıpkı siyah kedinin yapmış olduğu gibi yanık yanık miyav sesleri çıkartıyordum. Seyircinin kahkahaları kesilmeye başlamıştı. Ben Ali olduğumu unutarak, bir ananın evladına kavuşabilme arzusunun ifadesini yüzüme takındım. Adeta siyah kedi gibi feryat ediyordum. Seyirci tıpkı daha önce yapmış olduğum gibi, yakarışımın nedenini merak ediyordu.
Orhan masanın üzerine konulmuş karton kutudan bana bakıyordu. Bu kutu pencere rolünü üstlenmişti. Kimse kapının arkasındakini görmüyordu. Ben feryadımı, sesimi daha da bastırıp, patilerimle kapıyı tırmalıyordum. Orhan koşarak güvenlik görevlisi olan Hakkı’nın yanına gitti. Ondan izin alarak yanıma geldi. Tıpkı siyah kedinin yapmış olduğu gibi, büyük bir coşkuyla Orhan’ın etrafında dönerek, paçalarına sürünmeye başladım. Orhan ise kapının üzerindeki etiketlerden birine parmağıyla bastı. Nihayetinde uzun bir bekleyiş ardından kapı açıldı. Ben kapıdan içeri girip, minik kedi rolündeki Özgür’ün yanına gittim. Tıpkı siyah kedi gibi, Özgürü yalamaya başladım. Özgür’ de, minik kedinin yapmış olduğu gibi bana sürtünmeye başladı. Ben Orhan’a teşekkür ederek büyük bir sevgiyle bakıp, hafiften miyavladım ve yavrumla beraber açık bıraktığı kapıdan dışarı çıkarak, binadan uzaklaştık. Yukarıdan bir ses geldi “kimo, kimo” diye. Orhan yanıt vermeden dershaneye girdi
Oyun bitmişti. Bütün seyirci ayağı kalkarak bizleri alkışlamaya başladı. Edebiyat öğretmenim beni tebrik edip, ileride çok iyi bir tiyatrocu olabileceğimi söyledi. Babam ve annem yanağıma öpücük kondurmuşlardı. Benimle dalga geçen arkadaşlarım ise tebrik ediyor, çok güzel bir oyun sergilediğimi söylüyorlardı.
Sevgi öğretmen, oyunu hakkıyla oynadığımız için bizlere teşekkür etmişti. Rol arkadaşlarım bu piyesi hakkıyla oynamışlardı.
O günden sonra tiyatro benim hayatımın bir parçası olmuştu. Daha sonra babam beni akşam sanat okuluna yazdırdı. Haftanın belirli günlerinde tiyatro dersi almaya başladım.
Düşünüyorum da, bir insanın iyi bir tiyatrocu olabilmesi için ne gerekiyordu? Bu sorunun cevabını zaman içerisinde bulduğumu düşünüyorum. Bana göre bir insanın iyi bir tiyatrocu olabilmesi için öncelikle hayat ile bütünleşmesi gerekmekteydi. İyi bir tiyatrocu gözlerini çok güzel bir şekilde kullanmalı, görmüş olduğu her nesnel ve öznenin derinliklerine inerek, kendisi ve hayat için ne ifade ettiğini bilmeliydi. Sahnedeki rolünün küçüklüğü ve büyüklüğüne, şekli ve şemalına bakmamalıydı Almış olduğu rolü hissederek layıkıyla seyircinin belleğine işleyip, onun üzerinde memnuniyetin izlerini bırakmalıydı.
En önemlisi iyi bir tiyatrocu, mesleğine âşık olmalıydı. Tıpkı bir kedinin yavrusuna olan aşkı gibi
Tuğba ALTUN
|
|
Nevres Taştan 28.01.2006 - 21:27 |
 |
Yazmak...
Tabi ki ben yine bir densizlik yapıp yazılarınız için bir şeyler yazacağım.Eminim ki yazarlık kültürünüz benim gibi düşünmenizi sağlamıştır.Bu yazımı yeni denemenizi okumadan yazıyorum.Çünkü yazılarınızı okumanın pek gereği olmadığını bir önceki eleştiri yazıma kaygısız kalmanızdan anladım.Oysa ben ortaya koyduğunuz emeğe hiç saygısızlık etmedim.Sadece içerik bakımından bir takım yanlış anlaşılmalara meal verecek fikriyatınızı eleştirdim.Belkide sizi güzel bir tartışma ortamına çekmek istedim.Sizin yazarlık kültürünüzde okuyucunun ne düşündüğü pek önemli değil galiba. Biz görüşümüzü belirtik fakat muhatap bulamadık.Siz bu yeni denemeniz için gerçekten görüş belirtmemiz hususunda samimi misiniz?Ama benim okuyuculuk kültürümde yazısına sahip çıkmayanın emeğinin bir çöp kadar değeri yoktur.Kolay gelsin efendim....
|
|
Tuğba ALTUN 30.01.2006 - 20:17 |
 |
Merhaba
Sayın Nevres Bey,
Öncelikle, yazmış olduğum hikayeyi okuyarak, eleştiri yapma lütfunda bulunduğunuz için, sizlere teşekkür etmeyi kendimce bir borç bilmekteyim.
Kusurumu maruz görün. Çok geç verilmiş bir cevap oldu. Fakat bu son iki hafta içerisindeki yoğunluğum ve yorgunluğumu karşınıza bir sebep olarak sunup, beni anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum. Hatta geç kalınmış olan bu cevaptan dolayı da sizlerden özür diliyorum. Yoğunluğumun vermiş olduğu ruhani yorgunluk sağlıklı düşünmem konusunda bir dez avantaj olarak karşıma çıktı. Bu sebepledir ki, benden beklemiş olduğunuz cevapları eksik ve hatalı vermekten çekindim. Eğer sizlere cevap vermiş olsaydım, kafanızda ki Tuğba ALTUN imajını zedelemiş olacaktım. Kafanıza bir takım soru işaretleri yerleştirerek, bunların başınızı ağrıtmasına neden olabilme ihtimalini göz önünde bulundurarak cevap veremedim. Annem her zaman söyler. “Kızım bin defa düşün, bir defa cevap ver” Haksızda sayılmaz. Kendimi sorguladım ve şu kanıya vardım. Düşünmek için sağlık bir ortam ve bünye gerekmektedir. Şu anki pozisyonumda ise hemen hemen başımı kaşıyabilecek bir vakit bulamamaktayım. Bu nedenle de ne bin defa düşünebiliyorum ne de bir tane yanıt verebiliyorum.
Tiyatro ve Ben adlı hikayeye gelince, Arşivimde kayıtlıydı. Bende çıkartıp tiyatro net adlı sitemize gönderip, sizlerle paylaşmak istedim. Sizlerde bu hikayeme müteakiben bir cevap yazarak, sizleri ciddiye almadığımı belirtmişsiniz. Bu ön yargılı yaklaşımınız için size darılmadım ve gücenmedim. Çünkü mantıklı bir nedeniniz ve haklılık payınız vardı. Fakat bilmenizi isterim ki, sizleri ciddiye almama gibi bir saygısızlık yapıp ta cevap vermeme gibi bir tutum içerisine girmedim. Sadece kendimce uygun koşulları bekledim.
Eğer kabul edip te, bana birkaç gün daha müsaade edebilirseniz “Töre cinayetleri ve “Vurun Beni” adlı hikayem hakkında” görüşlerimi ve görüşlerinizi masaya yatırmak isterim.
Saygılarımla,
Tuğba ALTUN
|
|
Nevres Taştan 30.01.2006 - 21:44 |
 |
SAYIN ALTUN..
Merhaba efendim...
Size yazmış olduğum eleştiriler için, mütevazi ve nezaket içeren cevabınız karşısında susmaktan başka bir yolum kalmadı.Dedimya kişiliğiniz ve iyi niyetinizden şüphem yoktu.Amacım fikir telakkisinde bulunmaktı.Zaman istemişsiniz, zamanlar sizin özürler benim olsun saygılar efendim...
|
|
irma 04.02.2006 - 01:06 |
 |
yüreğine sağlık
yaşadıklarını ne kadar güzel ,yalansız dolansız anlatmışsın.süslemeden abartmadan içinden geldiği gibi.herkesin hikayesi böyle değil midir sanki?ortak paydada toplandığımız için buradayız.ilk sahne ,ilk heyecan belki de zaten tiyatronun hamuru bu değil mi?bu anıyı okumak beni çok mutlu etti,sahneye çıkarken aklımın bir yerinde sen olacaksın.yüreğine sağlık...
|
|
Tuğba ALTUN 04.02.2006 - 10:00 |
 |
Saygıdeğer İrmacığım,
Bu hikayede ki kedinin öyküsünü, dershanede çalışırken yaşadım. Sonra düşündüm, çocukken hayalimde ki, hatta kapısına kadar gidip te, boynu bükük olarak çıktığım, sanat okulundan ayrılırken, içimde bir ukte vardı. Belki bazı sebeplerden dolayı sanat okuluna kaydımı yaptıramıştım. Olsun dedim. Tuğba hayatta pes etmez dedim. Bende öğrencilere tiyatro tezi hazırlarım. Bu da tiyatronun bir parçası değil mi? Öyle de yaptım.
Eğer çalıştığım dershane de bir piyes hazırlansaydı, öğrencilere siyah kedinin öyküsünü sunardım. Rol paylaşımında aralarına beni de alsalar dı, emin ol ki siyah kedi olurdum.
Ben siyah kedi olup, kostümü üzerime geçirdiğim an, arkadaşlarım dalga geçerdi. O eşsiz alaycı kahkahalarını atar "miyav miyav" diye sesler çıkartırdı. O an cesaretim kırılırdı. Öğretmenimin yanına giderdim. O da büyülü sözlerini kullanarak, tiyatro sevdamı alevlendirirdi. Kendime olan öz güvenim ile, kostümü üzerime takar, hayalimde ki sahneye çıkar, bir kedi değil, bir ana olurdum. O kahkaha atan yüzleri, oyunumla büyülerdim. Oyun bittiğinde, gülmekten dizlere vurulan elleri, birbirine vururken görürdüm. Şak şak sesleri, ve ayakta alkışlamaların sesiyle yüreğimde ki sevdayı daha da alevlendirirdim. Benimle beraber oyunda rol alan arkadaşlarımın da bu öyküye yüreklerini koyduğunu görürdüm. İ
İşte böyle. Siyah kedinin öyküsünü, yüreğimde ki sahnede sergiledim. Dekorunu, kostümünü, seyircisini ve tiyatroyu bütün kılan herşeyin organizasyonunu yüreğimde hazırlayıp, kaleme aldım.
Saygıdeğer İrma, Sahneye çıktığın an şunu bilmeni isterim ki, orada olacağım. Karşına belki bir kostüm , belki bir oyuncu, belki de bir seyirci olarak çıkacağım. Bir bakmışsın, perde olmuşum, seni ikram ediyorum tiyatro sevenlere. Bir de bakmışsın, siyah kedi olarak çıkarım karşına. Anlayacağın, hayallerim sınır tanımıyor. Bu Tuğba var ya, kendince sahnelerde sergilenen her oyunun içerisinde ayrı bir rol alıyor.
|
|
|
 |
|
| TV İzlenme Oranları |
 |
TV İzlenme İstatistikleri 18.06.2008
| | 1 | YAPRAK DOKUMU | | 1 | YAPRAK DOKUMU | | 2 | BKM MUTFAK 'COK G | | 2 | YAPRAK DOKUMU | | 3 | YAPRAK DOKUMU | | 3 | RUSYA-ISVEC | | 4 | RUSYA-ISVEC | | 4 | VAR MISIN YOK MUS | | 5 | VAR MISIN YOK MUS | | 5 | SPOT | |
| Faruk KARAÇAY |
 |
| Anket |
 |
SMC Otomasyon
|