Sayın Nevres Bey,
Yazılarımı okuyarak, ufak tavsiyelerde bulunduğunuz için sizlere çok teşekkür ederim. Bir söz vardır. “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.” Ben bu sözü çok sever, daima hayatımda da uygulamaya alırım. Bu nedenledir ki, tavsiyelerinizi kulak ardı değil de, kulağımın içine yerleştirerek, dışınada pamuk koyarım. Pamuk koyarım ki, sözleriniz beynimi sarıp sarmalayarak, dışarı çıkmasın.. Beynim sözlerinizi algılayıp, süzgeçten geçirerek haklılık payını ortaya çıkartsın. Sonra bu haklılık payının vermiş olduğu mesaj ile, kendimi bütünlemeye çalışayım. Anlayacağınız, söylenen en küçük bir tavsiye benim için, bir altın değerindedir. Büyüklük küçüklük olarakta sınıflandırmam. Çünkü beynimde hepsi eş değerdedir.
Son yazmış olduğum “Vur Beni” adlı tretman şeklindeki hikayem hakkında ufak bir eleştiri yapmışsınız. Bir insanın, bir yazıyı baştan sona kadar okuyarak, eleştiri yazma gereksinimi duyması, benim için bir avantajdır. Ben buradan anlarım ki, doğru yoldayım. Bir gerçek vardır, yazılar okunmak için, okunanlar ise eleştirilmek için vardır. Eleştiriyi kaldıramayacak bir bünyem olacaksa, o zaman hiç yazma gibi bir lütufta bulunmayayım.
Hikayeme gelince, tiyatro net’ te yayınlanan kısım hikayemin yalnızca bir parçasıdır. Aslında hikaye toplam 22 sayfadır. Uzun olduğu için, kendimce bir tretman hazırlayıp, özetini gönderdim. Belki özetleme konusunda eksik bir kalem kullanmış olabilirim. Bu nedenle sizlere bir açıklama borçlu olduğumu düşünüyorum.
Ben açıklamama şiirden başlamak istiyorum.
Sevda diyerek yollara düştüm
Köylünün karşısında küçük düşürdüm
Yaban ellerde zindana düştün
Hadi baba durma vur beni
-Babacığım, kimseyi beğenmeyen şu asi kızın varya; sevdalanıp, aşık oldu. Babam ne olacak demeden yollara düşerek, köylünün karşısında seni küçük düşürdü. Hatta zindanlara girmene sebep oldu . Bilirim ki sen de sevdalandın. Zarife kız yollara düştüğünde, bir babanın, yüreğine töre denilen kötü niyetli bir sevda kondurdu. Bu nedenle de seni çok iyi anlıyorum. Hadi durma, al silahını eline ve sevdanın istediğini yaparak vur beni. Hem Zarife kız da, sevdası uğruna sırtından vurmamış mıydı seni.
Köylüyü kapına düşman getirtdim
Camından içeri taşlar indirdim
Bir babayı evlada düşman ettirdim
Hadi baba durma, vur beni
-Babam canım babam. Şu gözünden bile sakındığın kızın var ya, köylüyü kapına kadar getirip, camından içeri taşlar atılmasına sebep oldu. Sonra sana en büyük kötülüğü yapıp, bir babayı evlada düşman ettirdi. Bütün bu olanları ben değil sevdam yaptı. Eğer aşık olmaksa suçum, ölmeye razıyım. Ölümüm sevdanın acısını dindirecekse, o zaman çekinme vur beni.
Kulağımı sağır edip gözüm kapadım
Asi olan elime urgan bağladım
Ben bu ölümü çoktan hak ettim
Hadi baba durma vur beni.
-Babam, canım babam. Başıma yorganı geçirerek, kulaklarımı kapattım. Asi olan ellerim varya, onları atımın urganıyla bağladım. Bağladım ki, yerimden doğrularak sana el kaldırmayayım. Artık duymuyor ve görmüyorum. Sevdalım yaban ellerde beni yalnız başıma bıraktı. Giderken de yüreğimi ve bedenimi yaraladı. Şu anda yüreğim yaralı. Baba, canım yanıyor, yüreğim acıyor. Daha fazla acı çekmeme müsaade etme. El oğlu gibi sevdalıma ihanet etmedim. Bu şekilde acı çekmeyi hak etmiyorum. Ama gel gör ki; yüreğimin acısı beni hasta ederek yataklara kadar düşürdü. Baba, ben yakında öleceğim. İnsanlar öldüğüm zaman hastalıktan bilmesinler. Sen öldürmesen dahi, köylü gelip öldürecek. O zaman da insanlar, bu kız töreleri çiğnedi, ölümü hak etmişti diyecek. Hatalarını görmecek, töre cinayetlerinin de ardı arkası kesilmeyecekti. Ben ne hastalıktan, ne de köylünün elinden ölmek isterim. Ben şehit olmak istiyorum. Baba, hadi vur beni. Vurda Zarife kız sevdası uğruna şehit oldu desinler.
Burada töre cinayetlerinin kutsallığı değilde, sevdanın insanlara neler yaptırabileceğini anlatmaya çalıştım.
Her insanın kendine göre ayrı bir sevdası vardır. Bu hikaye de köylünün sevdasının töreler olduğunu gördük. Törelere karşı o kadar sevda bağlamışlar ki, gözleri kararak, bir evladı babaya vurdurttular.. Dost dedikleri Duran Emmi’yi de bir köşeye attılar. Nezaketli dillerine, kötü sözler koydular. Hatta bu sevda uğruna insanlığı bile unuttular denilebilir.
Duran Emmi, törelere sevdalı gibi görünsede, aslında evladına sevdalıydı. Töreler için gittiği gurbette, sevdasını sırtlanarak geri geldi. Sevdasının yaşayabilmesi için, köylüyü ezip geçti. Kızını himayesi altına almaya çalıştı. Sırf sevdası acı çekmesin, köylünün eline düşmesin diye gözünü kapayıp, evladını vurabildi. Kızına karşı o kadar sevdalıydı ki, ardından gitmeyi bile göze alabildi.
Zarife’ nin sevdası ise, köyüne gelen bir turisti. Bütün herşeyi onun için yapmıştı. Turist kızı hırpalayıp, bırakıp gitse de. Zarife sevdasına sahip çıktı.
Ben hikayem de, sevdayı işledim. Töre cinayetlerinin doğruluğunu veyahutta yanlışlığını değil.
Doğruluk veyahut yanlışlığını işleseydim, emin olun ki, yanlışlığını ifade ederdim. Bir insan aynaya bakınca ne görür?
Eğer bir karar alınıp, o karar ışığında hayata yön çiziliyorsa, bu doğrultuda da bir bedel ödenecekse, yüzleşilecek şey çevrede değil, aynadaki görüntüdedir. Çünkü her insanın kendine ait tek bir kalbi vardır. Bu kalbi oraya yerleştiren çevre değil, insanın ta kendisidir
Saygılarımla,
Tuğba ALTUN.
Not: Ben okumayı çok severim. Bu nedenle de tavsiye ettiğiniz kitabı okuyacağıma emin olabilirsiniz. Teşekkürler…
|