Günlük hayatımızda daha çok hüner, beceri, marifet, mümasere gibi manalarda kullanılan sanat ve sanatı icra eden kişi anlamında sanatçı kavramlarının günümüz dünyasında da mühim yer tuttuklarını hepimiz biliyoruz. Ancak bu kadar çok kullanılmasına rağmen her iki kavramın da ne gibi manalara geldiği net olarak ortaya konulmamakta ve ister istemez farklı anlayışlar zuhur etmektedir. Buda bize, “Niyet ve nazar eşyanın mahiyetini değiştirir”, sözünün ne kadar haklı olduğunu bir kere daha ispatlamaktadır.
Arapça kökenli bir kelime olan sanat kavramı hususunda, “Zekânın malzemeyi kullanması, tabiatın taklidi, maddeye giren ve onu kendi şekline sokan fikir, mükemmel ve ideal güzelliğin aranması, dinleyen ve seyreden de estetik bir zevk uyandıran, gerçekliği sembolik olarak tasvir eden hareketler, insanlar nesnel gerçeklik arasındaki ilişki”, gibi birçok tarif yapılmasına karşılık genel olarak, “İnsanların gördükleri, işittikleri, his ve tasavvur ettikleri olayları ve güzellikleri, insanlarda estetik bir heyecan uyandıracak tarzda ifade etmesi” şeklinde ifadesini bulur.
Yukarıda zikredilen noktadan hareket edildiğinde bir şeyin sanat eseri sayılabilmesi için güzel, orijinal olmasının yanında insan elinden çıkmış bulunması gerekir ki, bu gerçek sanat ruhunu yakalayanlar için zaman ve mekân üstü duyguların yaşandığı bir demdir. Çünkü sanat, insandaki terakkinin ruhu ve duyguları inkişaf ettiren yolların en önemlilerinden biri ve insanın güç ve derinliklerini tasvir eden güçlü bir unsurdur. “Sanat; gizli hazineleri keşfedip açan sihirli bir anahtar gibidir. Onunla açılan kapıların arkasında, fikirler suret urbası giyer, hayaller de adeta cisimleşir.” Zaten bunlar olmasaydı bugüne kadar bunca güzel sanat eseri de vücut bulamazdı.
Sanata ayrı bir buud kazandıran güzel olma vasfının tarifi yapılamaması veya daha acık ifade ile güzelin ölçüsünün hareket edilen noktaya göre değişiklik arz etmesi ister istemez, “Güzel nedir, güzel olmayan nedir?” gibi soruları akla getirmektedir. Maddi bir olay olmayıp, izafi bir kavram özelliği taşıyan güzel mefhumuna yüklenen manalar sebebiyledir ki, ölçüsü fertten ferde, toplumdan topluma değişmekte olmasına rağmen herkesin bir güzellik anlayışı vardır ve bütün sübjektif kavramlar gibi anlayış seviyesine göre insandan insana değişiklik kazanmaktadır. Zaten insanı insan yapan önemli mümeyyiz vasıflarından biri de, sanat yönüdür. Çünkü sanatın, “Fiziki ihtiyaçlarımız ve akli bilgilerimizin üstüne çıkarak iç ve dış dünyamızı değişik açılardan kavramamızı ve bunlardan zevk almamızı sağlar. Bu sebeple ilim ve mantık sınırlarını aşar ve bu yönüyle dine yaklaşır” gibi özelliği de mevcuttur.
“İnsan, yalnızca düşünen, üreten, inanan bir varlık değil, aynı zamanda sanat eseri meydana getiren bir varlıktır” tarifi ile insanın farklı bir yönüne dikkat çeken Prof. Dr. Nusret Çam, sanat ve İslam arasındaki ilişkiyi reel olarak gözler önüne sermekte ve bir mana da belirli fikir odakları tarafından kasıtlı olarak sanki birbiriyle uyuşması mümkün olmayan iki ayrı unsurmuş gibi gösterilmek istenen “İslam ve sanat” anlayışını telif ederek birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığını şöyle ortaya koymaktadır.
“Günümüzde yan yana getirmekte oldukça güçlükle karşılaşılan kavramlar arasında İslam ve sanat da bulunmaktadır. Sanat ve İslam kelimeleri bir arada kullanıldığında, kendisini dindar olarak kabul etmeyen kesim, İslamı, sanata tahammül etmeyecek kadar geri görmekte, kendisini dindar olarak kabul eden kesim ise, sanatın İslam’la bağdaşmayacak kadar kötü ve lüzumsuz olduğunu düşünmektedir.
İnsan hissiyatını muhafaza ile, her lahza o hissiyata, hedeflerin en yükseklerini gösterip, hassas ruhları derinlikten derinliğe sevk eden amillerin başında sanatın geldiği kabul edildikten sonra insanın sanata bigane kalmasını izah etmek mümkün değildir. Çünkü insan zikredilen yönü tatmin etmediği müddetçe yerlerin ve göklerin enginliklerini yelken açamaz ve zaman/mekan üstü duygulara ulaşamaz. Bu da onun ölü olmasa da diri sayılmayacağının en önemli göstergesi olur. Onun için genel olarak sanata ruhun zaferi olarak bakılmış ve ona kâinatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etme şeklinde bir anlam yüklenmiştir.
|