Günün birinde genç bir delikanlı evine giderken geçtiği yolda çok güzel bir gül görmüş… İçinden demiş ki, “bunu alıp sevgilime götüreyim”… Bahçede, güzelliğiyle
Görenleri büyüleyen gülü kopartıp, heyecanla evine gitmiş…
Akşam olduğunda, gülü bir bardağın içine koymuş, bardağa biraz da su koymuş; gül sabaha kadar solmasın diye…
Gülü başucundaki sehpaya, içinde gülün olduğu bardağı koymuş… Gül, o kadar güzelmiş ki; gözleri uykusuzluktan kapanıncaya kadar gözlerini gülden alamamış…
Sabah, güneş pencereden gül’ün üstüne doğmuş… Delikanlı, yarı sersemlemiş, uykulu gözlerle; gözlerini kırpıştırarak güle bakmış, içinden; “o kadar güzel ki hala gözümü alamıyorum” demiş…
Gülü, özenle alıp bir kâğıtla kaplamış. Yola koyulmuş; yolda gülün hasar görmemesi için büyük bir özenle elinde tutuyormuş…
Sevgilisinin yanına geldiğinde büyük bir heyecanla arkasına sakladığı gül’ü çıkartıp sevgilisine uzatmış ve demiş ki, “bu gül o kadar güzeldi ki seni mutlu etmek için bunu sana getirdim”…
Genç kız, güle bakmış; “gerçekten gül çok güzel” demiş. Delikanlı, kızın bu lafı üstüne çok mutlu olmuş, kız eklemiş; “ancak, bu gün ben mutlu olayım diye bu gülü, toprağından ettin; mevsimini yaşatmadın. İki gün sonra, kendini mutlu etmek için beni de toprağımdan, yerimden, yurdumdan edersen…”demiş.
2009
Zuhal Göncü
|