Tiyatro Adına Utanç Verici, Kötü Üstü Kötü Oyun “Fırıldakzade”
Hani, bugüne değin yeni yeni tiyatro grupları, yeni yeni tiyatro oyuncuları, yeni yeni tiyatro yönetmenleri ortaya çıktıkça ellerimi çırpıp, göbecikler atıyordum ya… Sizi kandırmış olmak asla istemem. O “tezahürlerim” her ortaya saçılana değildi, inanın lütfen! Olamazdı! Olmamalıydı! Olmadı da! Artısı olandan da, eksisi olandan da inanılmaz keyif aldım, doğru. Artısı olan aldı başını gitti ya da gidecek, eksisi olanlar kendilerini ufak ufak toparlıyor ya da toparlayacak. Ama geçenlerde ilk perdesinin sonuna kadar zor dayandığım gibilere ne yalan söyleyeyim, “tilt” oluyorum. Gözüm, sarf olunan emeği falan görmüyor. Tiyatro sanatının böylesine hafife alınması karşısında “kötü adam”laşıyorum. Dayanamıyorum, çok sinirleniyorum.
FINDIKKIRAN “FIRILDAKZADE”
Tiyatrocu, uyarlamacı, magazinci, seslendirmeci, eğitimci, yazar Aydoğan Temel, Aleksandr Ostrovski'nin (1823-1886) 1868 yılında yazdığı en çarpıcı politik satir olan "Bu Hesapta Yoktu" (ya da diğer anılan sanıyla: "En Akıllı Adam da Yanılabilir") adlı oyununu almış; uyarlayayım derken (kendi deyimiyle) kaleminin ucuna “çiş” gibi geliveren yepyeni bir öykü çıkarmış. Gene kendi ifadesine göre, birkaç günlük bir çalışmayla yepyeni bir müzikal yaratmış. Oyunun adını da “Fırıldakzade” koymuş. Peh, peh, peh…
Derken efendime söyleyeyim, Beyaz Gemi Oyuncuları olarak “Yaprak Dökümü” nam televizyon dizisinde parlayan, Paris Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu, yanılmıyorsam sinema ve tiyatro eleştirmenliği dalında yine Paris’te yüksek ihtisas sahibi, “dizi incisi” Tolga Karel’e başrol için haber salınmış. Ostrovski'nin genç, zeki, kurnaz, yakışıklı Yegor Dimitriç Glumov’u var ya! Aydoğan Temel’in elinde olmuş Nuri Fırıldakzade. Yegor’un annesi ve suç ortağı Glafira Klimovna Glumova için AST’ın, Meydan Sahnesi’nin değerlerinden usta oyuncu Aysan Sümercan’a ricada bulunulmuş. Aydoğan Temel, Yadigâr Bilinmez ve Medyum Tayyare rollerini üstlenmiş. Geriye kalan on bir karakter için güzel kızlar, yakışıklı genç erkekler seçilmiş. Dört kişilik de “Ver Der Veremem Mızıkçıları” adlı bir orkestra kurulmuş, Böylece, Aydoğan Temel’e göre her şey yerli yerine oturmuş. Bu aşamada başlamışlar Tolga Karen ile kol kola girip “Esra Ceyhan’la” ve benzeri kadın programlarında boy göstermeye. Eee, serde Aydoğan Temel’in temelinde “Uçan Kuş” adlı magazin programlarının en hasının yapımcılığı ve sunuculuğu var! Bir de basın toplantısı yapmışlar. Basın toplantısında Tolga Karel, önce masanın altından çıkardığı kırmızı iç çamaşırıyla, sonra başına dayadığı silahla ve en sonunda çiçek dolu bir kovayla magazin helvacılarını (ay pardon) mensuplarını şaşkına çevirmiş, bana sorarsa reklamın da içine etmiş.
TEMEL’E GÖRE OLMUŞ, OTURMUŞ OLAN BANA GÖRE HİÇ OLMAMIŞ
Aydoğan Temel kardeşim, Alexander Dumas’yı mı okumuş ne! Vallahi şaşırdım. Hani Dumas, oyun yazma konusunda: “Çok kolay, diyor ya!.. Açıklamasını da: “Birinci perde açık, son perde kısa, bütün perdeler ilginç olmalı” diye yapıyor ya! Sanırım Aydoğan Temel bu açıklamaya kanmış. Yahu kardeş, bu iş gerçekten bu denli basit olsa, babam da oyun yazarı olurdu!.. Ne var ki, Dumas’nın söylediğinin sadece teknikle ilgili olduğu konusunu atlamış Temel. Oysa, iyi oyunun söyleyeceği sözü, ileteceği iletisi olan ve bunu en iyi biçimde seyirciye iletebilen oyun olduğunu kavrayamamış. “Ben yazdım oldu” demiş, olmamış.
OYUNUN KONUSU
Şimdi izin verirseniz, bu “görmemeniz” gereken, Aydoğan Temel’in kaleminin ucuna “çiş” gibi geliveren oyunun konusunu özetleyivereyim: Nuri Fırıldakzade (Tolga Karel), yıllar önce kaybettiği babası Rıza Fırıldakzade’den kalan gösterişli evde annesi Fadime’yle (Aysan Sümercan) birlikte yaşamaktadır. Ancak dıştan görünen bu görkemin arkasında inanılmaz bir sefalet vardır, çünkü borçlar büyümüş, çöküş başlamıştır. Doktora yapıp ciddi eğitimler almış Nuri bile, bir iş tutup baltaya sap olamamaktadır. Derken, soyadından kalan üçkağıtçı mirası değerlendirmeye karar verir. Bunun için de hedefine, çıkarlarının rüzgârında hareket eden politikacı İsmet Adnan Elçi’yi (Ahmet Nasıroğlu) koyar. Amacı İsmet Adnan’ı kandırıp politikaya atılmak ve bu sayede de işini yürütmektir. İsmet Adnan fazla zeki olmamakla birlikte, kendisini idare eden genç karısı Afrodit’in (Nur Gürkan) çabaları sayesinde başarısını sürdürmektedir. Nuri bunu iyi bildiğinden kaleyi içerden fethetmek adına, önce Afrodit’i baştan çıkarmanın doğru yol olacağını düşünür ve planını harekete geçirir. Nuri işlerin yürüyebilmesi için, her türlü etkili zaafı devreye sokacak… ve bildiğiniz gibi konu da, oyun, da, oynanış da, sahneleniş de beni sıkacak, eleştirmeniniz oyunu birinci perde bitiminde herkese göstere göstere, hiç utanmadan terk edecek…
OSTROVSKİ’NİN ADINA SÜRÜLEN LEKE
Sen kalk, Rus Halk Tiyatrosu’nun kurucusu, realizm akımının en büyük temsilcilerinden birinin oyununu al, fırıldak yap! Oldu mu yaaa! Aşkın, dostluğun, dürüstlüğün olmadığı bir dünyada, tüccarların para uğruna işledikleri suçları, günahları, aile içi entrikaları komedi tarzındaki “Dostlar Arasında Her Zaman Anlaşmak Mümkündür (1850)” adlı eserinde yansıtan; tüccarların yanı sıra, memurlara ve asilzadelere de yer verdiği oyunlarında, dramla komediyi birleştirmedeki ustalığıyla bilinen; “Balzaminov’un Evlenmesi”nde olduğu gibi, taşralı insanların arasından seçtiği karakterlerle “halk komedisi” türünden örnekler de veren; reform öncesi değişim sürecinde “Fırtına” ile adının etrafında fırtınalar yaratan; 1861 reformundan sonra değişen sosyo-ekonomik ve politik düzenle birlikte, komedi kahramanlarından aile yaşantılarına, derin psikolojik konulara, dramaya geçen koskoca Ostrovski’nin adına leke sürmeye ne hakkın var be birader!
YARATICILIK VE TEKNİK OLMAYINCA…
Oyun yazmanın temelinde olması gereken yaratıcılık Aydoğan Temel’de yok. Oyun yazma tekniğini bilmiyor. Dolayısıyla, kendisine çözümlemede yol gösterici edinemiyor. Bu iki öğenin, yani yaratıcılık-teknik ikilisinin birbirini tamamlaması gerek de, Temel’de ikisi de yok. Hadi diyelim Aydoğan Temel’in yaratıcılığı sıfır, yazma tekniği sıfırın altında… Vaz geçtim bunlardan… Sahne yapısını, oyunculuğu, rejiyi, kısacası tiyatronun hiçbir öğesini bilmiyor yahu! Yenilik aramak ne kelime, kalıpların içinde boğuluyor, boğulurken oyun yönetmeye kalkıyor. Olmuyor, çöküyor.
YOLU YORDAMI YOK TEMEL’İN
Çok rica ediyorum, Aydoğan Temel’in Ercan Yazgan Tiyatrosu, Ferhan Şensoy Orta Oyuncular, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Güldüşündürü Tiyatrosu, Beyaz Gemi Oyuncuları, Bakırköy Belediye Tiyatrosu; Zafer Diper-Bizim Tiyatro, Dilek Türker-Tiyatro Ayna, Aydoğan Temel Tiyatrosu’ndaki deneyimlerinden falan söz etmeyin bana. Deneyimi olan tiyatrocu, yazar, Ostrovski’nin kanına girerken hiç mi taslak oluşturmaz? “Fırıldakzade” diye üfürükten dahi olsa bir oyunu yazar ve yönetirken hiç mi ön zemin hazırlamaz? Geliştirilmeye açık yan bırakılmaz mı bir oyunu yönetirken? Gidiş yolu belirlenmez mi?
DEKOR, KOSTÜM, IŞIK
Kaba saba bir dekor, “eh” kıvamında kostümler, Murat Özkaya’nın pörsümüş koreografisi, Şebnem Cömert-Ahmet Ateşer ikilisinin sahne “aydınlatması(!)”, Rıza Öz’ün prosodisi pek de bozuk olmayan besteleri… Aydoğan Temel, magazinleşen yaşamın bir parodisini yapmak istemiş; gerçek sanattan, insan ilişkilerine, spordan siyasete yaşamın burnunun dibinde olan magazini bütün çıplaklığıyla işlemeyi amaçlamış, ama sonuç bir arapsaçı. İçinde izleyicinin de yitip gittiği, hatta bitip tükendiği haritasız bir oyun “Fırıldakzade”. Hedef kitlesi belli, ama hedef kitle magazin tutkunlarını dahi esneten, o “tür” izleyicisine bile hiçbir şey veremeyen bir oyun…
Oyunu yazan ve yöneten Aydoğan Temel, hiç kuşkum yok ki seyirci gülsün istemiş. Gülmesi için de: “… Veriyorum, veriyorsun, veriyor / Veriyoruz, veriyorsunuz, veriyorlar / Düzen öyle değişti ki / Artık vermeyene orospu diyorlar…” diye şarkı sözü yazarak gıdıklamayı amaçlamış. O da olmamış. Bir gıdımcık dahi gıdıklayamamış.
|