IKSV

Savaş ve Kadın: Zavallı sözcükler, yeterli değilsiniz!

  Reyhan YILDIZ - 14.03.2008 - 16:18


Şehrin sokaklarında puding tozu kuyruğunda vurulan çocukların beyinleri akıyor. Kokmuş yağların dağıtımı sırasında insanlar birbirlerini eziyor. Artık süt gelmiyor şehre; bebekler, çocuklar ölüyor. Hastaneler ağzına kadar dolu, ağır yaralılar bile alınmıyor. Kurşun yağdırılan et kuyruklarında 3 kişi de ölse, dağılanlar birkaç dakika içinde kuyruğu tekrar oluşturuyor, et karnelerine sıçrayan kanlar kollarla siliniyor. At pisliğine bulanmış bir sığır budu tıpkı bir bebek gibi itinayla koyunda taşınıyor. Silahlara hedef olan atlar henüz can çekişirken insanlar yaşadıkları bodrumlardan ellerinde ekmek bıçaklarıyla fırlıyor. Bombalanan bir evin çocukları bahçede yiyebilecekleri ot ararken iki gün önce toprağa verdikleri babalarının kollarıyla karşılaşıyor. Bir deri bir kemik kalmış yaşlı bir beygirin çektiği araba sokakta durduğunda, yoldan geçen 4 yaşındaki oğlan, annesine büyük bir umutla soruyor: “anne, bu at yenebilir mi?”
Her herde sineklerin üstlerinde uçuştuğu bok yığınları, tüm ağaçlar sanki beyaz bir pudrayla örtülmüş. 15 yaşındaki çocuklar kafalarının içinde kaybolduğu miğferlerle siperlerde nöbet tutuyor. Bunları gördüklerinde içleri sızlayanların, her gün 3-4 yaş daha büyük olanlardan binlercesinin ölmesine gıkı çıkmıyor. İnsanlık kendi yavrularını yiyen böcekler gibi çocuklarını öğütüyor.
Şehir halkı ülke yönetimince teslim olmaması konusunda uyarılıyor, asılmak ya da kurşuna dizilmekle tehdit ediliyor. İşgalci askerler atlarına ülkenin kadınlarından daha iyi davranıyor. Karanlıkta bir kadın çığlığı duyulduğunda artık pencerelerden bile bakılmıyor, tecavüz mağduru kadınlar için muayene istasyonları kuruluyor. Kızların bekaretini ancak onları bir sığınağa toplayıp tifo hastası olduklarını ilan eden cesur bir kadın doktor koruyor. İşgalci askerlerden kurtulmak için pencerelerden atlayan kadınlara rastlanıyor. Sokaklarda dolaşan yaşlı kadınlar bile tecavüze uğruyor. Resmi makamlar tecavüzü ‘zorunlu ilişki’ diye adlandırıyor. Kadınlar çok uzaklara, görüntüleri bile kalplerini düzeninden çıkaran üniformaların olmadığı bir yere gitmek istiyor.
Elektrik, havagazı, kömür yok, sular akmıyor, radyo çalışmıyor. Bombaların camlarını kırdığı evlerde palto ve atkılarla oturuluyor. Sahipsiz evler, dükkanlar yağmalanıyor. Tifonun kol gezdiği sokaklarda cesetler bile soyuluyor. İnsan ölüleri el arabalarında taşınıyor. Şehrin sakinleri hayvanlar gibi ot toplayıp yiyor. Güvenli evlerde birkaç aile birarada yaşıyor, tabi hala bir aileleri kaldıysa... Sığınaklardaki yaşam mağara dönemine dönüşü andırıyor. Banka şubeleri yağmalanmış, kimsede para olmadığından artık herşey bir diğeriyle takas ediliyor. Mülkiyet kavramı temelden sarsılmış, artık herkes herkesten çalıyor. Kulaklar sağırlaşmış, artık sadece en ağır silahların atışları duyulabiliyor. Artık askeri hastane yok, artık her yer cephe, artık ölüler ilkçağlardaki gibi istenilen yere gömülüyor...
Bütün bunlar bir korku filminin kurgusu değil, 2. Dünya Savaşı’nda Rus işgali altındaki Berlin’den olağan manzaralar. İsteği üzerine adı gizli tutulan bir kadının Rusların Berlin’e girişini takip eden 2 ay boyunca tuttuğu günlüklerden alınmış.
Evi bombalanınca bir arkadaşının evine yerleşen, 2 aydır erkek arkadaşından haber alamayan, uğradığı 4. tecavüzden sonra günlüğüne “bedenimi kurtlardan uzak tutacak bir kurt bulmalıyım; subay, kumandan, general, kimi elde edebilirsem” yazan bir kadının ismini gizli tutmak istemesine şaşmamak gerek.
Beraber olduğu Rus subaylarının eve getirdiği yiyeceklerle beslenen ve bu sayede ‘korunan’ yazar “Erkeklerimizin kendilerini biz lekelenmiş kadınlardan daha kirli hissetmek zorunda olduklarını düşünüyorum. Kalabalık bodrumlarda Rus askerlerinin çekiştirdiği kadınlara ‘hepimizi tehlikeye atıyorsunuz, onunla gidin’ diyen erkekler çıkıyor.” diyor günlüğünde ve ekliyor; “Şu günlerde sık sık duygumun, tüm kadınların erkeklere karşı duyduğu duygunun değiştiğini farkediyorum. İçimizi acıtıyorlar, öylesine zavallı ve güçsüz görünüyorlar ki. Güçlü erkeği göklere çıkaran erkek egemen Nazi dönemi ve onun erkek miti sallantıda. Eski savaşlarda erkekler vatan uğruna öldürme ve öldürülme ayrıcalığının onların hakkı olduğunu iddia edebilirdi. Bugün ise biz kadınlar da paydaşız artık. Savaşın sonunda erkek cinsi de yenilecek.” diyor. Bütün bu insanlıkdışılığın ortasında “Artık bize ne yapabilirler ki, zaten herşeyi yaptılar” duygusu yükseliyor.
Günlükler ilkin 1954’te New York’ta, ardından Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve nihayet 1959’da Almanya’da basılmış. Kendisi de bir yazar olan Kurt Marek kitabın önsözünde ‘insani ve siyasi’ nedenlerden dolayı kişi adlarının değiştirildiğini belirtmiş ve eklemiş; “Bunların yazıldığı evi biliyorum. Komşuydum. Yazarını da tanıyorum, günlükte geçen birçok insanı da” Burjuva bir aileden gelen, mükemmel bir eğitim alan yazarın savaştan önce Avrupa’nın 12 ülkesini gördüğünü, bir süre Moskova’da yaşadığı için az da olsa Rusça bildiğini de Marek’in önsözünden öğreniyoruz.
Erko Yayıncılık’ın “Berlin’de Bir Kadın” adıyla yayınladığı kitap savaşın bir ülkeyi, bir toplumu ne hale getirdiğini keskin gözlemlerle ve açıkyüreklilikle ortaya seriyor. Yazar durumu tasvir ederken kimi zaman ağır bir özeleştiri de yapıyor.
Dönüp olanları öğrendiğinde “Hepiniz dişi köpekler kadar ahlaksız olmuşsunuz. Tüm değer yargılarınızı yitirmişsiniz. Sizinle ilişkiye girmek iğrenç birşey” diyen erkek arkadaşıyla arasının bozulmasına üzülmemesini ‘açlığın hislerini bastırmasına’ bağlayan kadını yukarıda kısaca özetlediğimiz ‘manzara’ değil, Beethoven’ın müziğini duymak ağlatıyor; “Güzellik şu koşullarda acıtıyor, öylesine ölümle doluyuz ki. Ancak etrafımdaki diğer açlık çekenlerin varlığı beni ayakta tutuyor. Bize hitap edecek ve bizi tekrar yaşama döndürecek tatlı bir söze ihtiyacımız var. Kalplerimiz boşaldı. Bizim gibi kiliseye bağlı olmayanlar karanlıkta bile acı çekiyor. Gelecek üstümüze kurşun gibi çöreklendi.”
Marek’se kitabın önsözünde işgali yaşayan kadınların kitlesel yazgısına işaret ederek “1946’da kayıp arkadaşlarımı aramak için Berlin’e geldiğimde eve uğradım, kadınlar ve kızlar öfkeyle itiraf ediyorlardı. Eğer başka yerlerde itiraf etmenin özgürleştirici gücüne yeteri kadar tanıklık etmemiş olsaydım, neredeyse eve dönen erkek arkadaşı gibi tepki verecektim.
Böyle bir toplu kader karşısında, sadece bireysel olarak prim verilebilen ahlaki ölçütlerden dem vurmak kimin yetkisindedir ki? Hiçbir erkeğin. Çünkü makinelilerin önünde karısına veya kızına “Haydi onlarla git!” demek zorunda kalan çok fazla insan var. Ve kim, hiçbir zaman bir makinelinin önünde durmak durumunda kalmamışsa, burada susmak zorunda.” diyor. Üzerine düşünülmesi, tartışılması gereken bir durum.

BERLİN’de bir KADIN, ErKO Yayıncılık, 221 sayfa




Yorumlar   




Reyhan YILDIZ - Yazarın Diğer Yazıları   





 
    Köşe Yazıları

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Oyun Tekstleri
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol
    Cast Üyelik

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 08.05.2008

1 KURTLAR VADISI PU
1 KURTLAR VADISI PU
2 KAVAK YELLERI
2 KAVAK YELLERI
3 ANNEM
3 KURTLAR VADISI PU
4 KURTLAR VADISI PU
4 SINAN CETIN'LE FE
5 UGUR DUNDAR'LA ST
5 BEZ BEBEK

   Faruk KARAÇAY
 Faruk KARAÇAY - Yıkımlar İçin

   Anket
En İyi Haber Kanalı Sizce Hangisi

  CNN TÜRK
  NTV
  SKY TÜRK
  HABER TÜRK
  KANAL TÜRK



Anasayfa | Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim