IKSV

Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler

  Üstün AKMEN - 29.01.2008 - 08:57


Bir İlişkinin Ölümü/Öldürülüşü: Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler

İnsanoğlunun yeryüzünde ortaya çıkışından günümüze değin milyonlarca yıl geçtiği ve insanlar milyonlarca yıldan beri yaşam sorunlarının üstesinden gelmek için çaba gösterdikleri halde, bugünkü anlamda karı-koca ve anne-baba olma gereğini MÇÖ (Milattan Çok Önce) duyumsamışlar. Nereden biliyorsun derseniz, yazanların/yazılanların yalancısıyım. Karı-koca olarak birlikte olma, bir araya gelme davranışına “evlenme” ve kurulan bu ilişkiye “evlilik” adının verildiği bilgilerini de gene yazanlardan/yazılanlardan edindim. Evlilik, öyle böyle değil, tarihsel süreç içinde 4000 yıllık bir toplumsal kurum. Hem de, doğada olmayan, insanın kurduğu bir kültür kurumu. Her kültür olayı gibi zamanla değişen, yeni biçimler alabilen, kadın ile erkeğin birlikteliği ile gerçekleşen küçük bir toplum birimi. İnsanın kurduğu her yapı gibi, evliliğin de elbette zamanla aksayan, düzeltilmesi gereken yönleri var. Bütün zorluklarına karşın devam etmesi, toplum sağlığı bakımından gerekli ve çağın değişimiyle, değişebileceği kabul edilen temel toplum birimi. Karı-kocalık özel bir insan insana ilişki biçimi. Kadınla erkeğin, iki karşıt cinsiyetli, ayrı kişiliklere sahip iki insanın birlikteliği ile kurulan yepyeni bir dünya.

MODERN EVLİLİĞİN ANATOMİSİ
Oyun Atölyesi sahnesinde pişirilen Eric-Emmanuel Schmitt'in yazdığı "Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler-Petits Crimes Conjugaux" oyunu da evlilik konusunu irdeliyor. Eric-Emmanuel Schmitt, ülkemizde de oyunlarıyla (Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Ziyaretçi", Kent Oyuncuları'nın sahnelediği "Helen Helen" ile "Oscar ve Pembeli Meleği") olduğu kadar öyküleriyle, romanlarıyla da tanınan 47 yaşında genç bir yazar. Bu kere de, modern dünyamızdaki bir evliliğin anatomisini ele almış. Gilbert Langevin’in dediği gibi oyun; hiçbir duyguyu, durumu “anormalleştirmeden” “kentli”, “orta sınıf” çoğunluğun yaşadığı “normal” bir dünyanın sınırları içinde geçiyor. Bu “normal” dünya, gözümüzün seri katiller aramak için canilere çevrilmesine gerek duymayacağı kadar “suç” unsuru taşımakta. Asıl şaşırtıcı olan da bu “normalliğin kendinde barındırdığı anormallik.”

BELLEK KAYBINA UĞRAYAN İLİŞKİ
Hiç de yabancısı olmadığımız, yabancılaşamayacağımız bu ortamda kadın ile erkek yan yana. Birbirlerinden hoşlanıyorlar, önce tutkuyla birbirlerine sarılıyorlar. Sonra birbirlerine “sonsuza” dek birlikte olma sözü veriyorlar. Ve daha da sonra… Aşk çekiliyor, onun terk ettiği yeri alışkanlığın ürettiği vurdumduymazlık alıyor. Nasıl olsa sahip olmanın güveni aramızdaki bağın güvencesi ya!.. İlişki giderek hafıza kaybına uğruyor “geçmişini”, “anılarını” unutuyor. İlişki bitiyor, ölüyor…

ŞEHSUVAR AKTAŞ’IN BAŞARISI
Entelektüel bir karı koca… Her şeye rağmen on beş yıldır sürmekte olan kırık bir evlilik… Ressam Lisa (Vahide Gördüm) ve polisiye romanların ünlü yazarı Gilles (Haluk Bilginer) oyun boyunca birbirlerini yaptıklarıyla suçluyor, suçlamalara tarafların verdikleri neredeyse birer “evlilik özdeyişi” niteliğindeki yanıtlar izleyiciyi sarıyor, giderek izleyiciyi oyuna dahil ediyor.

Amaç da elbette bu. İzleyicinin oyuna kendini kaptırması. İşte bu amaca ulaşılmasında çeviri pastadan büyükçe bir pay kapıyor. D.T.C.F Tiyatro Bölümü mezunu olan genç çevirmen Şehsuvar Aktaş, mükemmel bir sahne dili kullanarak eserin kusursuz bir Türkçe’yle izleyiciye aktarılmasını sağlıyor. Aktaş, oyundaki konuşma dilinin her türden izleyici için anlamlı ve etkin olmak zorunda olduğunu, bu zorunluluk içinde sözlere nasıl can katacağını çok iyi biliyor.

KEMAL AYDOĞAN VE YARATICI KADROSU
Oyunu sahneye taşıyan Kemal Aydoğan, artık iyiden iyiye biliyorum ki “öykü”, “izleyici”, “yazar/çevirmen” üçgeni arasında dikkatli ve yumuşak geçişlere olanak sağlayan beceriye ve eyleme sahip bir yönetmen. Sahne üzerinde ilerleyişi, düzeni, biçimi sağlarken her detayı da yakalayan, seyircinin nabzını bir an olsun elinden bırakmayan bir yönetmen. Bu kere de, oyunun her bileşenini kendi içerisinde ve diğerleriyle olan ilişkisi içerisinde incelemiş. Her bileşenin işleyişini amacına uygun yöntemler kullanarak dizgeli hale getirmiş.

Bengi Günay imzalı giysilerin pek bir özelliği yok, hatta Lisa’nın günün modası olan çizmeleri benim gözümü pek bir rahatsız etti, ama “dekor çalışması” deyince ayağa kalkacağım. Bengi Günay’ın yorumu öz, biçim ve teknik açıdan özellikler taşıyan güzellikte. Belli ki, yoğun bir kapsam hesaplaşması sonucu kotarılmış. Genç tasarımcı, çağdaş sanat akımlarıyla, öznel görüş açısıyla özgün yaratıcı gücünü ortaya çıkarmış. Psikolojik travmayı perde açılır açılmaz seyirciye geçiren (Lisa’nın yaptığını sonradan öğrendiğimiz) tablolar ise, ayrı bir takdir çığlığı hak ediyor.

Tolga Çebi’nin “ses” kullanımı da, izleyicinin oyundaki duygusal etkiyi daha bir duyumsamasına “vesile” oluyor. Oyunda ortaya çıkan kimi temaların gösterilmesinde, desteklenmesinde, keskinleştirilmesinde, zenginleştirilmesinde Çebi’nin mutlak katkısı var.

OYUNCULAR
“Her rol, sırası geldiğinde resmedilecek olan karakterin içsel, ruhsal imgesini veren tutkuları üreten aynı türden bireysel malzemelerden oluşmuştur” derler ya Lisa’da Vahide Gördüm’ü izlerken aklıma bu tümce geldi. Vahide Gördüm’ü dört yıl sonra dahi olsa yeniden sahnede görmek ne iyi! Varsın, televizyon dizilerine de kalite katmayı, karşısındaki oyuncuya yücelik kazandırmayı sürdürsün, karışmak ne haddime, ama tiyatro sahnesini, tiyatroseveri de lütfen savsaklamasın.

Vahide Gördüm, üstbilinciyle bir çeşit etkileşim oluşturabilmek amacıyla bir avuç dolusu düşünce almayı ve o düşünceleri bilinçaltı torbasına atmayı bilen, beceren enderlerden biri. Hiç kuşkum yok ki üstbilincinin besini, yaratıcılığının esas malzemesi işte o “bir avuç düşünce”de yatıyor. Onun “bir avuç düşünce”si bilgiden, deneyimden, zaman içinde depoladığı bütün malzemelerden geliyor. Lisa karakteri için yaptığı çalışmanın canlı tutkuların doğmasını ve büyümesini, içinde uyumakta olan esin yeteneğinin dışa vurmasını hedeflediğine eminim. İnanmayan gider, oyunu izler, sonra da bana telefon eder.

… VEEE HALUK BİLGİNER GERÇEĞİ
Haluk Bilginer ise, Gilles’in fiziksel ifadesini öncelikle gözleriyle, yüzüyle, mimikleriyle veriyor. Gözlerinin, yüzünün konuşması öyle incelikli ki, kassal hareketlerle coşkuları, düşünceleri, duyguları şıpınişi izleyiciye aktarıyor. Kasları bütünüyle ve dolaysız biçimde duygularına bağlı. Mekanik en ufak bir kasılma yok. Sonra bakıyor ki gözleri bazı olguları dile getiremeyecek, sesini kullanıyor. Sözcükler, tonlamalar, konuşma… Yeri geldiğinde Gilles’in duygu ve düşüncelerini, kızgınlığını, sevincini güçlendirmek için (gıdım abartısız) jeste, devinime de başvuruyor.

Haluk Bilginer’de fiziksel aksiyon sürekli tamam, hiç eksilmiyor. Fiziksel aksiyon, yaratıcı iradesinin özel çabasıyla olguya dönüşüyor.

Haluk Bilginer’i sahnede izlemenin tadına gerçekten doyum olmuyor.
(Oyun Atölyesi – Moda, Dr. Esat Işık Caddesi, 15 Kadıköy – İstanbul / Telefon: 0216 349 98 78-79)












Yorumlar   




Üstün AKMEN - Yazarın Diğer Yazıları   





 
    Köşe Yazıları

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Oyun Tekstleri
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol
    Cast Üyelik

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 14.05.2008

1 YAPRAK DOKUMU
1 YAPRAK DOKUMU
2 YAPRAK DOKUMU
2 YAPRAK DOKUMU
3 AVRUPA YAKASI
3 AVRUPA YAKASI
4 YOL ARKADASIM
4 VAR MISIN YOK MUS
5 VAR MISIN YOK MUS
5 AVRUPA YAKASI

   Faruk KARAÇAY
 Faruk KARAÇAY - Yıkımlar İçin

   Anket
En İyi Haber Kanalı Sizce Hangisi

  CNN TÜRK
  NTV
  SKY TÜRK
  HABER TÜRK
  KANAL TÜRK



   Tiyatro Yarışması




Anasayfa | Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim