Bir ağaç ki köklerinde canların canını taşıyan, bir ağaç ki, onun acısıyla kendini yollara vuran bir ananın yoluna çıkıp, derdini anlatan. Bir ana ki, oğlunun ateşiyle yanıp tutuşan, onun canına, onun ruhuna, onun uğruna her şeyini feda eden….
Turgay Nar’ın kaleminden çıkan, Hüseyin Köroğlu’nun yönetmenliğinde beden bulan “Divane Ağaç” oyunu, insan ruhunda uzun ve zorlu yolculuğun kapılarını açıyor. Bir annenin doğum sancılarını, sadece bebeğine değil, hayata karşı, kötülüklere karşı mücadelesini, bir hayalin, bir rüyanın içinde görüyoruz.
Hikaye, Bereket Ana’nın rüyasıyla başlıyor. Hayatın iki kapısından ilkini, oğlunu dünyaya getirirken ve bu duyguyu yaşarken görüyoruz. Dünyaya gelen, hepimizin geldiği kapıdan geliyor ama bambaşka ruh kapıları açıyor hayatlarımıza.
Yönetmen Hüseyin Köroğlu Bereket Ana’nın rüyasıyla bizi içimizde bir yolculuğa çıkarıyor. Oğlunu arayan biçare Bereket Ana’nın gözünden, dünyada maddenin kalabalığından boğulmuş bizlerin, içimize bakmamızı sağlıyor. Bereket Ana ile birlikte, arıyoruz kendimizi. İçimizde bir yerlerde kaybolan insanlığımızı, vicdanımızı ve kaybettiğimiz tüm değerlerimizi bulmak için sefere çıkarıyor. Attığımız her adım bir bilinmeze doğru itiyor bizi. Değil mi ki anlamaya çalıştıkça karışıyor aklımız, doğru yoldayız. Aklımızın esaretinden kurtuldukça ruhumuz özgür kalıyor. Ruhumuz özgür kaldıkça aklımız karışıyor. Aklımız karıştıkça ruhumuzun özünde ışığı görmeye başlıyoruz. Divane oluyoruz onun uğruna….
Oyunda oğlunu arayan Bereket Ana, Tomris İncer, tecrübesinin, deneyim ve ustalığının tüm inceliklerini sergiliyor. Sahnede nasıl “olunacağına” dair örnek oluyor. Attığı her adım, her basamak, dengeli ve uyumlu. Onun yerine geçmemize izin verip, beraber yaşatıyor her şeyi.
Oyunda çok önemli unsurlardan biri denge ve uyumdu. Sahnedeki bütün oyuncular, adeta Mevlana felsefesi gibi, dengeli bir oyunla, uyumlu hareketlerle “BİR” olmayı başarıyorlar. Sahnede kimse önde ya da geride olmadan, eşit bir paylaşımla, ekip olmanın verdiği rahatlıkla beden buluyorlar.
Işığın ve müziklerin oyunun bütününe hizmeti de tam ve kusursuz. Özellikle nehirlerin ışık oyunlarıyla anlatımı, ağacın yine ışık ve gölgelerin oyunuyla anlatılması, hikâyeyi tamamlayıcı hale geliyor. Bütün bunlar ayrı ayrı düşünülmesi mümkün olmayan, “BİR” olmanın etkisiyle sahneye yansıyan güzellikler…
Koreografiyi hazırlayan, oyun içinde de görev alan Özge Midilli’yi özellikle tebrik etmek gerekiyor. Bedenin tüm engellerini kırarak, oyun içinde aynı anda hareket eden, uyum içinde devinen bir hale getirmiş. Yılanların hareketinden, dervişlerin dönüşüne, albısların dansına bütün bedenleri çok dengeli kullanarak, dans ve tiyatroyu bir arada başarıyla örneklemiş.
Yönetmen Hüseyin Köroğlu’nun şimdiye kadar sahnelediği birçok oyunda olduğu gibi savaş söylemi, bir yönetmen olarak doruğa ulaşmış durumda. Diğer sahnelemelerinde fiziksel savaş ve insan üzerinde etkilerini yansıtırken, “Divane Ağaç” ile hem fiziksel savaşı gözler önüne seriyor, hem de insanın içinde devam ettirdiği ruhsal savaşı da göstererek yeni bir yol çiziyor.
Oyunun bir perdede, tek nefeste sürmesi, seyircinin dikkatini dağıtmadan, bir nefeste seyretmesi ve en önemlisi oyunun sonunda hiç ses çıkarmadan, düşünceler içinde salondan ayrılması, oyunun istediği mesajı ulaştırmış olmasını gösterdi. Mutlaka izlenmesi gereken, çok başarılı bir oyun.
|