Merhaba sevgili DOSTLAR;
aradan uzun bir süre geçti, hasret gideremedik. Geçen zaman dilimi içerisinde, “MEVLANA YILI” ndan dolayı Turgay Nar’ın yazdığı “DİVANE AĞAÇ, Yunus Emre” oyununu sahneye taşıdık ve doğumunu gerçekleştirdik. Tahminimin üstünde bir ilgi ile seyircimizle Şehir Tiyatrosu sahnelerinde perde açıyor şu sıralar.
Biz kabul etsek de, etmesek de şu anki yaşam koşulları içinde ne yazık ki öz kültürümüz elimizden uçup gitmekte dostlar. Kendi öz kültürümüz üstüne kuracağımız olağanüstü bir yaşam yerine, gittikçe yozlaşan, bireylerin kopuk kopuk yaşadıkları küçük dünyalar inşa ediyoruz. Bu küçük dünyalar içinde de, bir an önce kavuşmak istediğimiz huzurun peşinde koşuyoruz bıkmadan, usanmadan. Manevi tatminlerin yerini de çoğu zaman, maddi tatminler alıyor. İşte, tam bu noktada, maddiyatın esiri oluyoruz ve yüzyıllardır süre gelen öz kültürümüz yukarıda belirttiğim gibi, elimizden uçup gidiyor. Bir Çin atasözü vardır “Eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan, daha çok kuştur.” diye. Daldaki kuşları kovalamaktan, elimizdeki kuştan da oluyoruz anlayacağınız. Bilindiği gibi Moğol İstilası’nda sonra, Türkistan ve İran yolu ile Anadoluya göç eden şâirler, mutasavvıflar, Anadolu’nun kültür ortamını da etkilemişlerdir. Mevlana,Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Hallac-ı Mansur, Seyyid Nesimi, Ahmet Yesevi, Kaygusuz Abdal gibi veliler insanın gerçeği görmesinin, kendi gerçeğinden hareketle ana gerçeğe yönelmesinin öğretmenleridir.
Türk Tiyatrosu’nun önemli yazarlarından Turgay Nar’ın yazdığı, “Mevlana Yılı” ndan dolayı sahneye taşıyarak dünya prömiyerini gerçekleştirdiğimiz Divane Ağaç, Yunus Emre oyununda,Yunus Emre’mizi “Kaybettiğimiz Kültür” olarak aldık, Kün Ana’mızı da, kayıp kültürümüzü arayan “Anadolu” olarak sahneye taşıdık. İçine de Moğol İstilası’nın izlerini koyup, köklerimize eski kültür tarihimizde önemli bir yer tutan şamanlıkla inmeye çalıştık. Umarım sizler de, biz kendi düş dünyamızda kaybettiğimiz kültürü ararken, oturduğunuz koltuklarda kendi Yunus Emre’nizi aramaya başlarsınız. Özellikle genç kuşakların, bu arayışa çok ihtiyacı var diye düşünüyorum. Ama daha da önemlisi, gençlerimizin böyle bir arayışa ihtiyaç duymaları; kendi içlerinde bunu hissetmeleri çok kıymetli. Peki, bunun için bizler ne yapıyoruz, bir düşünün?
Aylarca, büyük emek vererek, “Her şeye rağmen tiyatro.” inadımızla huzurunuzdayız. Oyuna emeği geçen, BİR olma büyüsünü yakalamış olan bütün meslektaşlarıma, değerli öğretileriyle bizlere ışık tutan sayın Kazım Güvercin hocamıza, oyunumuza müzikleriyle can veren değerli meslektaşım Selim Can Yalçın ve Görkem Şen’e, oyunun ilk doğumunu gerçekleştiren yazarımız Turgay Nar’a, Almanya’dan gelerek kurduğumuz düşe düş katan dekor tasarımcımız sevgili Hakan Atak’a, afiş tasarımı ile bize güç katan Coşkun Sami’ye ve Şehir Tiyatroları’nda emeği geçen herkese gönülden teşekkür ederim.
Unutmayın, insan bedeninde, nefsin kötü niyet ve emellerine karşı, aklın bir çok casusları vardır. Bunlar bütün vucuttan bilgileri akla ulaştırır.
Kendi kültürümüze sahip çıkıp, geleceğe taşımak umudu ile…
Dostlukla…
|
   |