BATININ GÖZÜYLE DOĞUNUN BAYAZIT’I
Batının yazarlarından Racine’nin gözüyle bir dönemin Osmanlı İmparatorluğu’na bakışını anlatan oyun, 4. Murat’ın taht uğruna kardeşlerini bile öldürebileceği düşüncesinin gölgesinde can buluyor. 4. Murat seferdeyken, sarayda, tahtı emanet ettiği Roksan, tüm yetkileri elindeyken, biraz da Cariye Atiye’nin yönlendirmesiyle, ölüm fermanı bulunan Bayazıt’ı kurtarmak arzusuna düşüyor. Çünkü her iki kadın da Bayazıt’a deliler gibi aşıktır. Saray içinde üçlü bir aşk karmaşası sürerken, bir yandan da yönetim boşlukları doğmaktadır.
Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu Bayazıt’ın metnini çeviren ve yöneten Başar Sabuncu, bir Fransız’ın gözünden Osmanlı sarayı içinde anlatılanları, bir Türk gözüyle sahneleyerek, oldukça zorlu bir çalışma gerçekleştirmiş.
Oyunda dikkati ilk çeken şey, dekor ve kostümler. Dönem oyunu olmasına rağmen, dekor ve kostüm oldukça farklı bir hayal dünyası yaratarak, hem sarayı hem de saray içindekilerin giyimlerini değişik bir imgelem yaratmış. Yazarın her ne kadar da gerçek bir olaydan esinlendiği anlatılsa da, Başar Sabuncu, farazi dekor ve kostümlerle, olayın gerçekliğini daha çok hayal dünyasına taşımış. Osmanlı dönemine özgü görsellik beklentisi içinde olan seyirciyi başka bir yere yönlendirmiş.
Sahneyle baş başa kalan seyirci, sadece bir mekan görse de, görsel oyunlarla, büyük dehlizler ve tuzaklarla dolu sarayın algılanması pek de zor değil. Belki de karmaşa ve kaosun hakim olduğu ilişkilerin böyle karmaşık bir mekanda, aslında zihnin içindeki kaosu da anlatıyor. Oyun içindeki sesler de oyunun bu anlayışına hizmet ediyor.
Tüm bu karmaşık anlatımı tamamlamak adına, oyunculara normal oyunlarını oynatmaktansa, oldukça büyük hareketlerle, Grotesk bir anlatımı tercih etmesi, anlatımın ağırlaşmasına ve algılamanın zorlaşmasına sebep oluyor. Belki de Fransızların o yıllardaki Grotesk anlayışına sadık kalan yönetmenin özel tercihiydi bu tavır. Grotesk hareketlerle oyun boyunca sahnede oyunlarını oynamaya çalışan oyuncuların da sıkıntıları, her hallerinden belli oluyor. Buna rağmen bütün oyuncular rollerini hakkıyla yerine getirmenin mücadelesini veriyor.
Metnin uzun, sözlü anlatımları, dilin ağırlığının da etkisiyle, yorucu olmaktan öteye geçemiyor. Genelde ikili sahnelerle anlatılan oyun, zaman zaman oyucuların da nefeslerinin kesilmesiyle, anlaşılması zor bir hal alıyor.
Oyunun 1 saat 25 dakika olması nedeniyle ara verilmemesi, seyircinin, zaten ağır anlatımla, Grotesk tavırlarla, insanın üstüne üstüne gelen dekoru nedeniyle yorulmasına neden oluyor.
Afişine ve adına bakarak Osmanlı İmparatorluğu dönemini anlatan bir oyun bekleyenleri oldukça şaşırtan bir oyun olmasına rağmen, bu değişik anlatımın seyredilmesinde fayda var.
|