Hangimiz onun önünde buluşmadık sevdiklerimizle, hangimiz hasretlerimizi gidermek için onun adını anmadık aramızda. Hangimiz terk edilmedik, hangimiz yalnız kalmadık onun önünde. Hangimiz sığınmadık yağmur yağdığında çatısına. Hangimiz önünde sermedik tüm duygularımızı; özlem, sevinç, hüzün, kıskançlık, mutluluk…
Kadıköy’ün simgesi Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi, her daim işaret noktamızı olmuştur. Kadıköy’de bir tarif verirken adı ilk zikredilen yerlerden bir tanesidir. Aynı zamanda buluşmaların odak noktası da olmayı başarmıştır. Bütün gün boyunca kapısının önünden insan eksik olmaz. Tıpkı sevgili usta Haldun Taner’in hayattayken, masasından kimsenin eksik olmadığı gibi.
Kapısından içeri binlerce insanın girdiği, sadece buluşmaların değil, sanatın ve tiyatronun da timsali olan binada, ne oyunlar sahnelendi, kaç defa ayakta alkışlandı oyuncular ve ustalar geldi geçti bu sahneden. Adına yakışır bir şekilde ağırladı bütün misafirlerini. En zor anlarında bile sıkıntısını göstermeden, gülümseyen yüzüyle karşıladı herkesi.
Kadıköy halkı da hiç yalnız bırakmadı onu. Her oyunda hınca hınç doldurdu salonu. Biletleri aylar öncesinden tükenirken, bir sonraki oyuna yer bakmaya bile başladı. Hiç vefasızlık etmedi. Hep orada olduğunu bildi, belki bir iş çıkışı sonrası, belki okul sonrası belki de bir arkadaşını ziyaretinden sonra Kadıköy’e geçtiğinde, tiyatrosuna da bir uğramadan duramadı.
Binanın can damarlarından bir tanesiydi içinde bulunan içinde barındırdığı cafe. Bazı günler oyun olmasa bile, soluklanıp nefes almak için mola durağı oldu. Bazen de hararetli tartışmaların, sohbetlerin yaşandığı, sevgi dolu sözlerin sarf edildiği, kızgınlıkların, öfkelerin söze döküldüğü, ama sonunda bir bardak kahveyle her şeyin unutulup, tatlı söze dönüldüğü can damarıydı.
Haldun Taner’i yaşatmak için çalışan sessiz işçileri en büyük gücüydü bu binanın. Hergün hiç ses çıkarmadan işini yapan, sadece iş olarak değil, her an sevgiyle hizmet eden arılardı onlar. Gelen herkese gülümseyen, yardım eden, yol gösteren çalışkan arılar.
Haldun Taner Sahnesi’nin idare amiri ise bir başka aşkla sarılıyordu işine. Sabahın ilk saatlerinde, üzerinde takım elbisesiyle misafirlerini karşılayan, sesini bir kere bile yükseltmeden, belki de hiç konuşmadan işlerini organize eden, sahnede, salonda, nerede bir sorun olursa olsun, soğukkanlılıkla çözen bir müdür. Binasının adına tüm misafirperverliğiyle sahip çıkan, oyun seyretmeye gelen, bilet bulamayıp üzgün, arkasını dönüp giden seyircisinin gönlünü bir kahveyle alan babacan insan.
Bütün bu güzellikleri yıllardır Kadıköy halkına sunan Haldun Taner, sevdiklerinden ayrılacak olmanın verdiği hüznüyle yıkılıyor şimdi. Yenilenmiş, sağlamlaşmış haliyle geri dönecek olsa bile, ondan ayrı kalmanın acısını seyircisinin kalbinde bırakarak ayrılıyor. Artık önünde buluşmaların eski tadı olmayacak, artık soluklanıp nefes alırken, iki güzel söz duymanın imkânı olmayacak. Yağmur yağdığında çatısına sığınamadan, ıslanmak koymayacak da, onun o mahsun halini gördükçe gönüllere yağacak yağmuru durdurmak mümkün olmayacak.
Ve “Baki kalan bu kubbede, hoş bir seda” olacak yıllardır sahnelenen oyunlardan kalan replikler….
Güle güle Haldun Taner, kendini çok özletme. Çabuk gel, yolun açık olsun……
|