13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali

Theater an der Ruhr, Sevgi ve Cumhuriyet

  Hüseyin KÖROĞLU - 14.11.2005 - 13:13


Yeniden MERHABA dostlar;

Geçen zaman dilimi içerisinde çok yoğun bir program beni bekliyordu. Bu yoğun programdan başarı ile çıkabilmek için adeta kampa girdim diyebilirim. Üç hafta boyunca 4. MURAT oyununu oynadım arkadaşlarım ve ustalarım ile birlikte. Bunun son iki haftasının pazartesi akşamları da 4. Murat’ ın GALA gösterileri vardı. Bütün oyunlarımızı da yüzümüzün akı ile, seyircimize ve Şehir Tiyatroları’na layık bir şekilde oynadığımıza inanıyorum. Çok önemli eleştirmenlerimizden de OLUMLU eleştiriler almak hem beni, hem de ekip arkadaşlarımı ve ustalarımı oldukca sevindirdi diyebilirim.

Bu arada bağlı bulunduğum tiyatro olan Şehir Tiyatroları’nda ilk kez bir yolculuğa çıkacağım. Dışarıda bu yolculuğu birkaç kez yaşadım, ama kendi tiyatromda benim için bir ilk olacak. Bildiğiniz gibi Jean-Paul Sartre’ın 100. doğum yılı bu yıl. 1905’de doğmuş Fransa’nın popüler düşünür ve edebiyatcısı. Dolayısıyla 2005 yılı da 100. doğum yılı. Jean-Paul Sartre ikinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkarak Varoluşçuluk
( Existentialisme) felsefesinin insanlara ulaşmasında çok etkili oldu. Sartre aynı zamanda yazar, romancı, eleştirmen ve oyun yazarı bildiğiniz gibi. Tanrı tanımaz varoluşçuların da en önemli temsilcilerinden biri. 1964 yılında reddettiği Nobel Edebiyat Ödülü’nü, 1971 yılında aldı. İnsanın “Özgürlüğü” üstüne oldukca emek harcadı Sartre. Anlayacağınız Jean-Paul Sartre’ın “Saygılı Yosma” oyununu sahneye taşıyacağız Şehir Tiyatroları sahnelerinde. Umarım düşündüklerimizi, oyunun içinde var olan şifreleri çözerek hem Şehir Tiyatroları’na, hem Sartre’a, hem de siz seyircilerimize layık bir oyun ortaya çıkarabiliriz. İlerde sizlere oyunla ve çalışmalarımızla ilgili daha detaylı bilgiler vereceğim. Fakat şu kadarını söyleyebilirim ki, böyle büyük bir sanat adamı, dünyada çeşitli etkinliklerle kutlanırken, ülkemizde O’na layık bir şekilde kutlanmaması gerçekten üzücü. Şu ana kadar, edindiğim bilgilere göre bizim yapacağımız “SAYGILI YOSMA “ oyunu dışında, herhangi bir tiyatroda Sartre ile ilgili herhangi bir çalışma da ne yazık ki yok.

Başta da belirttiğim gibi bu yoğun tempodan çıktıktan sonra da Sartre ve Saygılı Yosma oyununun kollarına attım kendimi. Tam bu arada bir ay öncesinden ilan edilmiş olan Alman Tiyatrosu’ndan “Theater An Der Ruhr” Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde bir hafta boyunca “PERDE” dedi. Gott, Venedik Taciri, Antigone, Küçük Prens ve Üç Kuruşluk Opera adlı oyunlarla. Theater An Der Ruhr Tiyatrosu’yla ilgili görüşlerimi sizlere aktaracağım ama, daha önceden biraz kendimizden söz etmek istiyorum. Bu bir hafta boyunca yazılı ve görsel basınımızdaki haberleri ve sanat programlarını elimden geldiğince takip ettim. Bu konu ile ilgili olarak ne yazık ki tatmin edici hiç bir haber göremedim. Almanya’nın ve dünyanın çok önemli tiyatrolarından biri olan Theater An Der Ruhr İstanbul’da, şehrin göbeğinde, Harbiye Şehir Tiyatrosu’nda bir hafta boyunca, üstelik bir ay önce ilan edilerek, hiç bir tanıtım olmamasına rağmen, oyunların tamamı kapalı gişe olmak üzere, sandalyelerde, merdivenlerde oturan seyircilerin izdihamı altında “PERDE” diyor ve basından ilgi hiç yok. Üstelik kimi oyunların bazı sahnelerinde çıplaklık da vardı ama, her halde haberleri yok habercilerimizin. Yoksa kameramanlardan ve fotoğraf makineleri ile donanmış basın ordusundan sahneyi göremezdik!...
Bu olayın gerçekleşmesinde büyük katkı koyan Şehir Tiyatroları’na ve Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Sayın Mazlum Kiper’e en azından kendi adıma ve sanatseverler adına teşekkür ederim.
Theater An Der Ruhr 1980’lerin başlarında Uluslar arası diyaloğun anlam ve değerine önem veren ilk Alman Tiyatrosudur ve o zamandan bu zamana kadar bu görevini başarıyla sürdürmektedir. Aralarında Bavyera Devlet Tiyatrosu, Stuttgart Devlet Tiyatrosu ve Berlin’deki Maksim Gorki Tiyatrosu da bulunan Mülheim’deki tiyatro yaşamını zenginleştiren topluluklar sayesinde eşsiz bir değişim programını geliştirmiştir. Sayısız müzakereler, metinler ve açık tartışma platformlarının tiyatro çalışmasının gerekli elementleri olduğuna inanmış olan tiyatro, şehrin ve etrafındaki bölgenin aralarındaki iletişimin merkezi olarak görülür. Evet dostlar, tiyatro bu derece DEĞERLİDİR anlayacağınız. Siz bakmayın İstanbul’da onlara gerekli önemi vermememize, yukarıda yazdıklarımdan da anlayacağınız gibi onların buna ihtiyacı yok. Umarım biz de Şehir Tiyatroları olarak bu değişim programının içine girebiliriz ve sanatta etkileşimi aynı sahnelerde soluruz meslektaşlarımızla... Eeeee 2. Dünya Savaşı sırasında bombardıman altında olmalarına rağmen, yerin altında bile “TİYATRO” yapan nesillerin torunları onlar ne de olsa, değil mi?

Oyunları seyrettim dostlar. Büyük bir emek ve düşünce yaratıcılığı var sahnede. Ama bana inanın, bizim sahnelerimizdeki oyunların çoğu da onlardan aşağı değil. Hatta şu anda Türk Tiyatrosu sahnelerinde izlediğim oyunlardan çok daha iyi oyunlar var. Aramızda kültür farklılığı olduğu izlediğim oyunlardan da anlaşılıyor. Fakat söylemeden edemeyeceğim, bizim oyuncularımızın sıcaklığı ve samimiyetini sahnede pek göremedim. Oyunculuk adına sahnede mükemmele yakın bir teknik oyunculuk gösterisi olduğunu ise açıkca söyleyebilirim. Bu duyguları iki yılda bir yapılan “Uluslararası Tiyatro Festivali” nde de sıkca yaşamışımdır. Anlayacağınız doğru yoldayız dostlar. Yeter ki, yabancı hayranlığından kurtulup, kendi öz değerlerimizi ortaya çıkarırken, siz seyircilerimizin sıcak nefeslerini hep hissedelim. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

Dostlar, kendimi bildim bileli merak ettiğim çok önemli bir soru var içimde yaşattığım. Bizler neden kendimizi SEVMİYORUZ? Bu sırf sanat alanında değil, hemen hemen her alanda böyle. Biz Türkiye’deki sanatçılar bir oyunu sahneye taşırız, kaşının üstünde kılı var diye beğenilmez, ülke dışından aynı oyun gelir, çoğu kişi hiç bir şey anlamaz, ama yabancı ya, “Ne güzel oyun ama!” der geçeriz. Büyük kitleleri peşinden sürükleyen futbolda da durum aynı. Kendi çocuklarımızı bir kalemde harcarız, yabancılara ise sonsuz tahammülümüz vardır. Ne olur artık en azından başkasını olmasa da, kendimizi sevelim. Sevgisiz bir toplum olmak yolunda ilerliyoruz. DİKKAT!

29 Ekim Cuhuriyet Bayramı’nı coşkuyla kutladık, daha sonra da 10 kasımda her yıl olduğu gibi hüzünlere büründük. Şeker Bayramı ile de geleneklerimizi bir kez daha gözden geçirdik. Sevgiyle kutladık bayramımızı. Ben bütün bu olaylar yaşanırken 4. Murat oyununu oynuyordum. 4. Murat oyunu aslında bize Cumhuriyet’in ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlatıyor inancındayım. Eminim çoğunuz biliyorsunuzdur ama ben sözlerimi Süleyman Apaydın’ın çarpıcı bir şiiriyle bitirmek istiyorum...


“Ey milletim,
Ben Mustafa Kemal’im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın diktiğiniz heykellerimi...

Özgürlük hala,
En yüce değer
Değilse eğer...
Parangalı kalsın diyorsanız, köleler...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağ’a taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın diktiğiniz heykellerimi...

Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.

Eşit olmasın diyorsanız kadınla, erkek...
Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki, okumasın
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Hala önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun,ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ...”


Fazla söze gerek yok sanırım. Dostlukla kalın...





Yorumlar   



Hüseyin KÖROĞLU - Yazarın Diğer Yazıları   





 
    Köşe Yazıları

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Oyun Tekstleri
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol
    Cast Üyelik

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 18.11.2008

1 KUCUK KADINLAR
1 KUCUK KADINLAR
2 BINBIR GECE
2 BINBIR GECE
3 CARKIFELEK
3 CARKIFELEK
4 DUDAKTAN KALBE
4 DUDAKTAN KALBE
5 ARKA SOKAKLAR
5 UGUR DUNDAR'LA ST

   Faruk KARAÇAY
 Faruk KARAÇAY - Yıkımlar İçin

   Anket
En İyi Haber Kanalı Sizce Hangisi

  CNN TÜRK
  NTV
  SKY TÜRK
  HABER TÜRK
  KANAL TÜRK


SMC Otomasyon
Anasayfa | Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim