Siz bu yazıyı okurken ben yakınlarda olsam da bayram çok uzaklarda olacak... geçmiş bayramınızı kutluyorum...
bir de iyi yıllar diliyorum...
Sizin bayramınız nasıl geçti bilmem ama biz ailecek bu yıl bir değişiklik yapmaya karar verdik; bayramı Kars' ta dedemin ve babaannemin yanında geçirmek üzere 1 hafta önce uçağımıza bindik. Kars uzun yol, ( hezarfen ahmet çelebi' ye saygılarımı sunuyorum) bu 24 saatlik yolu 1 buçuk saate indiren pilotumuz sayın Bülent Ecevit' e (evet bence de ilginç ve renkli bi isim)teşekkürü bir borç bilerek anlatmaya başlıyorum...
Babaannemi tanırsınız ilk yazımdan, bir değişiklik yok. Dedem de aynı, babaannem dizilerdeki kötü adamlara beddua ederken kanalı değiştirince o da babaannemin sözlerinden nasibini alıyor.
Kars herhalde bu ülkenin ne kadar özel olduğunu bana kanıtlayan ilk şehir. Ermeni' lerin, Kürt'lerin, Azeri' lerin, Rus' ların, Türk'lerin bir arada yaşayabildiğinin resmidir Kars, küçük bir Türkiye gibi, ülkemin özeti gibi...
Hala sapasağlam duran Kars Kalesi bir mesaj vermek ister gibi... Mesajını veriyor, aranızda kalıyor..
Burada en ufak bir soğukta bir rüzgarda bir karda sokağa çıkmaya üşenen bünyem beni şaşırtıyor; oradaki normal hava -20, -30 ya, -10 derece olunca "çok güzel hava, içim ısındı ,çıkalım dışarı" diyor. Bünyemi dinleyip çıkıyorum, ve evet, hasta olmuyorum. Ben galiba bukalemunum, havanın ortalama ısısına göre davranıyorum.
Kendimi keşfe devam...
Caddelerde rüzgar varken ve fakat aklımda aşk yokken de bırakıp gidilen yerler özleniliyormuş... insanı yaşadığı şehre bağlayan sadece elle tutulan şeyler değilmiş işte... havası, suyu, altından toprağı taşı da peşinizi bırakmıyormuş... ve zaten sizin de peşinizi bırakmasını istediğiniz yokmuş...
Doğduğum ama büyümediğim bir şehri keşfe çıkmak garipti başlarda... Ev arkadaşlarımdan yaşımın en yakın olduğu Uğur, Kars' ı fotoğraflayana kadar binaların, taş evlerin, o muhteşem mimarinin farkına varamamıştım doğruyu söylemek gerekirse. Şimdi fotoğraflara bakınca çok etkileyici olduğunu anlıyorum, siyah beyaz yaptığım fotoğraflara bakarken ise tam anlamıyla büyüleniyorum.
Gitmeyenlere söylemem gerekir ki; Kars siyah beyaz bir fotoğraf gibi, başka rengi yok... Hüzünlü, kendi haline ve etkileyici... Muhteşem sokaklarına ne yakışıyor biliyor musunuz? Çello sesi!:) İçinde Çello olan her şarkı uyar oraya. Çello, şarkıyı Kars' a ait yapar o anda. Şarkı başlar, devam eder, süre 3.25 olunca çello girer ve o şarkıyı kendine ait yapar, bu ikiliye Funda karşı koyamaz, hem şarkıya hem de Kars' a aşık oluverir.
Sonra insan Kars' lıysa biraz şımarır, "ehh burası benim memleketim" diye kasım kasım kasılır. Kars soğuk görünen ama özünde sıcak insanlar gibidir sizi bağrına basar. Kulağınıza " Git istediğin yerde mutlu ol, istediğin yerde kal, yaşa zaten burası senin evin, istediğin zaman gel, kapım sana hep açık" diye fısıldar.
Arkanızdan su döker ve siz sonsuza kadar ona ait kalırsınız nerede yaşarsanız yaşayın... Memleketlerin sırrı da budur zaten değil mi? Herkes aynı şeyleri mi hisseder yoksa ben mi yine duygusal yaklaştım bilmem. Memleket derin mevzu yahu:)

|