OPERA NASIL YÖNETİLMELİ !
Ülkemizde opera ve bale sanatını kalkındırmak imkânsız kadar zorlaşmıştır. 1938’den beri opera-baleye sadece bir kez yatırım yapılmıştır: “Istanbul Opera Sarayı” binası (1969).
Sonra da bu bina derhal yakılarak uzun yıllar tamirde kalmış, akustiği yanlış olarak tekrar temsillere açılmıştır. Daha sonra A.K.M. uygulamasına geçilerek önceleri opera-bale kurumu kiracı konumuna düşürülmüş, kısa bir süre sonra da “sığıntı” pozisyonuna geriletilmiştir. Şimdi bu bina da eskimiş olduğundan artık yenisinin hemen yapılması kaçınılmaz olmuştur. Ankara’ya, İzmir’e halâ bir opera-bale binası yapılmamıştır. Antalya’da ise adı opera olan bir kurum olmasına rağmen bina bile yoktur. Bu durum dünyada başka örneği olmayan bir traji-komedidir!
Hükûmetlerimiz opera-bale sanatına başkaca yatırım yapmamıştır. Son 18 yıldan beri de kadro vermemeyi normalleştirmiş, (Tansu Çiller hükümetlerinden beri) bu sanat kollarını hızla kırmaya başlamıştır. Hiçbir kültür bakanı, müsteşarı, opera bale genel müdürü ve opera şube müdürü bu konuda ağızını açmamış, hepsi yetersiz ve güçsüz olarak tarihin tozlu sayfalarında unutulmuştur heyhat!. Hiçbir opera bale genel müdürü malî ek kanun tasarısı talebinde bulunmamış bu suretle devlet opera ve baleleri sadece kuruluş kanunuyla çalışan çağ dışı bir konuma sürüklenmiştir.
Bu kurumlarımızın üç türlü bütçesi vardır:
1) İşletme Bütçesi,
2) Yatırım Bütçesi,
3) Cari Harcamalar Bütçesi.
Sağlıklı olması için işletme bilimine göre devlet kurumlarında oranlar şöyle olmalıdır:
• İşletme için bütçenin azami % 40’ı.
• Yatırım için bütçenin % 50’si.
• Cari Harcamalar için bütçenin %10’u.
Oysa günümüzde devlet opera ve balelerinin bütçesi şöyle:
İşletme Bütçesi %95!!!
Yatırım Bütçesi % 0!!!
Cari Harcamalar %5!!!
İnanılır gibi değil, değil mi?. İşletme ve kamu idaresi ders kitaplarına göre bu oranlar o kurumun battığını (yok olduğunu) göstermektedir!
Özellikle 1980’lerden sonra makro anlamda konuyu bilmeyen, idrak edemeyen beyinler opera ve balemizi yönetme cüretini gösterdikleri içindir ki bu hale düşülmüştür. Ne hazin! Aslında devletimizin diğer bir çok kurumu Avrupa-Amerika standartlarında çalışabilmektedir. TRT, THY. Ziraat Bankası örnekleri uzatılabilir.
Mikro düzeyde opera-bale idareciliği yapmak ne kurumlara ne de müdürlük ve genel müdürlük yapan o kişilere bir fayda sağlamıştır. Aslında takke düşmüş kel görünmüştür! Kurumlarımız can çekişmektedir. Mesela sponsorsuz dekor kostüm parası bile bulamamaktadır. Tuvaletlerden elleriniz sırılsıklam çıkmak zorundasınız! Ne kağıt havlu var, ne de kurutma makinesi! Operamızın pisliği nedeniyle dizanteri olanlar var meselâ.
1969’dan bu yana hiçbir kentimizde dört başı mamur bir opera bale binası ne yapılabilmiştir, ne de bundan sonra yaplabilecek gibi görünüyor. Bütün bunların müsebbibi biz sanatçılarız. “Ağlamayan çocuğa meme verilmez” şeklinde esaslı bir deyişimiz vardır. Ağlamasını bilmek bilgiyle olur. Makro anlamda operacı ve baleciliği kavrayamadan idarecilikten emekli olanlar halâ bu dediğimi anlamaktan uzak olarak kışlıklarında ya da yazlıklarında geçmişteki icraatlarından memnun, mütekait olarak yaşamakta! Ne feci!
Yönetim koltuğunun başarısı, makro gözle mikro gözün çağdaş saptamalar ve atılımlar ışığında uyumlu bir ikili olabilmesine bağlıdır.
Müdür ve genel müdür konumundakilerin mikro pencereyle fazla ilgilenmeleri kurumlara hiçbir yarar sağlamıyor. Bu, bütün dünyada bilinmekteyse de operalarımızda bilinmediği ortada. Müdürlerimiz neredeyse dekoru da, kostümü de distribüsyonları da sanat teknik işlerini de koreografiyi de, korrepetisyonu da ve hatta rejisörlüğü ve orkestra şefliğini bile yapmak istercesine çalışıyor. Bu davranışlar kurumlarımıza şiddetle zarar veriyor. Kurumlarında canla başla mücadele veren müdürler yanılıyor! Mücadele mutlaka yukarıda verilmelidir. Aşağıdaki işler delege edilebilir.
Vaktiyle İzmir havalisinde (1950’lerde) “Con Ahmet” namında bir “mucit” yaşamış. Tek amacı enerjisiz çalışan bir makine icat etmek imiş! Tabii o makineyi icat etmeye uzun ömrü vefa etmemiş!
Fransa’da şunu öğrenmiştim. “Bir müdür eğer vaktinin tamamını kurumunda geçiriyorsa o zaman bütün işler bozulur!” Bu cümle o müdürün mikro işlerle uğraştığını vurugulamakta zira.
Vaktiyle Gürer Aykal opera bale genel müdürüyken (1979) haftada sadece (ortalama) bir ya da iki gün operaya geldiği içindir ki (mikrocular tarafından eleştirilmesine rağmen) o dönemde çok başarılı işler yapabilmişti. İyi müdürler mikro işleri doğru kişilere delege eder ve kendisi sadece kontrol etmeye vakit harcar. Yanlış yapanlar olursa onları gerekirse görevden alır. Ama doğru çalışanların inisiyatifleri sayesinde büyük müdür olurlar. Mesele işte budur.
Başarılarımız, kurumlarımız, kentimiz, ülkemiz, insanımız ve yeryüzünde yaşayan tüm insanlık için olmalı…
|