Plato Meslek Yüksekokulu

Televizyonda Oynamayanlara Ne Yazık Ki “Oyuncu” Denmiyor Artık…

  Hüseyin KÖROĞLU - 04.10.2006 - 23:23


Merhaba sevgili DOSTLAR,

Sizlerin de bildiği gibi, Şehir Tiyatroları’nın “VI. Murad” oyunu ile Kıbrıs’a “Uluslararası Kıbrıs Tiyatro Festivali”ne gitmiştik. Lefkoşa’da, Girne’de, Gazi Mağusa’da üç tane oyun oynadık. Aşırı sıcağa rağmen, halkın Şehir Tiyatroları’nın “IV. Murad” oyununa gösterdiği ilgi muhteşemdi. Her bölgede adeta bağrına bastı bizleri Kıbrıs halkı. Tiyatro’ya gösterilen bu ilgide tabii ki Kıbrıs’ta özveri ile bu mesleği yapan meslektaşlarımın büyük emeği var. Onlara da huzurlarınızda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Özellikle Yaşar Ersoy ve Osman Alkaş ustalarımıza.

Evet dostlar, ekim ayında biliyorsunuz tüm tiyatrolar perdelerini açar. Her sezon hem inanılmaz bir sevinç kaplar içimi, hem de tarif edilemez bir hüzün. Oyunların doğumlarını sahnelerde izlerken, aramızdan yitip giden meslektaşlarımız, ustalarımız gelip geçer gözlerimin önünden. Şimdi yaşadığımız çağda, televizyonda “OYNAMAYANLARA” ne yazık ki “OYUNCU” denmiyor artık değil mi? Huyum kurusun en son söyleyeceğimi, hep en başta söylerim nedense. Oysa bir araba laf edip, sonunda söylesene şu cümleyi değil mi? Evet dostlar, garip bir çağda yaşıyoruz, 70’li yıllarda, bir tiyatro sanatçısı yolda yürürken herkes ona selam verme yarışına girermiş, şimdi ise aynı durum dizi oyuncuları için geçerli, ah tabii ki bir de politikacılar için. Bildiğiniz gibi dostlar dizilerde ben de oynuyorum, oynadığım dizi televizyonlarda gösterildiği sürece ilgi daha çok oluyor. Dizi bittikten sonra da ilgi azalıyor. Eeee bizde dedikodu programlarına çıkma da yok. Gece gezmeleri, birileri ile yakalanma da yok. Bu yapılan şarlatanlıklar yerine, tiyatroda insanlarımızın yüreklerine yazı yazıyoruz biz. Yıllar geçse de, bizleri seyrettikleri oyundan hatırlayan seyircilerimiz var. Burada anlatmaya çalıştığım beni hatırlayıp hatırlamamaları değil tabii ki, tiyatronun büyüsü ve gerçeklik duygusu. Seyircimiz diziyi unutabiliyor, ama tiyatro oyununu, oyunda canlandırdığınız rolü UNUTMUYOR. Bu da çok önemli bir ayrıcalık diye düşünüyorum. Bu çağda, daha çok tiyatro ile uğraşıp daha az diğer işlerle uğraşmak kolay olmuyor dostlar. Mangal gibi yürek ister bütün bunları yapmak için. Sonuçta evimizde çorbamız kaynıyor, sağlığımız yerinde, gerisi de çok önemli değil. Onurla, sevgiyle, özveri ile kuruyoruz hayatımızı.

Neyse, ekim ayındayız… Perdeler “VE PERDE” diyecek. Büyük ustamız Muhsin Ertuğrul’un kaleme aldığı, bence ibret dolu bir yazısının bir kısmını paylaşacağım sizinle. Yazıyı okuyun, okurken de sizden ricam günümüzdeki koşulları düşünerek okuyun…

“1945’de hezimetten sonra bütün Almanya uçsuz bucaksız bir yangın yerine dönmüştü. Bombalanmamış tek bir tiyatro kalmamıştı. Cehennemden kurtulan çırıl çıplak iskelet insanlar, yıkılmış binaların bodrumlarında, köstebek gibi sürünüyorlardı. Almanya’yı o günlerde görenler, bu millet artık ayakta tutunamaz diyorlardı. Hatta birkaç sene sonra gittiğim zaman şunları yazmıştım:
Tiyatroları yıkılmış, sahnelerin iskeletleri bile yıkılmış bir şehre ben GOETHE yılında tiyatro görmeğe gidiyorum, giderken de kendi kendime yangın yerlerinin izbelerinde oturanlar artık tiyatro mu düşünürler diyordum.
Evet, belki bize garip gelir ama sahiden önce tiyatrolarını düşünmüşler.Bakın nasıl: Sağını solunu ağır tahrip bombalarının çökerttiği Borsa binasının sağlam kalan tek salonunu opera oynamaya elverişli bir hale sokmuşlar, opera ve büyük dramlar oynuyorlar. Burası her gece tıklım tıklım doluyormuş. Günü gününe yer bulmak ne mümkün. Gelemeyen herhangi bir seyirciye ait tek bileti bekleyen yüzlerce seyirci olduğunu öğrenince, herkesten önce gidip kapıda dört saat beklemeyi göze aldım ve iade edilen tek bilete kavuşarak içeriye girdim. Tıpkı harpten önceki mes’ut yıllarda olduğu gibi gürültüsüz patırtısız, tam bir intizam içinde yerlerine oturan gıcır gıcır yıkanmış, tertemiz giyinmiş seyircilerin arasına katıldım. Bir mabede tapınmaya giren insanların huzuru ve huşuuyla dolu olan bu salonda eski sulh yıllarının san’at havasını içime çekiyordum. Altmış yetmiş kişilik orkestrada çalanlar yine eskiden olduğu gibi siyahlar giyinmişler, hepsi birer ciddiyet abidesi vekariyle kutsal vazifelerinin başında.
Temsil tam dakikasında başladığı zaman, bu yüzlerce kişinin doldurduğu salonda nefes alan insan var mı diye şüpheye düştüm. Muhakkak ki buraya gelenler eskiden olduğu gibi dayalı döşeli evlerinden gelmiyorlar, muhakkak ki, buraya gelenler eskiden olduğu gibi istedikleri yemekleri tıka basa yemiş toklar değildi, muhakkak ki, buraya gelenlerin her biri ya babasını, ya kardeşini, ya kocasını, fakat hepsi de az çok varlıklarını kaybetmiş kimselerdi ve muhakkak ki, buraya gelenler çıktıkları zaman eski güzel yuvalarına dönmeyecekler, bir kavuğa sığınacaklardır. Hakikat böyleyken bu gördüğüm seyircilerin hiç birinin yüzünde bu yoksulluğun ve yedikleri bu ağır darbenin izini bulamadım. Hepsi san’atın cezbesine tutulmuş, musikinin ruhları yükselttiği başka bir dünyada bulunmanın zevkiyle sarhoşturlar.
Ya sahnedeki sanatkarlar… Bu her bakımda muztarip insanları günün adi düşüncelerinden sıyırıp da üç saat başka bir alemde yaşatan sanatkarlar! Onlar da eskiden olduğu gibi varlıklı , rahat, müreffeh bir ömür sürmüyorlar, buna rağmen eski san’at ateşlerinden hiçbir şey kaybetmedikten başka belki bir kader kasırgasının biricik sığınağı ve büyük kayıplarının tek tesellisi olan kutsal sanatlarına daha fazla sarılmışlar, hepsi bu dertli topluluğa deva saçıyorlar. Alıcılarla vericiler arasındaki bu ahengin ululuğu karşısında tüyler diken diken oluyor. Bu halk Neron devrinde yaşasaydı “Ekmek ve oyun.” diye değil, muhakkak “Oyun ve ekmek.” diye bağırırdı.”

Evet dostlar büyük usta Muhsin Ertuğrul’un anlattığıbu olay 1945 yılından birkaç yıl sonra yaşanıyor. Şimdi 2006 yılındayız, hatta 2007’ye çok az bir süre kaldı. Bir Çin atasözü “Geleceğin tüm çiçekleri, bugünün tohumları içindedir.” der. Dostlar başka ne diyebilirim ki, HİÇ… HİÇ…

Yeni tiyatro sezonu hepimize hayırlı olsun… DOSTLUKLA…

Hüseyin Köroğlu

Ekim-2006-

Günün SÖZÜ: Savaş, barışın sağladığını yıkıp gider. ( Alman Atasözü.)




Yorumlar   



Hüseyin KÖROĞLU - Yazarın Diğer Yazıları   





 
    Köşe Yazıları

    Anasayfa
    Haberler
    Kültür Sanat
    Sinema - Tv
    Kitap - Dergi
    Müzik - Konser
    Tiyatro
    Tiyatro Tarihi
    Oyun Tekstleri
    Çocuk Oyunları
    Lirik Tiyatro
    Köşe Yazıları
    Röportajlar
    Tiyatro Toplulukları
    Sahneler - Salonlar
    Ajanslar - Firmalar
    Linkler
    Site Haritası
    İletişim
    Forum
    Üye Ol

   TV İzlenme Oranları
TV İzlenme İstatistikleri 07.02.2010

1 YETENEK SIZSINIZ
1 YETENEK SIZSINIZ
2 YETENEK SIZSINIZ
2 YETENEK SIZSINIZ
3 ASK BIR HAYAL
3 ASK BIR HAYAL
4 ARKA SIRADAKILER
4 ARKA SIRADAKILER
5 AKASYA DURAGI
5 BKM MUTFAK ''COK

   Faruk KARAÇAY
 Faruk KARAÇAY - Yıkımlar İçin

   Anket
En Beğendiğiniz Sinema Türü ?

  Korku
  Komedi
  Aksiyon
  Politik
  Dram
  Fantastik
  Bilim Kurgu
  Romantik


Anasayfa | Bize Katılın | Şifremi Unuttum | Linkler | Site Haritası | İletişim
evden eve nakliyat | Zayıflama | Kobiler | Web Tasarım | Uydu İzle | akrep | çin | Araç Kiralama | Şifalı Bitkiler | ücretsiz seri ilan