Taşındılar...Onlar buralardan yıllar önce taşındılar,yüklenip sırtlarına yalnızlıklarını,anılarını da sıkıştırıp çantalarına ve kaldırım taşları üzerinde gözlerini de bırakmadan öylece...
Bir kurban bayramı ziyaretiydi...Yada şeker bayramı?Yoksa bayram falan değil miydi?Kaç zaman olmuştu ninesini ziyaret etmediği?Tahta kapıyı hırsla yumrukladı...Ne kapıyı açan oldu ne de bir ses veren...Oysa o biliyordu,ninesi tahta kapının hemen ardındaydı.Taş duvara tırmandı.Eskiden de böyle yapardı.Asla kapıyı kullanmaz,taş duvara tırmanır ve ordan bahçeye atlardı.İşte yine duvarın üstündeydi...Bahçe nerdeydi peki?
Renk renk dalya çiçekleri,mis kokulu naneler,maydanoz ve yeşil soğanlar nerdeydi?
Taşındılar...Onlar burdan yıllar önce taşındılar.Yine bir bayram sabahıydı.Yine ayak sesleri onların sokağına sapmadı.Yine tahta kapının ardındaki çıngırak çınçınlamadı.Yine ev baklavasını kimse tırtıklamadı.Badem ağacına asılı lokumlu mendilleri de kuşlar gagaladı.Sobanın ardındaki yer döşeğinin çarşafları da hiç buruşmadı...
Bir bayram ziyaretinin boğazına korkunç bir acıyla çörekleneceğini bilememişti.Taş duvarın dibine,çöküverdi.Gözleri tahta kapıya kilitli...Bir bulut geldi tam tepesine.Buluta baktı.Bulut kaçtı,o kovaladı...Tahta kapının ordan köy meydanına inen yolda buldu kendini.Elini cebine attı.Ucu bağlı bir mendil yakaladı cebinde.Heyecanladı.Sevindi....Güldü...Ucu bağlı mendili usulca avucuna aldı.Serçe gibiydi mendil.Hemen kaçacak gibiydi.Usulca bir kuş öpüşü kondurdu mendile.Uzun uzun baktı sonra.Gözlerini kapattı,mendildekini tahmin etmeye çalıştı.
-Şeker!Mendilde şeker var.Bildim değil mi nine?
-Aç bakalım evladım.Açmadan bilemezsin.
Elleriyle iyice yokladı mendili.
-Bildim işte...Şeker var.
Çabucak açtı mendili.İri bir akide şekerini ağzında yuvarlarken nispetle,
-Hem de fıstıklı ! dedi kızkardeşine...Kızkardeşi omuz silkti.Boynuna asılı minik çantasını açıp,
-Baaak paralarıma!Benim mendilimden para da çıktı yaaa!!!!
Hırsını şekerden aldı.Katırdata katırdata yedi hemen şekeri.Kızkardeşi yine omuz silkti.
-Ben bayram yerine gidiyorum !dedi ve bulutun paçasına yapışıp oradan uzaklaştı.
Öylece kalakalmıştı tahta kapının önünde.Neredeyse ağlayacaktı.
-Öbür cebine bak ! dedi taş duvarın ardından ninesi.
Elini öbür cebine attı,
-Yaşasın!İkinci bir mendil.Mendili açmadan keyifle salladı.Paralar şıkır şıkır yaptı.Taş duvarın ardından uzandı ninesinin eli,saçlarını okşadı.
-Haydi şimdi doğru bayram yerine!
Uçarçasına koşuyordu.Köylüler elinde mendil, deli gibi koşan bir adam görünce çok şaşırdılar.Birbirlerine işaret edip gülüştüler.
-Spor koşusu yapıyor zaar! dedi biri.
-Bu yazlıkçıların hepsi böyle!dedi öteki.Adam çarpmasın diye de azıcık kenara çekildi.
-Bayram yeri...Bayram yeri...Offf nereye kurmuşlardı bunu!!!Köy meydanında hiç bir şey yoktu.Şaşkın şaşkın etrafına bakındı.Bir araba durdu yanında.Bir adam camdan kafasını sarkıtıp,
-Birader İskele sitesi ne tarafta? diye sordu?
-Bilmem...Ben bayram yerini arıyorum.
-Bana bak!En tepedeyim!diye seslendi kızkardeşi o sırada.Kafasını kaldırdı.İşte ordaydı.Kızkardeşi dönmedolabın içine kurulmuş tepedan ona el sallıyordu.Dönmedolaba doğru yürüdü.Arabadaki adam,
-Çekil önümden be adam!Ezileceksin!diye bağırdı.
Mendilini açtı.İçinden çıkan bozuk paralardan birini esmer ,kara bıyıklı dönmedolapçı adama uzattı.
-Ben de binicem!
Esmer ,kara bıyıklı adam demir kolu çevirmeye devam ederek,
-Daha üç tur var.Bekle !dedi.Kızkardeşi sırıtarak geçti kafasının üstünden.
-Ben de bir dönmedolap yapabilirim.
İri iri güldü dönmedolapçı.Kolu çevirmeyi bırakmadan,
-Nasıl?
-Çok kolay.İki tane kocaman tahtayı birbirine çakarım.
Sonrada uçlarına küçük sandıklar asarım.Dönmedolapçı daha da iri güldü bu kez.
-Ne yani ! dedi ..Senin ki çok mu farklı.Üstelik ben böyle gıcır gıcır ötmesin diye de yağlarım hergün.
Dönmedolapçı koluçevirmediği eli ile onu kucağına aldı.
-Peki bu kolu da çevirebilir misin?İki eliyle yapıştı demirkola.Dönmedolapçı hem kolu hem onu bırakmış gülüyordu.O demirkolda asılı,ayaklarını boşlukta sallayarak kolu çevirmeye çalıştı.Dönmüyordu...Dönmüyordu...
-Bu adam hepten delirmiş! dedi köylülerden biri.
-Kardeşim bıraksana ağacın dalını.Şuncacık fidan hiç çeker mi seni?
-Ohooo bizi tınladığı yok ..Birader hoopp!!!
-Çekin şunu bacaklarından valla kıracak dalı..
Kızkardeşi bir yandan bacaklarına asılıyor,bir yandan da
-Dayımlar geldiii,dayımlar geldiii!!!diye bağırıyordu.
Bu sesle ellerini ağacın dalından bıraktı.Belki de dönmedolabın çevirme koluydu bıraktığı.Sevgiyle yakaladı kardeşinin elini.Ninesinin evine doğru uçtular,bulutun paçasına yapışıp.Tahta kapı ardına kadar açıktı.Buna rağmen iki kardeş taş duvara tırmandılar.Peşpeşe atladılar bahçeye.Renk renk dalya,mine ,hercai çiçeklerinin,mis kokulu nanelerin,maydanozların,yeşil soğanların arasından geçtiler.Beyaz kireç badanalı taş evin içinden bayram kahkahaları geliyordu.Taş evin kapısı da ardına kadar açıktı.Bayram pabuçlarını çıkartmadan içeriye daldılar.Ve anında enselerinden tutulup dışarıya konuldular.Pabuçlarını fırlatıp acele ile ayaklarından dayılarının kucaklarına zıpladılar.Ve dayılarından beş liralık bayram harçlığını kopardılar.Bu harçlık olarak aldıkları ilk kağıt paraydı.Kağıt parayı ucundan tuttu.Hayran hayran baktı.
-Bu parayı hiç harçamıycam,saklıycam dayı!dedi.Sonra dayısının yanağına ıslak bir öpücük kondurdu!Yanağındaki ıslak öpücüğü öfkeyle sildi köylü erkek çocuğu.Ve aynı öfke ile adamın kendine verdiği kağıt beş lirayı geri uzattı.
-Bu para geçmez!
Adam bir şey söylemeden parayı geri aldı.Köylü erkek çocuk koşarak adamın yanından uzaklaştı.Çocuğun rüzgarından kağıt para adamın elinden kaçtı.Adam kağıt parayı kovaladı.Para gitti bahçedeki badem ağacının dalına yapıştı.Adam ağaca tırmandı.Dalın ucundaki paraya parmakları uzandı.Adam parmaklarının ucundaki parayla yere düştü.Avucunda sımsıkı tuttuğu kağıt parası ile tekrar eve koştu.Bayram pantolununu yırttığı için annesi onu azarlayacakken ninesi kurtardı.Kanayan dizine tentürdiyotbastı.Avaz avaz ağladı,bağırdı.Ninesinin ortaya koyduğu bir tepsi bayram baklavası bağırtısını kesti.Ninesinin kendi eliyle açtığı yufkalardan yaptığı,bol bademli,cevizli baklavayı iştahla atıştırdı.
Nine ise torununun şeker hastası olduğunu öğrendikten sonra asla baklava yapmadı.
-Pıssttt!!!Pıssttt!Buraya gel,hadi,çabuuk!!
Kızkardeşi taşevin bitişiğindeki yarı mutfak yarı kilerin kapısından kafasını uzatmış el kol hareketleri ile onu çağırıyordu.Bu ufaklığın bir şeyler çevirdiği kesindi.Yanına gitti.Kızkardeşi onu elinden tutup içeriye çekti.Sonra kafasını kapıdan çıkartıp,etrafı kontrol etti.Kimsenin onları görmediğinden emin olduktan sonra gözlerinde sonsuz sevgi ile ağabeyine baktı.Boynundan hiç çıkarmadığı minik çantasını açtı...Minik ellerini çantasının içine daldırdı.Renk renk leblebi şekerlerini ağabeyine uzattı.
-Senin için sakladım.Al,hepsini ye...
Şekerleri kardeşinin elinden alıp,yere fırlattı..
-Leblebi şekerlerini unuttunuz! dedi köyün bakkalı.
-Kalsın!
-Ama parasını ödediniz!
-Kalsın...Şeker hastası olamayan çocuklara dağıtırsınız.
Köyün bakkalı koca bir kesekağıdı dolusu leblebi şekerini cam kavanoza geri boşaltırken,adamın bu davranışına bir anlam veremedi.Yeni bayramlık giysileri içinde sıkı sıkı tembihliyordu annesi.
-Ninene söylemek yok!
-Neyi söylemiycem anne?
-Dayının öldüğünü aptal!
-Niye,ölmek kötü bir şey mi?Dayım kötü bir şey mi yaptı?
Hayır dayısı kötü bir şey yapmamıştı.Kötülüğü yapan bütün bu tembihlere rağmen dayısının öldüğünü bayram bayram ninesine söyleyen kendisiydi.Esaslı bir dayak yemişti annesinden.Dayısına o kadar kızmıştı ki,öfkesini parke taşları tekmeliyerek aldı.
Terkedilişler o gün başlamıştı,bunu şimdi anlıyordu.Dayısız geçen bayramlarda öğrendi ölümün ne olduğunu.Ölümçocuk yüreğinde korkunç bir özlemdi.Şeker yemeyi özlediği gibiözlüyordu dayısını.Dayısını özlediği gibi özlüyordu eski bayramları.Ninesini...Annesini.Kızkardeşini...Artık ne bayram vardı,ne bayram yeri.
-Yalancı çocuk seni!Hani dönmedolap yapacaktın?
Döndü..Tanıdık bir yüzdü konuşan bulutun tepesinde.Esmer,beyaz...???Yoo kara bıyıklı dönmedolapçı ona bağırıyordu.
-Yalancı çocuk!Hani dönmedolap yapabilirdin.
-Artık bayramları sevmiyorum..Öyle zor söyledi ki bunu.Esmer,kara bıyıklı dönmedolapçı iri iri ağladı bu kez.Ve gözyaşlarını bir mendile doldurup ucunu bağladı.O,elinde mendil tahta kapılı eve koştu.Yumrukladı kapıyı adam...Bağırdı!Acıdı içi adamın daha da.Minik bir su birikintisine düşen arının vızıltısı, acısını daha da arttırdı.Gözyaşlarını hapsetti gözbebeklerine.
-Bayramlarda ağlanmaz,bir daha bayramlarda ağlama.
-Ama nine topum patladı.
-Yeni bir top satın alırız.Ama bayramları asla satın alamayız evladım.
Ağlamadı adam. Ucu bağlı mendile uzun uzun baktı.
-Onlar buradan yıllar önce taşındılar!dedi mendile.
-Yüklenip sırtlarına bayram sevinçlerini,buralardan çooooktan taşındılar!
Usulca öptü mendili,taş duvarın ardına fırlattı...Mendil havada
açıldı.Çocuk sesleri,mis kokulu naneler,çiçekler,leblebi şekerleri,bayram kahkaları uçuştu havada.Adam onları yakalamaya çalıştı.sOnlar kaçtı,adam kovaladı...
Hilal Çelenk
|