Selman Ada
_______________________________________________________________________
Kilitli Kapılar Ardında!
Tiyatro, opera, bale ve senfoni alanlarında altyapı çalışması yapılmadan kaytarılan yarım asır sonunda Türkiye’nin bugün itibarıyla asgari dört yüz çağdaş tiyatro, kırk opera-bale ve seksen senfonik konser salonuna ihtiyacı var.
Almanya’da mevcut yapı şöyle: Beş bin kadar tiyatro, üç yüz opera bale sahnesi (yüz yirmi beşi kadrolu) , altı yüz senfonik konser salonu (yüz yirmi kadarı kadrolu senfoni orkestrası).
Türkiye’de geçmiş iktidarların hepsi bu alanları dışladı! Çünkü siyasi getirisi yok! Kültürel getiriyi hesaba katabilecek öngörü ise hiç olmadı!
Mesela İstanbul Kasımpaşa’da 1960’larda bir müzik lisesi ve oda orkestrası olsaydı Başbakanımız bu çizgide yetişebilir; İmam Hatip liseliliğiyle hakkı olarak nasıl övünüyorsa viyolonsel çalmakla da öyle övünebilecekti. Ve şimdi sanata katkı vermek için özel bir çaba harcamak isteyecekti. Bach’ları, Beethoven’ları Debussy’leri çalmış biri olarak.
Mesela Afyon’da 1950’lerde bir Devlet Konservatuvarı olsaydı Cumhurbaşkanımız tiyatro eğitimi almış biri olabilirdi. Ve şimdi sanata katkı vermek için özel bir çaba sarfetmek isteyecekti. Shakespeare’i Molière’i, Becket’i oynamış biri olarak. Üstelik diksiyonu da pek güzel olacaktı. Hatta opera izleme ihtiyacı bile duyabilecekti. Ankara Operası’na iki üç yılda bir bile olsa gidecekti. Oysa bırakın operaya gitmemeyi, misafirlerine Türk Operası seyrettirme hedefini koyarak Atatürk, A. Adnan Saygun’a opera besteletmişti. Puccini oynattırabilirdi! Oynatmadı. Türkiye’nin kalkınmışlığının en temel ölçütlerinden biri olarak bir Türk operasının oynanmasını istedi.
Peki bugün kültürel getiriyi hesaba katan, yüksek sanatın yaygınlaşmasını isteyecek gelişmişlikte olan siyasetçimiz var mı? Cevabını siz verin!
Ardına kadar açıktır sanatın kapıları her ülkede olduğu gibi ülkemizde de. Ama siyasîlerimizin zihinlerindeki kilitli sanat kapılarını sanatçılar açamaz! Sanatçı, zihnine kilit vurmamışlara hitap eder ancak. Zihnine kilit vurmamışlardan da pek siyasetçi yetişmez ülkemizde ne hikmetse!
Sanatsever olmanın faydaları nedir acaba?
· İnsanın kendi iç dünyasını keşfetme ve inceltme imkanı vermesi.
· Beyindeki tüm verilerin birbiriyle ahenk içinde ilişkilenmesini sağlaması. Bu sayede zekânın gelişmesi.
· İnsanın mekanik bir varlık olmadığını idrak etmesi ve bilgeleşmesine katkı vermesi.
· İnsanlar arasında ortak payda olması nedeniyle ırk, din ve dil farkını iptal ederek siyasilerin başaramayacağı evrensel bir barış ortamı yaratması.
Sanatla ilgilenmeden sanattan anlamak, hoşlanmak, bedii alanda gelişim sağlamak mümkün değildir. Eskiden ülkemizde de batıda olduğu gibi devlet adamı olmak için yapılan tahsilde sanat ön planda yer almaktaydı. Besteci, şair, hattat vb. padişahlar yetişebilmişti. Günümüzde ise hayatını yaşamayan, az buçuk ekonomi ve/veya hukuk bilmek zorunda olan siyasetçiler arttı. Cumhuriyet döneminde Atatürk’ten sonra sanatla ilişkisi olduğu bilinen sadece iki kişi var: viyolonsel çalan İsmet Paşa ve şair Ecevit. Sonraki kuşakların sanatla ilişkilerinin tamamen koptuğu görülmekte. Uçak ya da denizaltı yapma hedefi gerekli sayılabilir ama sanata yatırım yapmadan devam edildikçe ulus olarak insanın özünün ıskalandığı, heba olan itibarsız yıllar telafi edilemez; kuru, anlamsız bir çölde kayıplar hanesine yazılır.
|